İnsân-ı Kâmil

Çocukluk çağlarımın bittiği dönemlerden itibaren din okullarından eğitim alıp bunu kendime bir yaşam tarzı ve meslek edinmiştim.  Ancak akıl, şer-i hükümler, duygular dinin dış unsuru olarak kalıyor ve taklidi bir yaşam tarzının içerisinde dolaşıp duruyordum. Aradığım, istediğim “dinin özüne” doğru yolculuk yapabilmekti. Bu çabalarım ta ki  meş-hur yahudi alîmlerinden Abdullah bin Selâm’ın Medineye gelip Hz. Pey-gamberimizi görüp de “Bu yüz yalancı olamaz,” diyerek İslâm-ı seç-mesindeki yol gibi ben de Terzi Babam’ı bulup tanıdıktan sonra “dinin özüne” doğru yolculuk yapabilmenin, Allah’ın necat’ına vasıl olabilme-nin ilham ve aşk kaynağının menba-ı olan bu İnsân-ı Kâmile teslimiy-yetten geçtiğini idrak etmiştim.

 

Kıymetli Dostlarım:

Velâyet, “İnsân-ı Kâmil”in makamıdır.  İnsân-ı Kâmil ise, Yüce Allah’ın habibi, kâinat ağacının çekirdeği peygamber efendimiz (s.a.v.) bilvekâle de Peygamberler ve onların varisleridir.

Nübüvvet ve risâlet efendimizle kesilmiş ancak velâyet devam et-mektedir. Kişi imânın esaslarında “peygamberlere imân ettim,” sö-zünü söylerken bilsin ya da bilmesin Velâyet’e de imân etmiş olmak-tadır.

 

Maide sûresi 5/35. âyette şöyle buyruluyor. 

 

ya eyyühelleziyne amenuttekullahe

 

vebtegu ileyhil vesiylete ve cahidu fiy sebiylihi

le’allekum tüflihune

 

“Ey İman edenler! Allah’tan korkunuz ve O’na vesile arayınız.  Onun yolunda mücahedede bulununuz ki felâh bulabilesiniz” 

 

Bu âyeti Keriymede belirtildiği gibi hidâyette olmanın felaha ermenin yolunun vesile’yi aramakla olduğu beyan ediliyor. 

 

“Vesile”yi genel anlamda “Emri teklifi”yi sunan Peygamber efen-dimiz (s.a.v.) dir. 

Özel anlamdaki kendi yolumuz için de “Emri teklifi”yi bizlere sunan “Terzi Babam”dır. 

Âyetin rakkamları ise, bu gerçeği şöyle doğruluyor. 

5. sûre Âyet 35 (5/35) ® (5 + 3 + 5) toplamları 13 ü verdiği gibi İnsân-ı Kâmilin şifresi sayılan (5/35 ® 53 5) ün de ilk iki rakkamı (53) işaret etmektedir.

 

İnsân vücûdu insânda bulunan ilâhi özellik ve kemâllerin sergilendiği yerdir.

Maide Sûresi 5/3. âyetinde,

 

 “el yevme ekmeltü leküm diyneküm

 

  ve etmemtü aleyküm nı’metiy

  ve radıytü lekümül ­islâme diynen”

 

Peygamber efendimizin veda haccında söylediği ve dinin kemâle er-diğini bildiren bu âyette meâlen şöyle buyuruluyor. 

“Bugün sizin üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyete razı oldum”. 

 

“İnsân-ı Kâmil’”de, bu âyetin oluşumunu görüp izlemek ise, çok muhteşem bir olaydır.

1999 yılındaki Umre haccımızdaki günlerimizde Terzi Babam’ı Ha-rem-i Şerif’te öyle gördüm ki, hayranlığımdan bu âyeti kendisine oku-muştum. 

İşte sergilenen bu kemâller dindeki kemâlâtı da aynı zamanda tak-dim ediyordu.  Bu da ancak Velâyet kemâlâtından yansıyabilirdi. 

 

Dindeki kemâlât sürecini anlatan bu sûre ve âyet numaraları ise,

5/3 ® 53  olarak kendi şifresini veriyordu.

“Ahad”a bir mim â mim (40) ilâvesi ile “taayyün mim”i ile

Ahad ® “Ahmed” ; 13 de 53 oluyor.

 

İşte âlemlerdeki bu mükevvenat “taayyün mim”inden sonra “Ahmed” adını almış oluyor.  13 evvel; 53 ahir oluyor. 

