<p><strong>bismillâhir rahmânir rahiym</strong></p>  <p>&nbsp;</p>  <p>&nbsp;</p>  <p>Sayılar (rakkamlar) günlük hayatımızın değişmez sembolleridir.&nbsp; Farkında olalım ya da olmayalım sürekli bu sayıları kullanır ve hayatı-mızı yönlendirmeye, anlatmaya çalışırız. Çünkü bu sayılar bir anlatım, tanıtım bilgilendirmenin yanında mânâyı mânâlandıran sembollerdir.&nbsp;</p>  <p>&nbsp;</p>  <p>İnsân hayatında bu sayılar hep belirleyici rol oynamışlardır. Günlük tabii yaşantının haricinde ilâhi seyir ve sistemin

bismillâhir rahmânir rahiym

 

 

Sayılar (rakkamlar) günlük hayatımızın değişmez sembolleridir.  Farkında olalım ya da olmayalım sürekli bu sayıları kullanır ve hayatı-mızı yönlendirmeye, anlatmaya çalışırız. Çünkü bu sayılar bir anlatım, tanıtım bilgilendirmenin yanında mânâyı mânâlandıran sembollerdir. 

 

İnsân hayatında bu sayılar hep belirleyici rol oynamışlardır. Günlük tabii yaşantının haricinde ilâhi seyir ve sistemin içerisinde de mânâ ve tecellilerin dili gibi olduklarını görmekteyiz.  Zira Kûr’ân-ı Keriymin bir sûre sayısı, âyet sayısı, kelime ve harf sayısı vardır.

 

Yaşantısı ve ahlâkı Kûr’ândan başka birşey olmayan İnsân-ı Kâmil Peygamber Efendimizin de yaşamına baktığımızda doğduğu tarihi, hic-reti, peygamberlik yaşı, süresi, savaşları, fetihleri, ölüm gibi bütün olay-ların ancak sayılarla ifade edildiğini görmekteyiz.

 

Demek ki, sayılar bir ahenk ve bilgi kuralı içerisinde, ilâhi hakikat-lerle buluşup gönüllerimizi aydınlatıyor.

 

Peki sayılarla ilgili niçin çalışma yaptık?…

Bir müntesibi olduğum Necdet Ardıç Bey’in sohbet ve derslerine de-vam ederken, fırsat buldukça da eserlerini okumaya gayret ediyordum.  O günlerde yazım çalışması biten ancak henüz kitap hâline gelmemiş olan “Mübarek Geceler ve Bayramlar” adlı eserini ve özellikle de “Mi’rac” bölümünü onlarca kez okudum. Gerek okuduğum bu ifadeler-den, gerekse O’nun sohbet ve şahsiyetinden elde ettiğim ölçü ve müşa-hâdelerin kişinin gönlünü ve ufkunu saran huzur ve sükûnete ulaştıran Kûr’ân-i sözler ve yazımlar olduğunu müşahâde ettim.

 

Günlerce kendime hep şu soruyu sordum; Kûr’ân “zât” olduğuna, “zât-i oluşumların” kaynağı olduğuna göre, bu Kûr’ân-i söz ve sesle-nişlerin Kûr’ân’da bir karşılığı olmalıydı; bunu bulabilmek için de kapıyı aralayacak bir “anahtar şifre”yi bulmam, tanımam gerekiyordu.

 

Hazretimizin eserindeki “Mi’rac” bahsini her okuyuşumda bende derin hayret ve izler bırakıyordu.  Çünkü “İnsân” kemâlâtını “Mi’rac” ile kazanıyor;  “Mi’rac” da Kûr’ânda özel anlamda “Necm” sûresinde anlatılıyordu.

 

Bu hâlet-i rûhiyem devam ederken, birgün hazretimizden aldığım “Silsile-i Âliyye”deki veliler zincirinin 53. sırasında “Terzi Baba”mı gördüm. Bir anda bunun “Necm” sûresiyle aynı sayıyı taşıdığını gö-rünce de bunun yani “53” sayısının bir “şifre” olduğunu; Kûr’ân’da “Terzi Baba”mın müjdelendiğini, hatta “kasem” edildiğini, Cenâb-ı Hakk’ın bazı ilâhi hakikat ve tecellilerini bu “53 şifresiyle” beyan etti-ğini yaptığımız çalışma ve araştırmalar ile de tespit ettik.

 

Kûr’ânda 53 sayısıyle ifade edilen şifre sayısının yoğun olarak “Necm”in hakikatlerini anlatmakla beraber diğer sûre ve âyetlerde Hz. Rasûlüllah (s.a.v.) ın şahsiyetinde ve hakikatinde, “Mescid-i Harem” ve “Mescid-i Nebevi”de farklı tecelli ve fetihlerde hep 53 sayısının rumûzunu ve özelliklerini müşahâde ettim. 

 

Allah’ın hidâyet ve lûtfuyla ulaştığım bazı bilgi ve tecellileri de size aktarmak istiyorum.

 

“Necdet” ismi daha önce değindiğimiz gibi, “Necat”tan gelen bir isimdir. 

“Necat” ise, kurtuluşa erdirme, halâs olma ve selâmete erdirme gibi anlamlar taşır.

 

 

İsm-i “Necdet” arapça harfleri olarak aşağıda görüldüğü üzere olup; ebced sistemine göre şöyledir:   ñ†vã    

æ     (nun)       50

x     (cim)         3

…      (dal)           4

p/ñ     (te)        400 = 457  olarak yazılır.

 

“Necat” ise,   oavã

æ    (nun)             50

x    (cim)               3

a     (elif)                1

p  (te)           400 = 454  (4 + 5 + 4) = 13 olarak yazılır.  

 

(Necdet)  ñ†vã  yazılışını Kûr’ân alfabesindeki, alfabetik sıraya göre yazalım,

æ     (nun)     25

x     (cim)       5

…      (dal)        8

p/ñ   (te)         3 41  (harf tertibi)

 

“Necdet” yazılışını Türkçe alfabe sırasına göre yaptığımızda;

  N + E + C + D + E + T

    ( 17 + 6 + 3  + 5 + 6 + 24 ) = 61

 

 

Silsile-i Şerifte “Terzi Baba”nın sırasının 53 olduğunu; aynı za-manda Necm Sûresinin 53. Sûre olduğunu ve bunun da O’na ulaştıran şifre olduğunu belirtmiştik.

 

Şimdi buraya kadar çeşitli şekillerde sayılarla elde ettiğimiz “Nec-det” yazılışını altalta yazalım.

 

Ebced hesabına göre,               457

Kûr’ân alfabesine göre,             41

Türkçe alfabeye göre,               61

Silsile ve Necm                         53  idi.

“Necdet”i anlatan bu sayıların toplamı  612  çıkar.

 

Bu da  (61+2) = 63 olur,

ki Peygamberimizin yaşam süresi ortaya çıkmış olur.

