Safa ile Merve

 

إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ اللّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ

بِهِمَا وَمَن تَطَوَّعَ خَيْراً فَإِنَّ اللّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ

      (158-) İnnesSafa velMervete min şeairillah* femen haccel Beyte evı'temera fela cünaha aleyhi en yettavvefe Bihima* ve men tetavve'a hayren feinnAllahe Şakirün Aliym;

      * Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.

      Safa ve Merve tepeleri Allah’ın işaretlerindendir, yani bir başka ifade ile Allah’lık işaretlerindendir, nasıl ki kişi ikâmet ettiği yerden gidip hacı oluyor sonra tekrar asli vatanına dönüyor işte onun gibi, Safa mutlak safiyet demektir, kendi saflığını idrak etmesi kişinin Safa tepesine çıkmasıdır, safiyete ermesi, Merve de mürüvettini, kendi hakikatini idrak etmesi, iyiliklerini güzelliklerini idrak etmesidir.

      Safa’dan Merve’ye doğru başlayan bir seyir vardır, bir de Merve’den Safa’ya doğru bir seyir vardır, Safa’dan Merve’ye gitmek Aklı Küll’den Nefsi Külle nüzul etmek, inmek, Merve’den Safa’ya gitmek ise Nefsi Küll’den Aklı Külle yönelmektir.

 

Safa ve Merve’de yazılan satırlardan birkaç cümle:

 

SAİY'DE DÜŞÜNCE

Hac niyetiyle MEKKE'ye gelen kişi.

Ravzayı ziyarettir hemen ilk işi.

Kimse durduramazki bu gidişi.

Yaradana karşı gelmek olur mu?

 

Sonra gidilir Kâ'beye başlar tavaf.

Dönerler çağrışırlar Yarab af, af.

Türlü renkli İnsanlar olur bir tuhaf.

Hakkın huzurunda renk ayrımı olur mu?

 

Tavaftan sonra hemen geçilir Saiy'e.

Safa içün yürünür ileriye.

Az sonra çıkarsın safada tepeye.

Nereye çıktığını bilmemek olur mu?

 

SAT gönlünde huzur ve safa halidir.

Sırrın saflaşması baka halidir.

Fe ise Hakkta fani olmaktır.

Bu hali duymamak bilmemek olur mu?

 

 Saiy için Safadan çıkarsın yola.

Hızlı yürünür yolda verilmez mola.

Yeşil direklerde yapılır hervele.

Hervelenin aslını bilmemek olur mu?

 

Nihayet varılır karşıda Merveye.

Bağzılar yürürler geçerler ileriye.

Dönülmez başlanan bu işten geriye.

Mervenin aslını bilmemek olur mu?

 

Mim Makamı Muhammeddir iyi anla.

Rı rahmettir dağılmadan hemen topla.

Vav ile verilir lütf geri kalma.

Bu lûtufları toplamamak olur mu?

 

Birinci Şaftta nefsi Emmareden kaç.

Gönlünden manâ âlemine bir kapı aç.

Varlığına aldığın nurları saç.

Bu nurları hiç bilmemek olur mu?

 

İkinci Şaftta Levvameden uzaklaş.

Gözünde olsun her zaman akan yaş.

Bunları kendine hâl yap yavaş yavaş.

Kâl'den geçmeden hale ermek olur mu?

 

Üçüncü Şaftta Mülhimeden'de geç.

Gönlünde doğacak huzuru lûtfu seç.

Manâ âleminin kapılarını aç.

Kapıyı açmadan girmek olur mu?

 

Dördüncü Şaftta Mutmainneye yaklaş.

Ruh ilen Nefsini ediver kardeş.

Sırrına olurlar ikiside yoldaş.

Sulh yapmadan hakka varmak olur mu?

 

Beşinci Şaftta gelir Radiye hali.

Gözün aç bu halleri kaçırma bali.

Korkma sakın devam et olmassın deli.

Korku ile yapılan tamam olur mu?

 

Altıncı şaftta kabul olur amelin.

Durmadan Hakkı söyler gönlün ve dilin.

Hakk için açılır alır verir elin.

Bu el dil gönül Hakktan gayrı olur mu?

                     

Yedinci Şaftta sondur yapılan Saiy.

Gönlünü dinle sana senden gelir Vahiy.

Yaptıklarını  anladınsa  ya Ehiy.

Celâl ve Cemâl zuhurunda perde olur mu?

 

Merve tepesinde biter Saiy'nin sonu.

Üç koşmak dört yürümek sandınsa onu.

Tekrarlama yeniden bu İlâhi oyunu.

Suret ehlinin yaptığı şey olur mu?

            

Yeşil direklerde yapılır Hervele.

Kudretini izhardır iyi bil hele.

Böyle güzel hâl bir daha gelmez ele.

Bu halleri suretten sanmak olur mu?