 

(13) ten ► (53) e nüzul (iniş);

 

(53) ten ► (13) e uruc  (yükseliş) vardır, diyebiliriz.

 

Hadid Sûresi 57/3 âyetinde,

 ¢å¡Ÿb j¤Ûa ë ¢Š¡çb  £ÄÛa ë ¢Š¡¨ü¤a ë ¢4 £ë ü¤a  ì¢ç ›S

“hüvel evvelü vel ahırü vez zahirü vel bâtınü”    

“O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır” âyeti celilesi burayı ne güzel açıklıyor

Mi’racımız ise, Ahmed’den (53’ten) ► Ahad’a (13) olmuş oluyor. 

Ahmet, taayyünün başlangıcında olduğundan varlıkların aslını oluş-turan “Atom”daki nötron, proton ve elektronların değeri 53 ediyordu.

 

Kıymetli gönül Dostlarım:

Düşünüyorum ki hayatımda en çok dikkat ettiğim korktuğum husus hataen bile olsa gönül sarayımın şeref konuğu olan “Terzi Babam”ı incitmekten daima Allah’a sığınıyorum.

 

Bu satırları yazdığım saatlerde ise, elime aldığım bir derginin rast-gele bir sayfasını açtığımda dikkat çekici olarak şu ifade yazıyordu;

“Ehlullah hakkında olumsuz söz söylemek insâna Allah’ın en büyük mekridir. Cenâb-ı Hak bir kimseyi yerin dibine batırmak isterse O’nu evliyaullaha düşman yapar.”

 

Buhari Teberani’den nakledilen hadis-i kûdside şöyle buyuruluyor;

“Kim benim bir veli kuluma düşmanlık ederse, benimle sa-vaşmak üzere meydana çıkmış olur veya ben ona karşı harb ilân ederim.”

 

Sizlere bu çalışmamızda Terzi Babamı tanıtmaya Allah’ın izniyle gay-ret ettim. Gönlümde kaynayan muhabbeti sunmaya çalıştım. Hemen aczimi itiraf etmeliyim, ki O’nu mutlak olarak tanıtmak mümkün değil-dir. Ben fakir sadece O’nda neyi gördüysem, neyi okuduysam, hangi kemâllere şehâdetlik ettiysem onları sizlere beyan ettim. Birisi O’nu bize tanıt dese herhâlde anlatamazdım. Çünkü kendim henüz tam ola-rak anlamaya güç yetiremedim, onu ufuklarıma sığdıramıyorum. 

 

Hemen belirtmeliyim ki, O’nunla ilgili çalışmamız sadece bu kitapla da sınırlı olmayacaktır. Öyle olacağını düşünüyorum ki, O’nun her bir eserinden çok sayıda eserler meydana gelecektir. 

Düşündüğüm bir başka husus da, O’nun bütün eserlerini tekrar der-leyip bir bütün olarak “İnsân-ı Kâmil” ismiyle ve de tarih boyunca insânlığın yolunu gönlünü aydınlatmasıdır.

 

O’nu tanımadan, hayatını bilmeden, gönüllerimizin O’nun sevgisiyle bezenmeden istenilen İslâmi hayatın bizlerde başlaması, oluşması mümkün değildir.

 

O’na karşı sevgide kemâle ermeden insânda kemâlâtın mümkün olamayacağını düşünüyorum.

O’nu sevmek demek, yolunu yol, sözünü söz edinip, yolunda “kurb’an” olmaktır diye düşünüyorum.

 

O’nun nefeslerinden pay almaya çalışmak bizler için en büyük lütûf olacaktır. O “kitab-ı ezeli”dir. 

O’nu öğrenip okumak; başkalarına da öğretmek asli görevimiz olmalıdır diye düşünüyorum. 

 

Bir hadiste peygamberimiz (s.a.v.)

“Sizin en hayırlınız Kûr’ân-ı öğrenen ve O’nu başkalarına öğreteninizdir,” buyuruyor.

 

Tavafa başlarken bitirirken “hacer’ül esved” istilâm (öpmek, el sürmek, selâm vermeyi isteme) ediliyor. Bu fakir de acizane olarak O’ nun sağ elinin içini öpüp de zâtını selâmlamış olarak, “bismillâhi Allahü ekber,” diyerek bu yolculuğu gönülden tamamlamak istiyorum. 