 

 

Ebced hesabındaki “Necdet” yazılışına 457 ye bakalım;

Bu sayının içinde 53’ün nasıl gizlendiğini görelim,

457 = 57 - 4 = 53

 

457 nin içinde aynı zamanda bir başka şekilde Türkçe alfabesindeki “Necdet” sayısını şöyle elde edebiliriz.

457 = 57 + 4 = 61

 

(53)  ®  457 nin özü ve çekirdeği olmakla beraber,

 

(457) ise,  ® 53 ün zuhur mahalli ve perdesidir.

 

457 deki rakkamların neyi ifade ettiklerine de bakalım.

            (4) ®  “İslâmın hakikati ve mertebeleri”

            (5) ®  “İslâmın esasları ve Hazarat-ı Hamse”

            (7) ®  “Sıfat-ı Subutiye ve Nefs mertebeleri”

 

İki değişik sistemle yazılan  “Necdet” sayılarını toplarsak

53 + 61 = 114 elde edilir.

 

(114) bilindiği gibi Kûr’ân-ı Keriymin sûre sayısını bizlere vermekte-dir.

 

Kûr’ân-ı Keriymde bir de 13 mucizesi vardır. 

(13) sayısı Kûr’ânın ve “Hakikat-i Muhammediye”nin şifre sayı-sıdır. 

 

Bunu çok basit misâllerle görebiliyoruz.

Fatiha         (ilk sûre)     7 âyet 

Nas Sûresi  (son sûre)   6 âyet; ikisinin toplamı 13 eder. 

 

13 mührü Kûr’âna vurulmuştur. 

 

Hz. Rasûlüllah’ın doğumu, 571 (5 + 7 + 1) = 13 eder.

Mekke’de kalış süresi,       ® 13 yıldır.

Kâ’be-i Şerif’in yüksekliği, ® 13 mt. dir.

Hac ibadetin bitiş tarihi,     ® 13 Zilhicce’dir.

 

40 sayısı ise,

Hz. Rasûlüllah’ın kemâlât yaşı, peygamberlik yaşı

ve ayrıca  â  (mim) harfinin de ebced’deki karşılığıdır.

 

Şimdi bu girişi yapıp bazı bilgi aktarımından sonra sayıların dilinden “Terzi Baba” kitabını okumaya çalışalım. 

 

40 ile 13 ü yani Hz. Rasûlüllah’ın rûhaniyet yönü ile kemâlât ve risâlet yaşının birlikteliği 40 + 13 = 53 eder.

Yani 53 ün sayısal oluşumunda 40 ile 13 ün yoğunluğu ve teza-hürleri vardır.

 

Evet Hz. Rasûlüllah’ın gerek şahsiyeti gerekse hakikati itibariyle 13 ile 53 arasındaki bağı daha yakından görmeye çalışalım.

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiklerinde 53 yaşında idiler. 

Hz. Peygamberimizin bir ismi de “Ahmed” dir.

“Ahmed” Kûr’ân’da sadece bir yerde, 61. Sûresinin 6. âyetinde geçmektedir. 

61. Sûre (6 + 1) = 7;   6. âyet, ki onunla (7 + 6 ) = 13 dür.

Ahmed  †àza, hamd kökünden ism-i tafdil olup, herkesten daha çok öven, herkesten daha çok övülendir.

 

Allah’ın birliğini ve tekliği ifade eden †za Ahad’a  bir â (mim) ilâ-vesi ile  †àza Ahmed oluştuğunu görüyoruz.

Yani †za Ahad’a  (13) e bir â (mim) ilâvesi 40 ile 53 ortaya çı-kıyor. 

 

 

†za Ahad  ise

a   (elif)      1

€   (ha)       8        

…   (dal)      4  = 13  eder.

(Ahmed → Necdet’te) veya (Necdet → Ahmet’te) gizlenmiştir.

 

Burada bir başka hususu da gözden kaçırmayalım. 

“Ahmed” 61. Sûrenin 6. âyetinde idi; (6 + 1 + 6) = 13 ettiğini gö-rüyoruz. 

Ayrıca (61 + 6) = 67 eder ki, o da “Allah” lâfzının karşılığı idi.  (*)

 

 

Bir başka önemli husus ise, 61. Sûre idi.

O da Necdet’in Türkçe yorum karşılığı var idi.  Az yukarıda Necdet’in ifadeleri olan (457 + 61 + 53) = 571 ettiğini; bunun da Peygamberi-mizin doğumu olduğunu görüyoruz.

 

Demek ki, bu ifadelerden Hz. Muhammed’in doğumuna ve Haki-kat-i Muhammed-i tecellilerine giden yol ve adres de gösterilmiş o-luyor.

 

 

 

 

 

(*) “Allah” lâfzı vb hususlarla ilgili olarak, Kelime-i Tevhid ki-tabında bilgi verildi

 

SAF SÛRESI 61/6. âyetinde şöyle buyuruluyor:

 á í¤Š ß ¢å¤2aó Žî©Ç  4b Ó ¤‡¡a  ë ›

¤á¢Ø¤î Û¡a ¡é¨Ü£Ûa ¢4좍 ‰ ó©£ã¡a  3î©ö¬a Š¤¡a ó¬©ä 2 b í

¡òí¨‰¤ì  £nÛa  å¡ß   £ô † í  å¤î 2 b à¡Û b¦Ó¡£† –¢ß

6 ¢† à¤y a ¬¢é¢à¤a ô¡†¤È 2 ¤å¡ß ó©m¤b í §4좍 Š¡2 a¦Š¡£' j¢ß ë

› ¥åî©j¢ß ¥Š¤z¡ a Æ¨ç aì¢Ûb Ó ¡ pb ä¡£î j¤Ûb¡2 ¤á¢ç õ¬b u b  £à Ü Ï

ve iz kale ıysebnü meryeme

ya be­niy israiyle inniy resûlüllahi ileyküm

mûsâddikan lima beyne yedeyye minet­tevrati

ve mübeşşiren biresûlin ye’tiy min ba’diy ismühu ahmedü

felemma caehüm bil beyyinati

kalu haza sıhrün mübiynün

Meâlen,

“Hani meryemoğlu İsâ da Ey İsrailoğulları ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen tevratı tasdik eden ve benden son-ra gelecek olan AHMED adında bir peygamberi müjdeleyen kim-se olarak geldim, demişti.”

 

61/6 (61 + 6) = 67  (6 + 7) =13

Bu âyet-i Keriymeden yola çıkarak mevzuumuza farklı anlamlar ka-zandırmaya çalışalım inşeallah.

 

Âyette geçen “Ahmed”ten maksat, Peygamberimiz (s.a.v.) dir. Kaynaklara göre İsâ (a.s.) ile Rasûlüllah (s.a.v.) in hicreti arasında 630 yıl vardır, ki sıfırı attığımızda (630) 63, peygamberimizin yaşı olarak kalıyor.

