Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin

 

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ

      (154-) Ve la tekulu limen yuktelu fiy sebiylillahi emvat* bel ahyaün ve lâkin la teş'urun;

 

      * Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.

      Sakın Allah yolunda ölenlere ölüler demeyesiniz, onlar hayattadır siz onları şuur edemezsiniz.

      Burada zâhir mânâda şehitlerden bahsediyor ama bâtın mânâda ve daha geçerli bir mânâ ile çünkü herkes savaşta şehit olmaz ama müşahede ehli olur, ilim yolunda müşahede ehli olur, şehit demek, müşahede, şahit olan mânâsınadır, insân savaşa girmeden nefis savaşında da şehit olur işte gerçek şehitte onlardır.

      Efendimizin (s.a.v.) “Küçük savaştan büyük savaşa gidiyoruz” diyerek büyük savaş olarak nefis savaşını belirtmiş ve onun da bir ömür boyu süreceğini söylemiştir, işte kendi halini Allah’a teslim etmiş olan ve kendi varlığında İlâh-î varlığı idrak etmiş olan kimse müşahede ehli olduğundan şehit hükmündedir, şahit hükmündedir.

      Her ne kadar kendi varlıklarını teslim ettiklerinden ölü hükmün de iseler de siz onlara ölüler demeyiniz, mutlak onlar hayattadır ve siz onların yaşantılarını idrak edemezsiniz, çünkü onlar İlâh-î varlıkla birlikte yaşamaktadırlar, ta ki oraya ulaşıncaya kadar onları anlayamazsınız.