 

Terzi Babamdaki ilâhi ihtişam O’nu İnsân-ı Kâmil cihetiyle değer-lendirdiğimiz zaman beşer tasavvurunun çok üzerinde olduğunu görü-rüz.

O güzellikler hazinesinin sultanıdır. O’nu görebilmek ve tanıyabilmek bir bakıma arif ve bilge bir kişiliğe ve de O’na karşı muhabbet hisleriyle dolu olmaya bağlıdır.

 

O’nun esrarını anlatmanın sonu yoktur. Çünkü ne kadar söylense, ne kadar anlatılmak istense, O’nu bir tarif cümlesine sığdırmak müm-kün olamıyor.

O’nunla konuşan kişi anlar ki, evvelce söylediği sözlerin hiç biri O’nu tarif edememiştir. O zaman da evvelce söyleyip, yazdıklarının acizli-ğinden kifayetsizliğinden utanarak susmayı tercih eder.

 

O İnsân-ı Kâmil’de, O’nunla tefekkür ediyorum. İnsân-ı Kâmil kendi lisanıyla, “ben her şeyde varım, herşey de bende var; kâinattaki her zuhura gelen varlık, ben senin şanının yüceltmek için gel-dim,” diyor.

 

Bakara Sûresi (2)/156 ayetinde,

 æì¢È¡ua ‰ ¡é¤î Û¡a ¬ b£ã¡a ë ¡é¨Ü¡£Û b  £ã¡a  

inna lillahi ve inna ileyhi raci’une

ayeti celilesi koro halinde terennüm ediliyor.

“Biz senden geliyoruz, senin içiniz, sana dönücüleriz,”

diyorlar.

 

İnsân-ı Kâmil’i mutlak yönüyle bilip, tanımamız mümkün değildir. Sadece mukayyed olarak bilebiliriz. Çünkü bütün mertebeleri ve âlem-leri kuşatmıştır. Her sâlik de mutlaka Terzi Babamı bir başka cihetiyle ve vechiyle bilip tanıdığını söyleyecektir. 

 

Çünkü o, kişilerin nefis ve rûhani mertebelerine tenezzül ederek, perdelerini birer birer yırtıp, açarak sâliki nefsin ve vehmin tehlikeli geçitlerinden geçirir.  Bir sâlik için bazen zehir, bazen de panzehirdir.

Nefs-i emmareler için zehir; kendisine dönmeyi becermiş ve razı olduğu nefisler için de panzehirdir.

Böyle olunca da zehiri de, panzehiri de rahmet olmaktadır.

Şu beyanımı da çok samimi olarak itiraf etmem gerekirse, Terzi Ba-bamdaki kemali ve ihtişamı bizler çok yoğun olarak alabilseydik, em-inim ki, hiç birimiz dünyevi ve beşeri hayata tam anlamıyla dönemez, zamanımızın tümünü O’nunla ve O’nun yanında geçirmek isteyecektik.

 

O kendisini nasıl sevdirdiyse, nasıl tanıttıysa, neleri bildirdiyse ben de öyleyce bildim, tanıdım.  Eksiklik ve hatalar nefsime aittir. 

 

Bu çalışmayı tamamlamak için nefes bahşeden ve nefsim elinde olan Yüce Rabbime hamd ediyorum. O’nun habib-i edibine iki cihan serveri, insânlığın rehberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize nefesle-rimizin adetince selatü selâmlar olsun.  Hakkın rızasına muvaffık olması niyazımızdır.  Allahın (c.c.) selâm ismi hepimizle olsun.

 

Şu kısacık duamızda bizden size hediye olsun.

“Allah’ın Necat-ı hepimizin üzerine olsun. Amin...”

 

Buraya kadar olan beyanlarımızdan sonra yolumuza Necm Sûre-siyle devam edelim.

 

                                                                                    05.03.2003

                                                                                     Çarşamba

                                                                                         Ç. H. U                                                                                                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu kitapta emeği geçen evlâtlarımıza ve daha başka türlü emekleri geçenlere de teşekkürü borç biliriz.

 

Not: Tesadüfi oluşan yukarıdaki tarih dahi nasıl bir uyum içindedir, şükrederiz.

(05.03.2003)   ® (05 ► 03) = 5 ve 3 yani  53 tür

 

                           ®  (05 + 03 + 2003)    =    13 tür

 

 

                                                                        Terzi Baba