 

Burada Cenâb-ı Hak “Mertebe-i İsâ”dan “Ahmed”in geleceğinin müjdeliyor.

“Ahmed”in sayı şifresi bilindiği gibi 53 idi.  Buraya dikkat ederseniz 61. sûre ile 53’ün geleceği müjdeleniyor.

 

Şu hadisi şerifi nakledip konumuzun aslına “Terzi Baba’”ya döne-lim.

Hadis; Rûh’ül Beyan cilt9 Shf. 48

[Ashab-ı Kiram, “Ey Allah’ın Rasûlü bize kendinden haber verir misin?” dediler,

(s.a.v.) de “Ben İbrahim’in duası, İsâ’nın müjdesiyim. Annem bana gebe kalınca Şâm’daki Busrâ şehrindeki köşkleri aydınla-tan bir nûrun kendisinden çıktığını görmüştür.” ] 

 

Hemen hemen bütün kaynaklar İsâ (a.s.) ın zuhurundan bahseder-ken Şam’a ineceğini belirtiyorlar.

 

Bazı kaynaklarda ise, Şam’daki  £ó à¢a (Ümeyye) câmiine inece-ğinden bahsederler.

 

 

  £ó à¢a  (Ümeyye) ise

a    (elif)           1 

â    (mim)       40

ô   (ye)          10

ô   (ye)          10 =  61  dir.

 

Zuhuratlar mevzumuzda belirttiğim gibi Terzi Babam’ın yıllar önce gördüğü bir zuhuratında “Mescid-i Harem’de kendisine mânen su-nulan bir kapı vardı.”

Bu zuhuratın devamı olduğu için burada tamamını belirtemiyorum.

 

1999 yılı Umre ziyaretimizde bu kapıyı birlikte müşahâde etmiştik.  Kapının ismi de “Kehribariyye Şam” idi, kısaca “Şam Kapısı.”

 

Acaba niye “Şam” ismi verilmişti?…

Bunun hikmeti ne olabilirdi?… diye epey düşüncelerim olmuştu.

 

Burada “Şam”dan maksat, bir müjdeyi “Lisân-ı İsâ”dan bildir-mektir.

 

Müjdelenen, müjdeyi veren, isim, âyet, ve sûre numaralarını, hep birlikte düşündüğümüzde, “Terzi Baba”, “Lisân-ı İsâ”dan kendi gönül kavmine, kendisinin “Ahmed” in zuhuru (53) olarak geleceğini müjde-lemesidir.

 

Bu müjdeyi veren sûre numarasına baktığımızda 61 idi.

Bu sayının daha önce de belirttiğimiz gibi “Necdet” isminin özellik-lerini taşıyan Türkçe alfabedeki karşılığı idi.

 

O hâlde (61), → O’nun “İseviyyet” yönünün hakikatini açıklayan ve (53) ün “Ahmed” in müjdesini veren şifre sayılarından birisidir.

 

 

 

Ahmed  †àza üzerinde biraz daha düşünelim.

Daha çok hamd eden, çok övülmeye lâyık olan, çok sevilen beğenilmiş ve de Hz. Peygamberimizin ismi’dir.

 

     (mim) â                            € (ha)

                                    

                                               → Ahmed” in İslâm’ın sembolü olan

                                            kare üzerinde görelim

                                             

 

       (dal)  …               a (elif)      

 (Ahmed) †àza isminin başındaki a (elif) i kaldırdığımızda ne olur?

- Cevap :   †àza ® †ày  (Hamd) ortaya çıkar.

 

     (mim) â                            € (ha)

        

 

        

 

      (dal)  …                .........  a (elif)             

 

Tekrar a (elif) i,   †àz (Hamd) isminin başına ilâve ettiğimizde

® (Ahmed)  †àza   ki, †ày  (Hamd)  ın taşıyıcısı olur.

“Ahmed” (53), “Liva-ül Hamd” sanca-ğının taşıyıcısıdır. Ümmet-i Muhammed’ in bütün duaları da, bu hamd sancağının altında toplanmak içindir. İşte Terzi Ba-bam’ın zuhuratındaki “Şam” kapısından içeri girenlere bu hamd sancağının altın-da toplanma müjdesi veriliyor.

(mim)  â         (ha) €

                           

 

  LİVA-ÜL

   HAMD

                                             

 

 

 

 

 

 
 

 

 

 (dal)  …     (elif) a  

 

“Hamd”ı bütün mertebeleriyle taşıyan da “İnsân-ı Kâmil”dir.

Zira Kûr’ân-ı Keriym “elhamdü lillâhir rabbil âlemiyn” diyerek başlıyor.

Bunun içinde (53), “İnsân-ı Kâmil”in özel şifre ve rumûzudur.

 

 

İnsân-ı Kâmil ebced’de  ¤Ý¡àa × ¡åa  Ž¤äa¡  ®  253tür

elif -  nun - sin  - elif  - nun  - kef  - elif  - mim  - lam

  ( 1  +  50   + 60  +  1   +  50  +  20 +   1  +   40   +  30 ) = 253

 

 

Peygamber Efendimizin doğum tarihi 571 den

Kûr’ânın toplam sûre sayısı 114 ü çıkarırsak,

Yani (571 – 114) = 457 ortaya çıkmış olur.

 

 

Bunların haricinde 13 sayısı ile ilgili olarak;

Terzi Babamın evinin numarası 13 tür. 

Ayrıca arabasının plaka numarası 436 yani (4 + 3 + 6) = 13 tür. 

 

 

Burada şunu söylemem gerekirse,

(53)Terzi Baba”, (13) sayısının yoğunlaşmış hâli “Necdet” ismi, “Hakikat-i Muhammmedi”nin tecelli ve zuhur mahallidir.

 

Burada bir düşüncemi daha ilâve etmek istiyorum. Genelde iki cihan serveri, kâinatın Efendisi, insânlığın rehberi, sevgili peygamberimizi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) in ismi anıldığında hemen iç dünyamızda onu bildiğimiz kadarıyle, onun sûretinin ve siretinin özelliklerini tahay-yül ederiz. 

 

Efendi babamız N. A. Uşşâki Hazretlerini muhabbet bağı ile gördü-ğüm her durumda Peygamber Efendimize ne kadar da benziyor ifade-lerini şuurumda canlandırmışımdır. 

 

Gerçi Ümmeti Muhammedin hepsi O’ndan olması dolayısıyle ona benzerler, ancak bu hakikatler çoğunluğunda bâtında kaldığından zu-hurda görülemezler. 

 

İşte sayılar, özellikle de 13 ile 53 arasındaki bu gizemli bağda mâ-nâlar, arasındaki bağı anlatıyor.

 

Kûr’ân-ı Keriym’de toplam harf sayıları çeşitli dönemlerde bazı mü-fessir ve alîmlerce ele alınıp incelenmiştir. 

 

Zemahşeriden alınan kaynak çalışmaya bakarak harf sayısına göre şu çalışmayı yaptık.

