YAŞA DA GÖR!

15 Mart 2003 tarihinde, İzmir’e ziyarete gelen dostlarımızla beraber, bir dost ziyaretine gittik. Yeterince vaktimiz olmadığından, ziyaret etti-ğimiz Nihat Baba’nın evinde fazla kalamadık.  Bu nedenle Necdet Ardıç Efendi bana;

 -  “Sizler müsait bir zamanda Nihat babayı ziyaret edin. O Pir Hasan Hüsamettin Uşşâki türbesine çok hizmetlerde bulundu. Orada duyduğu ve bizzât şahit olduğu bir hayli kerametler var-dır. Emânetleri bizler için dinleyip gönderirseniz bizlerde bulu-nan diğer emânetlerle hepsini bir bölüm hâline getirebiliriz,” di-yerek bizlere bu görevi verdi.

 

Bu verilen görevi yerine getirmek için Nihat Baba’dan randevu alma-ya karar verdik. Ama bir türlü uygun zamanı bulamadık. Onun yaşı epeyce ileri olduğundan sağlık durumunu beklemek zorunda kaldık.  14 Nisan 2003 Pazartesi saat 21.00 de randevu aldık, annemle beraber gittik.

 

 İşte herşey o anda başladı.  Amacımız halis, kalbimiz mutmain, o mübarek dergâha hizmet etmiş, kerametleri, bilfiil yaşanmış anıları, bu-ram buram nûraniyet kokan dergâh havasını okuyan gönüllere ve ihvanı Uşşâkiye hediye etmek. Annemle gittiğimiz bu ziyarette kerametleri dinlemeye mi gittik, yoksa yaşamaya mı gittik, daha çözmüş değilim.  Yüce zâtların kitaplarında yazdığı gibi YAŞA DA GÖR!...

 

Kapıdan içeriye girdiğimizde, sanki Pir Hasan Hüsamettin Uşşâki Hazretlerinin (k.s.) türbesine gittik.  Her tarafı oranın kokusu ve havası sarmıştı. Nihat Baba yatsı namazını kılmış dua ediyordu.  Pırıl pırıl par-layan gözleri ve gülümseyen bir çehre ile bizlere hoşgeldiniz dedi.  Ha-nımı Semra hanım da pervane misâli aynı şekilde...

 

Bu karşılama yanımda götürdüğüm annemi bir anda 14 Ağustos 1999 tarihinde dergâha yapmış olduğu ziyaret zamanına götürdü.  Ora-da yaşadığı hatıraların nûrani havası içerisinde onu  kendinden geçirdi.  Beni hiç sormayın, çünkü ben bir anda Tin sûresinin âyetlerindeki âlâ’ yı illiyin esfel-i sâfilinin zaman ve mekân üzerindeki  hakikatlerini yaşıyordum.

 

Bu hâli rûhaniyet içinde Nihat Baba anlatmaya başladı.

[Pir Hasan Hüsamettin Uşşâki dergâhında o zamanın şeyhlerinden M. Sâfî Efendi talebelerinle beraber zikrullaha dalıyorlar. Yanında bu-lunan Hüseyin efendi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor.

“Neden ağlıyorsun evlâdım?” diye soruyor. 

Hüseyin efendi de, “Nasıl ağlamayayım şeyhim, bütün herkes burada.  Başta Rasûlüllah (s.a.v.) ve bütün Piran hazaratı hepsi gelmişler, bizi seyrediyorlar,” diyor. Yani bizim o mübarek dergâhı-mız hiç boş kalmazdı, hep böyleydi, diyor.]

 

Yine dergâhın tamiri sırasında, orada çalışan gönlü saf bir ustanın şahit olduğu  ve kendisine anlattığı  olayı bizlere naklediyor. 

 

[Bu usta alt katta çalışırken, dört tane yeşil cübbeli, sarıklı kimsele-rin dolaştığını görüyor.

Onlara, “siz kimsiniz, bu dünyanın insânlarına benzemiyor-sunuz,” diyor.

Onlar da parmaklarını ağızlarına götürüp “sus” işareti yapıyorlar, diyerek devam ediyor. “Ben fakir de çok def’âlar açılıp kapanan kapılar, merdivenlerden inen çıkanların seslerini duyuyordum,” diyor.

O günlerde Pirimin yanıbaşına gidip, “Ne olur bana öyle aniden gözükme, ben senin nûrunu kaldıramam,” diye niyazda bulundum; o da “elhamdülillâh” kabul etti.]

