Terzi Baba Özlü sözlerinden

 

Hz. Pirimizin sohbetlerini ve bu sohbetlerin tertemiz havasını sizlerle birlikte hep içimizin derinliklerine çekmeye çalıştık. Şimdi ise O’nun çeşitli sohbetlerinden derlediğimiz özden söze dökülenlerden kısa bir demet sunuyoruz.

 

* * *

 

Zaman zaman dostlarımız soruyorlar,

“Konuşurken hiç yorulmuyor musun?” 

Ben de onlara,

“Eğer ben konuşursam yoruluyorum, ama o konuşursa hiç yorulmuyorum.”

 

* * *

 

Bir gün kendilerine “gönül” nedir efendim diye sorunca şu dörtlük-le cevab verdiler.

 

             Gönül nedir diyene gönül veresim gelir

              Gönülden bilmeyene hissiz diyesim gelir

              Sevda nedir? Aşk nedir? Bunu bilmek gerekir.

              Bunu bilen âşığı her dem göresim gelir.

 

* * *

 

Her şeyin bir bedeli vardır. Rû’yetullahın bedeli de Can’dır.  Biz bu pazarda “Can” alır, “Can” satarız.

 

* * *

 

Nefsi benlikten, izafi benlikten kurtulmadıkça yolumuz ve ufkumuz açılamaz.

      

* * *

     

   Şeriatta,        duygular vardır, bilinmez

  Tarîkatta,     duygular vardır, ® bilinir ama hakim olunamaz

  Hakikatte,    duygular vardır, ® bilinir, hakim olunur

  Mârifette ise, kişi duyguyu imha ve ihya edebilir.

 

Şeriat ve Tarîkât birbirinin devamı,

Hakikat ve Mârifet birbirinin kemâlidir.

 

Şeriat ve Tarîkât’ta tenzih vardır.  Allah ötelerdedir

Hakikatte Rabbini kendinde bulma zorundasın.

 

Mârifette ise, Allah’ı her yerde bulma zorundasın.

 

* * *

Bu Tekirdağ’a iki şeyi getirdik. 

       Birincisi, bu yaptığım (kadın terziliği) Sanat

       İkincisi ise, İrfaniyet.

 

Ne yazık ki bunların kıymetini çok az kişi bildi.  Hayatım boyunca hep hakkı giydirdim. Avam bunu bilmezdi hep kendilerini giydirdiğimi zannederlerdi. Kestiğim kumaşı hesaplasam, Marmara denizine örtü olurdu.

 

* * *

 

Bizim yanımıza edeb ile gelenler bizden de edeb görür ve öğrenirler.

 

* * *

 

Bu kapıdan içeri herkes girebilir. Ancak gönül kapısından içeri kimler girebilir.  Ona biz karar veririz.  Mesele bu kapıdan içeriye girmek değil, gönül kapısından içeriye girmektir.

 

* * *

                                   

                                    Sanat ilim musiki

                                             Bir de Aşkı ilâhi

                                             Varsa eğer gayreti

                                             Olur insân vallahi

 

* * *

                                                     

                                    Necdet’ten dinle bu sözü

                                             Hak’tan ayırma hiç özü

                                             Bu dünyanın gerçek tadı

                                             Ölmeden ölmekmiş meğer.  

Not: Tamamı 5 kıt’a olan bu şiirinin tabutunun bir tarafına asılmasını vasiyyet etmiştir.

 

* * *

 

Rabıta : Kedinin fareyi yakalamak için nasıl hazır bir vaziyette tetikte, gözünü kırpmadan beklediği gibi salik de gönül evinin kapı-sında öyle beklemelidir. Bu esnada gelen misafiri gaybi, kimseyi bula-mazsa gider, bir müddet sonra yine gelir, yine kimseyi bulamazsa gider ve bir daha da gelmez. 

 

Bu çalışmaları yapmak “kesb”, bunun neticesi de “vebd”dir.

Yani vehbi ilme, kesb ile ulaşılır. Onun için gönül kapısında bekçi olmak lâzımdır. 

 

Rabıtanın hakikati ise, İnsân-ı Kâmilin gönlüne girip, oradaki feyiz, ilham ve mârifeti vakumlayarak çekmektir.

 

Kim bizimle bağını, ilgisini, rabıtasını keserse beşeriyetine rabıta etmeye başlar. Demiri ateşin içine attığınızda, “ben ateşim,” diyebilir.  Çektiğinizde ise, yine demir olarak kalır.

 

* * *

Genel olarak Âdem Aleyhisselâmdan 1850’lerin sonuna 1900’lerin başına kadar, yani Sanayi devrimine kadar yeryüzünde “ef’âl – şeriat” mertebesi yaşandı. 

 

Bu tarihlerden 1950’lere kadar ise, elektrikli iletişim ve mekâniğin kullanıldığı “esmâ –  tarîkat” mertebesi yaşandı. 

 

1950 ve 60’lardan sonra ise, güç ve kuvvetin hakimiyetini içeren “sıfat – hakikat” devri yaşandı. 

 

2000’li yıllardan itibaren de, “zât” mertebesi yaşanmaya başlandı. Bu çağ bilgi ve iletişim çağıdır

 

Bu yaşantılar insânların düzenlemesiyle değil, ilâhi tecellilerin ne-ticesidir. İşte bu yüzden kaldırılmış olan tekke, zaviye ve medreseler müddetlerini doldurdukları için belki de ilâhi takdir gereği kaldırılmışlar-dır. Onları bu hâliyle yaşatmak ise, ilâhi yaşama ayak uyduramamak-tır. 

 

Bu demek değildir ki, tarîkat ve şeriat devri kapandı, şeriat ve tarîkâtın yaşamsal ağırlığı azaldı, yani “şeriat, tarîkât” bâtına geçti, “hakikat, mârifet” zahire geçti.   

 

Hz. Mevlâna, “Dün dünde kaldı cancazım bugün başka birşey-ler söylemek lâzım,” diyor. 

 

Âyette ise,

“külle yevmin hüve fiy şe’nin”

“O her an yeni bir şe’an, oluşumdadır,” buyuruluyor.

(Rahmân Sûresi 55/29).

 

İrfan ehli, tutuculukla bir yere varamaz. Yaşanan sistemler arka-sında değil, yaşanan değişikliğe ayak uydurup sahip olmak esastır. Bu yüzden de irfan ehlini tanımak kolay değildir.

 

Gerçek halife olmanın ilk şartı, kişinin gönlünden mutlaka “rabbani hakikatleri” alması gerekmektedir.

 

Kişi gönlüne danışıp, oradaki ilhamı alabilmelidir. Rabbani bilgilere ulaşamayan, bulunduğu mertebesi itibariyle hayâl ve vehminden alır, diyordu.