 

Elimizdeki Kûr’ândaki toplam harf sayılarına bakarak aşağıdaki harf-lerden meydana gelen (Necdet)  ñ†vã  in yazılışına bakalım;

Metin Kutusu: Bu sayılardan açık olarak anlaşıl-dığına göre Kûr’ân-ı Keriymin için-de dağınık vaziyette en az 1322 adet “Necdet” ismi bulunmakta-dır. æ     (nun)        26555 

x    (cim)        1322

…      (dal)         1778

p    (te)           10476     

                                       40131  sayısı ile Necdet yazılmış olur.

(40) + (13) = 53  ve buradaki 1 ise, 53 ün tekliğini gösterir.

 

Buraya 40131 sayısına iyi bakın, 53 ü göremediğinizi hemen söy-leyeceksiniz, ancak acele etmezseniz 53 ün perdeli olduğunu görür-sünüz. 

Burada  40 + 13 = 53 varlığını görüyoruz; 1 ise, hakkın birliğini ifade eder.

 

Yukarıdaki işlemlerde 53 oluşurken, 13 yani “Hakikat-i Muham-med-i” ile Hz. Muhammedin kemâlât ve Peygamberlik yaşının 40’ın bu sayıların içerisinde de yer alıp, 53’ü oluşturmalarının daha önceki çalış-malarımızı da tasdiklediğini görüyoruz. 

 

Burada kısaca harflere de değinmek istiyorum.

æ (nun) harfi (Necdet)   ñ†vã  in ilk harfi,

                    (Necm)    ávã    in de ilk harfidir

 

ve dolayısıyle  (Necdet)  ñ†vã in anlatıldığı şifre harftir.

 

â (mim) ise, Hz. Peygamberimizin harfidir

â (mim) ve  æ (nun) harfi, alfabede peşpeşe gelmektedir.

 

 

Kûr’ândaki toplam harf sayılarına baktığımızda;

æ (nun)    26555

â (mim)    26422  bu ikisi arasındaki fark 133 tür. 

Burada 13 ve 3 ü görüyoruz.

 

Ayrıca (13), peygamberimizin şifre sayısı olmakla birlikte;

(3) ise, üç adet â (mim) i temsil etmesini ve temsilin de “yakıyn” mertebelerini anlatır. 

 

 

Az yukarıda da değinmiştik;

“Terzi Baba”nın evinin numarası 13 tür, kat da 3 tür;

her ikisini de birleştirelim… alın size, 133.

 

 

Harflerden açılmışken bir hususu daha belirtelim.

ávã  (Necm),  ® æ (nun) ile başlar,  â (mim) ile biter.

Aslında (Necm)  ávã  (seyr-i ilâhi) (ilâhi seyir)

æ (nun) dan ® â (mim) e yolculuktur.

 

Biz Necm mevzumuza daha sonra yine döneceğiz.

 

Az yukarıda harflerle Kûr’ân’ın bütününde (Necdet)  ñ†vã yazdık

ve 40131  çıkmış idi.

 

Nasıl ki,

Kûr’ân, ® Fatiha’da, 

ve Fatiha, ®  Besmele’de,

ve Besmele, ® l (be) de gizlendiyse;

53 de ® 40131 in içinde ve ® Kûr’ân’da öyle gizlenmiştir.

“Necdet” de,  ® “Necat”ta gizlenmiştir.

 

æ (nun) harfi için, “Nûr-u İlâhi”dir demiştik.

Kûr’ânda “Nûr” ile ilgili çok âyetler vardır. 

 

 

Bunlardan birisi de 61. Saf sûresinin 8. âyetinde

©ê¡‰ì¢ã ¢ £á¡n¢ß ¢¢é¨Ü£Ûa ë

“vallahü mütimmü nûrihî”

 

“ve Allah nûrunu tamamlayacaktır,” şeklindedir.

 

Bu meâldeki sûre ve âyet numaralarının sayısal değerlerinin bilme-den, acaba “Terzi Babam” ile bir ilgisinin olup olmadığını düşünmüş-tüm. 

 

Daha sonra açtığımda 61. sûre 8. âyet ile karşılaştım.

(61 – 8) = 53 çıkar. 

 

Hülâsa “Terzi Baba” ile yolculuk,

“Nûr”un bilinmesi, görülmesi ve o kişinin nûrlanmasıdır.

 

Bu âyet bir başka yönüyle,

O’nun “batıni velâyetine” işaret etmektedir.

 

1960’lı yıllarda Terzi Babam mürşidi Nûsret Tûra Uşşâki Efendimizle günün şartlarına ve imkânlarına göre zaman zaman mektuplar gönde-rerek görüşüyorlarmış; Nûsret babamız o dönemde Necdet Bey’e yaz-dığı her mektuba “Gözümün Nûr’u” diye başladığını hâlen saklanan o mektuplara bakarak gördük.

 

Onun bu sözleri æ (nun) daki “Nûr-u İlâhiye”ye nispettir. 

Bugün için bu çalışmamıza ise, delil niteliğinde olup, o gün için söy-lenen bu sözlerinde hayat bulmasıdır.

 

Kûr’ân-ı Keriymde Fussilet 41. sûrenin 53. âyetinde;

¤á¡è¡Ž¢1¤ã a ó¬©Ï ë ¡Öb Ï¨ü¤a ó¡Ï b ä¡mb í¨a ¤á¡èí©Š¢ä 

¢ £Õ z¤Ûa ¢é  £ã a ¤á¢è Û  å  £î j n í ó¨ £n y

“senüriyhim ayatina fiyl afakı ve fiy en­füsihim

hatta yetebeyyene lehüm enne­hül hakku”

 

“yakında onlara ufuklarda ve kendi nefslerinde/özlerinde, canlarında olan âyetlerimizi göstereceğiz, tâ ki, onlar için O’nun hak olduğu ortaya çıksın.” buyuruluyor.

 

Afak ve enfüsün birlenmesi ve bilinmesi salik için tasavvuf çalış-malarının da gayesidir.

 

Sayılara dikkat edersek; (41. sûrenin 53. âyeti)

(41), daha önce söz ettiğimiz gibi “Necdet” in Kûr’ân harfleri yö-nünden yazımı idi; (53) ise, bilinen bir gerçek.

 

Daha önceki başlarken bölümünde Terzi Baba’dan söz ederken ona muhabbetle yaklaşanların sezgi ve keşif kabiliyetleri ile ondaki “Pir”lik vasfını sezebilirler, demiştim.

 

“Pir” Šîi  Osmanlıca’da;

         l             (be/pe)      2

         î / ô     (ye/i)       10

         ‰ / Š       (rı)            200  =  212 dir.

Peki (Pir)  Šîisayısının içindeki özü 53 ü nasıl bulabiliriz.

Şöyle ki, (212), (53) ün dört (4) katıdır.  Yani 4 adet 53 tür.