 

Saiy'nin SE'si bilki Sekine halidir.

Her şeyde Sükünet ve huzur iledir.

Burada hitap göz ile gönüledir.

Gözsüz ve gönülsüz bu işler olur mu?

 

Saiy'nin Ayın'ı gören gözdür bakana.

O gözlerden gönüle bakan bakana.

Manâ âleminde gülleri kokan kokana.

Yaklaşmayıp uzak durmak olur mu?

 

Saiy'nin ye'si Yakiyn ehli  olmaktır.

Hakkı her yerde ve kendinde bulmaktır.

Sırrı  tevhide  hem  Vahdete   dalmaktır.

Bu hallerde ölüpte kalmak olur mu?

                      

Ey can bu haller Sıret ehli içindir.

Suret ehli bilmez geçiş niçindir.

Yaradan göstermiş en güzel biçimdir.

Bu hallere gaflet ilgisizlik olur mu?

 

      Bunlar hakikat ve marifet mertebelerinde yapılan say, bir de şeriat mertebesinden yapılan say vardır, bilindiği gibi say Safa ve Merve tepeleri arasında yapılan gidiş geliş, şeriat mertebesi sadece oradaki fiilleri fiziki olarak yerine getirmekten ibarettir, tarikat mertebesinin yaşantısı itibariyle oraya gittiğin zaman oradaki gidiş. Gerek tavaf gerek say üç defası koşularak hızlı adımlarla yapılıyor tabii olarak hükmü böyle, şeriat mertebesinde bunun niçin yapıldığı bilinmez ama yapılır, tarikat mertebesinde yapılır ve niye yapıldığı da bilinir, birinci gidiş nefsi emmâreden kaçmak uzaklaşmak yani, geriye dönüş nefsi levvâme’den kaçmak, üçüncü gidiş nefsi mülhimeden kaçmak koşarak gitmek, bundan sonraki dört gidiş geliş sakin sakin yavaş yavaş yapılmakta çünkü o mertebeler orada oturmakta, artık insânın üzerinde ve nefsaniyetten fazla bir şey kalmamaktadır, mutmainne de tatmin olmuş olarak huzurlu, radiye de yine oranın rızalığı üzerine, mardiyye de rızalanmış olarak safiyede de kendi safiyetini idrak ederek, işte bu safiyeye ulaştıktan sonra hakikat mertebesinde gerçek Safa’ya ulaşılmış oluyor, hakikat mertebesi de oradan başlıyor.

      Kim ki Beyti hac ederse ve umreyi de yaparsa onun üzerine günah yoktur ve bu iyi bir iş olmuş olur yani iyi bir ibadet olmuş olur.

      Hac bilindiği gibi Hakkikat-i İlâhiyye’de Cemâlûllah’ı seyirdir, umre ise Hakkikat-i Muhammediye’de Hakkikat-i Muhammediye’yi seyir, işte bunların ikisinide yaparsan günah olmaz yani Hakkikat-i Muhammediye’yi de idrak edersen Hakkikat-i İlâhiyye’yi de idrak edersen bu suç unsuru olmaz hatta çok daha iyi olur.

      Ve bunu böyle yaparsa daha hayırlı olur, yani ikisini de yaparsa, bakın ikisine de ayrı bir kimlik veriliyor, yani Hakkikat-i İlâhiyyeyi Hakkikat-i Muhammediyye’nin içerisinde gizlemiyor, iki mertebeninde hakkını veriyor, eğer umre yani Hakkikat-i Muhammediye mertebesi olmasaydı Hakkikat-i İlâhiyyenin kapsamı içerisinde kalacak ve kendi şahsiyetini o mertebenin özelliğini ortaya koyamayacaktı. Bunun bir başka ifadesi de Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) Medine’ye gönderilip yani Zat mahallinde çıkıp, kendi bayrağını açması dolayısıyla ilân etmesi, eğer Hz.Rasûllüllah’ın kabri Kâbe-i Şerifte olsaydı, ikinci derece ziyaret yeri olurdu ve Kâbenin gölgesinde kalırdı ama Cenâb-ı Hakk ona bir muhtariyet verdi yani Hakkikat-i Muhammediyye’ye kendi Habibine bir saltanat verdi, onun için Medine şehrini ona tahsis etti ve orada onun bayrağı dalgalanıyor, Kâbe-i Şerifte de Ulûhiyyet bayrağı dalgalanıyor, işte kim bu iki hakikatin özelliğinide idrak ederse “tetavve” yapmış olur yani en güzelini yapmış olur.

      Muhakkak ki Allah şükredenleri bilicidir, şeriat mertebesi itibarıyla şükredenleri bilir, aslında buradaki ifade kendisi şükredicidir demek, işte kim bu hakikatleri idrak etti onlar çok büyük şükrandalardır zaten.