 

O zamanlarda Beyazıtta yaşayan Nazif efendi tüm şeyhleri imtihan edermiş.  Acaba hangisi hakiki mürşid, keramet sahibi, merak edermiş.  Birgün bizim dergâha gelmeye karar vermiş. O zamanın postşini  M. Sâ-fî Efendi ve Hüseyin Efendi beraberce oturuyorlarmış.

İçeriye giren Nazif Efendiye, “Evlâdım hoş geldin demiş ve sen beni imtihana gelmişin sorularının cevapları şunlar,” diyerek Ona söylüyor. Bu hâl karşısında Nazif Efendi hemen M. Sâfî Efendinin ayak-larına kapanıp ona intisap ediyor...

 

Nihat Baba birgün yatsı namazını kılmak için alt kattaki mescide iniyor. Niyet edip “ALLAHUEKBER” dediğinde üzerinde durduğu zemi-nin havaya doğru süratle yükseldiğini hissedip bir anda korkudan titre-meye başlıyor. Korktuğu için aniden hızla iniyor.  “Evlâdım bazen bu hâlleri kaldıramıyorduk,” diyor.

 

Dergâha ziyaret için Rufailerden bir zât geliyor. Nihat Baba ile o ar-kadaşı beraberce oturup sohbet ederlerken Pirimizin sandukasının arka-sında yuvarlak bir delik vardı. Bir anda “HUU...” diye bir sesle bizi içe-riye çektiler. O zât ile kafa kafaya gelip titremeye başladık.  O hâli üze-rimizden çabuk aldılar evlâdım “ELHAMDÜLİLLÂH” diyor.

 

Cemâlettin Uşşâki Hazretlerinin türbesini yapıyoruz. 

Biri geldi, “Sen kimsin buraları yaptırıyorsun,” dedi.

“Ben onun akrabasıyım,” dedi.

“Ben de onun evlâdıyım,” dedim. 

“Madem evlâdıydın da neden bugüne kadar gelmedin” dedi. 

“Ben de eğer kuvvetin varsa ona kendin sor,” dedim. 

Sonra o kişiyi bir daha görmedim.

 

Nihat Baba bunu anlattıktan sonra biraz hüzünlendi.  “Bu yollar böyle evlâdım,” dedi.  “Bu yolda insânın sırtından pek sopayı ek-sik etmezler,” diyerek, ardından da dergâhtan ayrıldıktan sonra çok üzüldüğünü anlatıp, eğer Pirimi bir gün rû’yamda görüp, bana “evlâ-dım bu imtihanı da atlattın” dedikten sonra içinin rahatladığını anlat-tı.

 

Çeşitli yerlere ziyaretlere gittiklerinden bahsediyor. Her gittiği yere dergâh örtülerinden hediye götürüyor. Gittiği ziyaret ettiği yerden de oranın örtülerinden hediyeler alıyormuş. Bize de Bilâl-i Habeşi Hazret-lerinin, İmam-ı Azam Hazretlerinin türbedarının ve Pirimizin örtülerin-den çıkardı. Odanın içerisi bir anda tevhidi hakikinin kokusuna büründü.

Biz Bilâl-i Habeşi Hazretlerinin örtüsüne bakarken, bir anda diğer örtüleri kaybettiler. Sanki kerametli anlar devam edercesine sonradan divanın üstündeki yastığın altından çıkıyor örtüler...

 

Saate bakıyorum, epeyce ilerlemiş, daha fazla rahatsız etmemek için zevki hâl içerisinde Nihat Babanın ellerini öperek ayrılıyoruz.  Hiz-met ehli ile geçirdiğimiz o güzel vakitleri unutamayacağız.

 

Bu anları bize ikram eden çok değerli Necdet ARDIÇ efendime son-suz şükranlarımızı sunarken, bana söylediği birkaç satır geliyor hatırı-ma;

 

DENGELİ YAŞAM;

Aklın, Duyguların Önünde Olması İle Mümkün Olur.

 

DENGESİZ YAŞAM İSE;

Duyguların, Aklın Önünde Olmasından İleri Gelir.

 

BURADAKİ DUYGULARDAN MAKSAT,

Nefsani Arzu Ve İstekleri Meydana Getiren Duygulardır.

 

İLAHİ DUYGULAR İSE,

İnsana Güç Verir Ve Yardımcı Olur...

 

 

İzmir’den Herkese Selâmlar...

M..  K..