Onlar da “Şeriat”, “Tarîkât”, “Hakikat” ve “Mârifet” mertebele-ridir.

Dört mertebede de Pir oluşunun delilidir de diyebilirim.

 

 

53 sayısını kendi aralarında topladığımızda (5 + 3) toplam 8 eder, ki daha sonra izahatını yapacağımız (Necm)  ávã in âyet sayısı da 62 yani (6 + 2) = 8 dir.

 

Cennetlerin de 8 olduğunu düşünürsek burada 8. cennet “zât” cennetinden bahsedilmektedir.

 

Az Yukarıda geçen “Allah nûrunu tamamlayacaktır,” âyetin numarası da 8 idi. 

 

(Cennet)   ¤o  £ä u  kelimesine şöyle bir bakalım sayılarımız bizi oraya taşıyacak mı?

        x   (cim)         3

        æ   (nun)       50

        æ   (nun)       50

        p (te)        400  = 503 eder.

503 Cennetin ebceddeki karşılığıdır.

İster (50 + 3) = 53 deyin, ister ortadaki sıfırı (0) kaldırın (503);

her iki oluşum da 53 ü veriyor.

 

Ayrıca sayıları yan yana topladığımızda (5 + 3) = 8 eder,

ki Cennetin varlığı da mevcut; yani cennetin içinde cennet var. 

Buradaki cennet  “Nûr-u İlâhiyye”nin harfi æ (nun) un kişinin varlığını sarması ve kuşatmasıdır. 

Bir başka açıdan cennet, (53) ten seyr’dir

 

Bu kitap çalışmamızın belirli bir döneminde Mekke ve Medine’de ol-dum. Medine’de “Mescid-i Nebevi”nin 41 adet kapısı vardır.

 

Son kapı 41 den Peygamber Efendimiz selâmlanarak çıkılıyor ve karşımızda da “Cennet’ül Baki” yani “sonsuzluk cenneti” bulunu-yor.  Buradaki yorumu siz yapın.

 

 

“Necdet”, “Necat”tan gelir demiştik. 

“Necdet” müstakil olarak Kûr’ânda geçmez, ancak aslı “Necat” sadece bir yerde Mü’min 40. sûrenin 41. âyetinde şöyle geçer:

 

¡ñì¨v  £äÛaó Û¡a ¤á¢×ì¢Ç¤… a ó¬©Û b ß ¡â¤ì Ó b í ë  

6¡‰b  £äÛa ó Û¡a ó¬©ä ãì¢Ç¤† m ë

“ve ya kavmi maliyed’uküm ilennecati

  ve ted’uneniy ilennari”

 

“ve ey kavmim benim için ne var ki ben sizi necat’a davet ediyorum ve siz beni nar’a ( ateşe) davet ediyorsunuz.”

 

40. Sûre olması hem â (mim) in hakikatini anlatır, hem de “hâ mim” ile başlayan 7 sûrenin ilkidir.

 

“Necat” sözünün bu sûre ve âyetle “Lisân-ı Mûsâ”dan zuhur et-mesinin sebebi şudur.

Diğer peygamberlere göre onun ümmetinin çok ve asi olması, onla-rın kurtuluşa daha çok ihtiyaçları olmasındandır. 

 

Bir başka ifade ile de “Hakikat-i Muhammediye”nin “Mertebe-i Mûseviyet”ten seslenişi ve rahmetidir.

Her birerlerimizde mevcut “Nefs-i Firavun”un yenilmesi ancak bu “Necat” ile mümkün olmaktadır.

 

41. âyet olması da daha önce belirttiğimiz gibi “Necdet”in arapça harfler yönünden yazımıydı. (*) 

 

 

 

(*) 41 ayrıca Terzi Babamın ilâhi emâneti üstlendiği yaşı’dır

 

(Necat) kelimesi,  oavã

      æ     (nun)    50

      x    (cim)      3

      a   (elif)       1

      p   (te)     400 = 454  dır,

ki zaten kendi özü itibariyle (4 + 5 + 4) = 13 tür.

(Necat)  oavã ın özü, kurtuluşa götüren, hidâyete ulaştırandır

Dikkat edilirse, sayı olarak da 40 ile 41 birbirini takip ediyor,

                   harf olarak da â (mim) ile æ (nun)

aynı şekilde birbirini takip ediyor.

40 ile 41;  â (mim) ile  æ (nun) birbirine delil oldular.

 

İstanbul’un Fethine baktığımızda 1453 ü görüyoruz. 

Zahirde ®  İstanbul’un Fethi,

bâtında ise,®  gönüller Fethi’nin müjdelendiğini görüyoruz.

 

“Necm Sûresi”   Gelelim “Necm”  (Yıldız)  ávã e; 

(Necm)   53. sûre, 62 âyet,

                  360 kelime, 1405 harf

              ve sonunda da “Secde Âyeti” vardır.

 

“Secde Âyeti”, bilindiği gibi

okuyanların ve dinleyenlerin secde etmeleri vacib’tir.  

 

(Necm) ávã üzerinde (Necdet)  ñ†vã yazımı şöyle oluşuyor.

“Necdet”ten “Necm”i çıkarırsak

(457 – 93) = 364 çıkar ki

(3 + 6 + 4) = 13 eder

ve bu “İlâhi seyr”in gözler önüne serilmesidir.

æ   (nun)     135  adet  

x (cim)       12  adet

…   (dal)        27  adet

p (te)         64  adet   

                    238   toplam  (2 + 3 + 8) 13 eder

 

Terzi Baba 1938 (Rumi 1353) yılında Tekirdağ’da doğmuştur.

 

Bu sayının içindeki ifadeleri görelim:

 

1938 de 19 var,

ki bu “İnsân-ı Kâmil”in rumûzu

ve “besmele”nin hakikatini anlatır.

 

1938 de 93 vardır,

ki o da “Necm” idi.

Necm Sûresi Terzi Baba’nın doğum tarihine yazılmıştır.

 

Necm Sûresi 62 âyettir.

Bu âyetleri peşpeşe topladığımızda 1953 çıkar,

ki açık olarak 19 ve 53 ün varlığı ortaya çıkıyor.

 

Bu yıl tarih olarak da Terzi Babamın tasavvuf çalışmalarına baş-ladığı yıldır. 

 

 

Ayrıca 1938 e “Hakikat-i Muhammediyye” mührünü vurmuş-tur. 

Şöyle ki, (1 + 9 + 3) = 13

 

 

Terzi Babamız Nüket Hanım Validemiz ile mürşidlerinin işa-retleriyle evlenmişlerdir. 

(Nüket)  ¤ o Ø­ ã ise,

æ     (nun)     50  

Ú       (kef)      20

p      (te)        400 

                                       470 dir. 

O da tıpkı (Necdet)  ñ†vã gibi,

æ (nun) harfiyle başlar ® p (te) harfiyle biter .

 

“Nüket” 470 ile “Necdet” 457 arasında 13 vardır. 

Zaten Nüket Anne’nin vechine doğru baktığınızda “ilâhi nûr”un esintilerinin ve yansımalarını görmeniz mümkündür.

 

“Nüket” ismi “ışk - muhabbet” kelimesiyle aynı değerdedir.

 

“Necdet”ten, “Işk”a giden yol 13 tür.

Sarmaşık sarıldığı yeri nasıl istila eder-se, “Terzi Baba” da girdiği insân gön-lünü ve vücûdunu öylece kuşatıp istila etmektedir. 

“Işk - muhabbet, aşk)”   Õ'Ç           

Ê (ayn)       70       

      * (şın)      300

      Ö (kaf)      100

                                    470 eder ki “Işk” ve “Nüket”

      

Aşk lâfzı, sarmaşık demek olan “ışk” kelimesinden alınmıştır.  Allah’tan başka herşeyden geçmektir. 

“Işk – Muhabbet” ile Necdet arasında 13 şifresi vardır.  O hâlde “İsm-i Necdet” aşkında kemâl-i’dir.

 

Terzi Babamın şu anda iş yeri olarak kullandığı eski evinin numarası 35 tir yani 53 sayısının (ancak sağdan okunmasıyle) gizli yazılışıdır.

 

 

Muhterem Dostlarım!

İslâm dininin beş ana esasından birisi olan ve Mi’rac hükmünde bu-lunan “Namaz” konusuna da biraz değinelim.

 

Bilindiği gibi Terzi Babamın “Salât ve Ezan-ı Muhammed-i” adlı meşhur bir eseri bulunuyor. Konumuz rakkamların diliyle o’na ulaşmak ve tanımak olduğu için; biz de o’nun bu “Salât” adlı eserinden esinle-nerek namaz (salât) oluşumuna değinmek istiyoruz.

 

“Salât” adlı eserin hemen baş sahifesinde günlük olarak bir müslü-manın bilinçli, ya da bilinçsiz olarak “namaz”ı ifaya çalışırken şu at-mosferin içerisinde yolculuk yaptığı görülüyor.

 

(“Salât” adlı Terzi Babanın eserinde bir günlük namaz oluşumu şöyle,)

Niyet                13 defa

Sübhaneke        15 defa

E. Besmele        15 defa

Fatiha               40 defa 

 

(Not: Liste uzun tuttuğu için tamamını belirtmeden namazın sonunda oluşan toplam değeri yazdık aşağıya çıkardık.) 

 

                       .......

Toplam           1494   (1 + 4 + 9 + 4) = 18

 

(18 bin âlemin namazdaki mevcudiyeti ve oluşumu belirtiliyor.)

 

 

Peki bu oluşumda 53’e, “Terzi Baba”ya nasıl ulaşırız. 

1494  →  1 + 49 + 4  →  (49 + 4) = 53 

“Salât”taki “Terzi Baba”

Buradaki 1 Hakk’ın birliğini, “ahadiyet”ini temsil ediyor.

Az önce sıralanan namazın bütün erkânını belirten sayılar ve onun toplamı 53’ün açılımı ve tanıtımı niteliğindedir.

53 ise, “Terzi Baba”nın (İnsân-ı Kâmil’in) rumûzu idi.

 

Burada şu soru akıllara gelebilir.

“Salât” adlı eserindeki bu ifadeler belirli bir mezhebin (hanefi) gö-rüşüne göre düzenlenmiştir.

Diğer mezheblerde bu ifadeler farklı çıkacağı için sonuçta farklı ol-maz mı?

 

Cevab : Böyle düşünülse dahi dinimizdeki namaz olgusu “Salât” ile ifade ediliyor; âyetlerde sürekli “salât” olarak geçiyor.

 

 

¤ñ 5 •  (Salât) ise,    

        ˜     90 →  Cenâb-ı Hakkın sıfat âlemi

        Þ      30  →   Cenâb-ı Hakkın lâhud âlemi

        a         1  →   Ahadiyyet Mertebesi

        p/ñ   400  →   Tevhid Mertebesi

                   521    (52 + 1) = 53

 

“Salât”taki sonuç oluşumu 53’ü vermekle birlikte yukarıda belirtil-en soruya da cevap niteliğindedir

 

Son olarak “Salât” olgusunun ebced’deki karşılığının 521;  

o’nun da kendinde  (52 + 1) = 53ü gizlediğini görüyoruz.

 

Dikkat çekici önemli bir başka sonuç daha burada belirginleşiyor. 

O da şu ki;

53 sayısı 40 ile 13’ün toplamı idi.

“Salât”taki 521’de 40 ile 13’ün çarpımının 1 fazlasıdır,

ki o da 53’ün 1’liğine işaret etmektedir.

 

Bir günlük namazı 40 rek’at olarak ele alırsak 13 üzere “Hakikat-i Muhammedi” bir “salât” olgusu karşımıza çıkar. Bu da gerçekten çok büyük bir lütûftur.

 

Sayıların diliyle “Salât”ı târif etmemiz gerekirse şöyle diyebiliriz. 

 

Bizce salât, “53 (Terzi Baba)” sırrı içerisinde sonsuz âlemleri seyretme nimetidir; ya da seyr’dir. 

 

Yüce Peygamberimiz (s.a.v.)in Mi’rac’tan ümmetine getirdiği “sa-lât” hediyesinin bu olduğunu düşünüyorum.

 

Ölülerin ardından bilindiği gibi 7, 40, 52 gibi geceler düzenlenir.  Bunların toplamı 99 olmakla beraber 53. gece bu kemâlât tamamlan-mış oluyor.

53 burada ölümün kemâlâtıdır.

 

Hazretimizin yetişmesinde en büyük emek sahibi olan muhterem zât Nûsret Tûra Efendimizdir. Nûsret ile Necdet arasındaki bağı sayılar yönünden şöyle açıklayabiliriz.

 

¤o Š¤–­ã  (Nûsret)  ismi

ebced hesabında;                      ve alfabetik sırayla

      æ   (nun)    50                            æ   (nun)     25                  

      ˜ (sad)    90                            ˜ (sad)     14

      ‰    (rı)    200                             ‰    (rı)       10

      p  (te)   400  = 740 eder.       p  (te)        3  = 52 eder

 

“Nûsret”ten “Necdet”i çıkartırsak (740457) = 283

yani (2 + 8 + 3) = 13 ortaya çıktı.

 

Yani “Nûsret” ile “Necdet”in muhabbeti “Hakikat-i Muhamme-diye”yi zuhura çıkardı. 

 

Burada bir başka yöne de dikkat çekelim;

  ¤o Š¤–­ã (Nûsret) ile ñ†vã (Necdet) in arapça orjinal yazılarına bakarsanız her iki isim de

æ (nun) harfiyle başlar  ®  p (te) harfiyle de sona ererler. 

 

“Nûsret”teki ve “Necdet”teki

bu æ (nun) ve  p (te) harflerini çıkartırsak ; 

(Nûsret)   ¤o Š¤–­ã  te   ®    ¤Š¡–  (sır) kalır.

Burada ¤Š¡– (sır) dan maksat

“Nûsret”te gizlenen sırr’ın “Necdet” olmasıdır.

 

  ¤ ñ † ¤v ã (Necdet) teki  (ced/ata)  ¤† v kalmaktadır,

ki bu da “İsm-i Necdet” in “İsm-i Nûsret”in de aynı zamanda atası, kökü olduğu anlaşılıyor. 

 

Nûsret Babamızın ilâhi emâneti Terzi Babamıza vermeden önce söy-lediği, “Benim sebebi vücûdum sen imişsin,” sözü aslında buraya vurgudur.

 

Ayrıca “nasrun minallahi” ve “fethun kariyb” âyeti ile de, “size yakın bir fethi Allah’ın yardımıyla müjdeliyorum,” derken aynı konuya vurgu yapmıştır.

 

Dilerseniz bu âyet üzerinde biraz duralım. 

Acaba müjdelenen nedir?… 

 

SAF 61. Sûre 13. Âyet

¡é¨Ü£Ûa  å¡ß ¥Š¤– ã 6b è ã좣j¡z¢m ô¨Š¤¢a ë ›QS

›  åî©ä¡ß¤ õì¢à¤Ûa¡Š¡£' 2 ë 6 ¥kí©Š Ó ¥|¤n Ï ë

ve uhra tühıbbune­ha nasrün minallahi

ve fethun kariy­bun ve beşşiril mu’miniyne

 

Ve kendisini sevdiğiniz bir başka -nîmet de- vardır ki: O da Allah'tan bir zaferdir ve yakın bir fetihtir ve mü'minleri müjdele.

 

61 daha önce zikrettiğimiz gibi Necdet’in isimlerinden biri idi. 13 ise, açık beyanı ortadadır.

 

 

Az önce yukarıda  ¤ñ Š¤–­ã (Nûsret) harflerinin alfabetik toplamının 52 olduğunu, bunun da Nûsret Tûra Efendimizin silsile-i Şerifteki yerini anlattığını açıklamıştık. 

 

Bu âyet-i Celile’de var olan müjdelerden bir tanesi de hilâfet mer-tebesidir.

Lisân-ı Nûsret’ten kendisinden sonra gelecek olan halifesi “Terzi Baba”nın müjdelenmesidir.

 

 

Diğer müjde ise, bunun devamı olup, sûre ve âyet numaraları ile zu-hura gelmektedir.  Onlar da 61 ve 13 idi.

Burada 61 ile, “Terzi Baba’”nın ismine atıf yapılmaktadır.

 

13 ile de, O’nun, Muhammediyet mertebesinden zuhuruna işaret edilmektedir. Kısaca “Gönül Mekke”sinin fethi müjdelenmektedir.

 

Hazretimizin İlâhiyat okulunda eğitim almak isteyen bir talibliye kendileri günlük olarak yapması gereken vird ve amelleri o kişiye yaz-dırarak söylerler. 

(Zaten bunlar irfan mektebinin seyr defterinde de mevcuttur.)

 

Günlük olarak yapılması gereken virdleri sıralarken Mülk sûresinin okunması da vardır.

Mülk Sûresi Kûr’ânın 67. sûresidir.  1313 harftir. (*)  

 

Dikkat edilirse 67. sûre bize doğrudan (6 + 7) = 13 sayısını verdiği gibi, 1313 harf sayısı da 2 adet 13 ün zahir ve bâtın olarak varlığını gösteriyor. 

 

İşte kendileriyle tanışıp biad eden kıblesini ona doğru çevirmeyi ba-şaran bir salik, daha attığı ilk adımlarda bu sûrenin kapsam alanına gir-diğinden “Nûr-u İlâhiyye”nin eşsiz güzellikleriyle tanışıyor ve görme-ye başlıyor; 13 sayısından, “Mertebe-i Muhammediyye”den aydın-lanmaya başlıyor. 

Bu da buradaki “ilâhi seyr” sisteminin nasıl ahenkli çalıştığını gös-termektedir.

 

Konu Mülk Sûresi iken, küçük bir hatıramı da nakledeyim.  Yıllar ön-ce Hazretimize biad ettikten sonra günlük virdlerimin arasında hergün Mülk sûresinin okunuşu da vardı.  O tarihten itibaren prensip hâline ge-tirdiğim, kendilerini her ne zaman ziyarete gittim ise, gerek iş yerinde gerekse başka yerlerde, onun kapısına gidene kadar Mülk Sûresini okur, başta Hz. Peygamberimize olmak üzere, kendilerine ve Nüket annemize atfedip huzurlarına öylece girerdim ve hâlen devam etmekteyim.

 

æ (nun) harfinin “Nûr-u İlâhiyye” olduğunu söylemiştik. 

Šìã  (nur) ise, ebcedde

      æ (nun)      50   

      ë (vav)         6   

      ‰ (rı)       200  = 256 elde edilir. Aslı (2 + 5 + 6) = 13 çıkar

 

(*) Elmalı H. Yazırın Hak Dini Kûr’ân dili adlı eserinden

Ayrıca “Nûr Sûresi” nde 62 âyet, 1316 kelime, 5330 harftir. 

 (Necdet) ñ†vã in ilk harfi olan æ (nun) un, bu sûrede açık tezahürü vardır.

 

 

“Necm Sûresi”nde de 62 âyet vardı.

Nûr Sûresi, 1316 kelime, 13 ve 16 dır. 

16 ise, 457 nin (4 + 5 + 7) = 16 dır, ki 457’nin kısa yazılışıdır

5330 harfte ise, 53’ün açık olarak varlığını görüyoruz.

 

 

Kûr’ân-ı Keriymi güzel ve ahenkli kurallara bağlı olarak okuduğu-muzda “İklâb” denilen tecvid kaidesiyle karşılaşırız. 

İklâb, tecvid ilminde dönüşüm ve döndürme demektir.

 

Sakin æ (nun) veya tenvinden sonra l (be) harfi gelirse

æ (nun) harfini veya tenvini â (mim) harfine çevirerek okunur.

 

Sakin  æ (nun) ® Harekesi olmayan harf

Tenvin ise,  (nunlamak) demektir.

 

Örnek, ¡†¤È¨i ¤å¡ß iklâb kuralı ¡†¤È¨i ¤á¡ß olarak okunur

ve  æ (nun)  â (mim) e dönüştürülür.

 

 

Şöyle ki Cenâb-ı Hakk’ın açık bir kitabı olan İnsân-ı Kâmil’de ve özel olarak da Terzi Baba’da faaliyet sahasına giren bir salik üzerindeki ha-rekesini “gölge varlığını” düşürdüğünde, sakinliğe, sükûnete ermiş olur.  Yani sakin æ (nun) olmuş olur. 

 

Bundan sonra da kendisindeki dönüşüm ile “Nûr-u Muhammedi-ye”yi okumaya idrak etmeye başlar. 

 

Böylece ve æ (nun)  â (mim) e dönüştürmek sûretiyle de “tertil” üzere okumuş, hem de hükmü vacib olan iklâb kuralını uygulamış olur. 

 

 

İklâb’ın sayısal değeri de bu gerçeği ifade etmiyor mu?...

 (İklâb)   kÜÔa

      a       (elif)          1   

      Ö     (kaf)      100   

      Þ     (lam)       30 

      l    (be)          2   = 133 çıkar.

 

Hatırlayınız Kûr’ânın tamamı üzerindeki harf çalışmamızda,

æ (nun)  â (mim) arasındaki fark 133 çıkmıştı. 

Hem 13, hem de 3 var; dolayısıyle çalışmamıza bir bütün olarak bakıldığında birbirlerini tamamlıyor ve tasdikliyorlardır.

 

 

“40”                 “41”  de                gizlendi

â (mim)         æ  (nun)     ile  açığa çıktı

â (mim)  bâtın   æ  (nun)          zahir oldu

 

“13”                  “53”    ile              aşikar oldu

…  (dal)       x(cim) in          delili  oldu

 

Bilen ve bilinen   “Necdet” oldu.

 

 

Hadisi Şerifte, “Allahu Teâlâ beytullaha hergün 120 rahmet gönderir.  Bunun 60 ı tavaf edenlere 40 ı namaz kılanlara 20 si  seyredenlere verilir, buyrulur.

 

Kendi yolumuz ve seyrimiz açısından 120 rahmet ile 53 arasındaki bağlantıyı açklamaya çalışalım.

 

60 rahmet, tavaf edenlere verilir.

(53 – 60) = 7; bir tavaf da 7 şavttan ibarettir. Dolayısıyle tavafın oluşumu ortaya çıktı.

 

40 rahmet, namaz kılanlara verilir.

(53 – 40) = 13; bu rahmette de “Hakikat-i Muhammediye” olu-şuyor.

 

20 rahmet, seyr edenlere verilir

(53 – 20) = 33  (33 ise, Mescid-i Nebevinin ilk direk sayısıdır.)

 

Bu rahmetin dağılım neticesinde ortaya çıkan sayılara bakarsak;

(7 + 13 + 33) = 53  vermektedir.

 

Bu da ona muhabbet duyanlara gelen rahmetin ve ihsanın kayna-ğını vermektedir.

Kısaca; “Necdet”ten ® “Necdet”e

           ve “Necdet”ten ® “muhabbet ehli”ne olan rahmettir.

 

120 ve 53 arasındaki bu ifadeler, ilâhi birlikteliğin anlatımıdır.

 

 

Atom bilindiği gibi proton, nötron, elektron’dan oluşmaktadır.  Bunların baş harfleri “pe”, “nun” ve “elif”dir. 

 

Bunların değerlerine bakarsak;

   pe     2  → (“pe” Osmanlıca’da  l be harfi yerine geçer)

   nun  50

   elif     1 = 53 eder, ki varlığın her tarafında mevcuttur, diyebiliriz.

 

 

Kûr’ânda 29 sûrenin başında “Huruf-u Mukatta” harfleri bulunur.

Hazretimizin Kûr’ândaki “Hurufu Mukatta”daki yeri, harfi

æ (nun) dur.

Kalem Sûresi æ (nun) ile başlar 52 âyettir. 

 

æ (nun) un içinde bulunan 2 adet æ (nun) åìã  toplamı

(50 + 50) = 100 eder;

sıfırları çekip  (100) 1 sayısını 52 ye ilâve edersek 

(1 + 52) = 53 bulunmuş olur.

 

 

Daha önce de belirttiğimiz gibi 1938 Terzi Babamın dünyaya teşrif ettikleri yılı anlatan sayılardır. 

Burada 19, 13, 93’ ün (Necm’in ebced karşılığı) varlığı mevcuttur.

 

(Peygamberimizin doğum yılını çıkardığımızda)

(1938 – 571) = 1367

 

Burada iki adet 13 mevcut,

birisi açık, (1367);  diğeri gizli  (6 + 7) = 13 dir.

 

(1367) ® (67),  ayrıca “Lâfza-i Celâl” ve “Secde”nin de değerini sayı olarak ifade ediyor.

 

 

1938 doğum tarihindeki bir başka esrarı da şöyle açıklamak istiyo-rum. 

Aynı sayıyı sondan başa yazalım 8391 – 1938 = 6453

Doğum tarihinde oluşan açık sayı sondaki 53 tür.

Ayrıca bir sayı daha öne gelindiğinde 6453 görüyoruz. 

Onun da başına 1 ilâvesi ile 1453 doğum tarihi de belirlenmiş oluyor, ki o da bilindiği gibi İstanbulun fethi idi.

 

Bu doğum tarihi ile yeni bir çağın başladığını, bu çağın da “Terzi Baba” şahsiyetiyle “Mertebe-i Muhammediye”yi Hz. Rasûlüllah’ın risâletini anlatmak ve yorumlamak şeklinde düşünebiliriz.

 

Terzi Babamın doğum tarihinden (1938 den)

İstanbul’un fethini çıkaralım;

(1938 – 1453) = 485 (48 + 5) = 53

 

“Konstantiniye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, komutan ne güzel komutandır.”

 

Konstantiniye Hıristiyanlık, “Mertebe-i İseviyet”tir. O da kayna-ğını “Muhamediyet”ten alır. 

Dolayısıyle Muhammediliğin ve onun ilim mertebesi olan “Mârifet-ullah”ın 53 sayısal değeri ile zuhura çıkıp fethini gerçekleştirilmesidir. 

 

Ayrıca Terzi Babam fetih yolculuğuna 1953 yılında İstanbul’da baş-lamıştır.

 

53 e biraz daha yakın olalım.

 

5 ve 3 sayıları neyi anlatmak istiyor?...

53 ve 13 ün ortak rakkamı, 3 tür.

 

Peki buradaki 3 nedir? ...

“Muhammed” isminde mevcudolan 3 adet â (mim) i

ve “yakıyn mertebeleri”ni kendinde cemedendir. (*)

 

53’ün 5’i ise, tek din olan ve adına İslâmiyet dediğimiz ilâhi sis-temin işleyişinin sağlayan 5 ana program ya da İslâmın 5 esasıdır. Bir başka yönüyle de “Hazarat-ı Hamse”yi anlatır.

 

 

(*) Bu konuda geniş bilgi “Kelime-i Tevhid” adlı kitapta verildi.

 

53 sayısındaki 3 adet â (mim) in genel toplamı da

(40 × 3) =120 dir.

 

Dolayısıyle İnsân-ı Kâmil’den taliblilerin gönüllerine akan rah-metin kaynağı da burasıdır.

 

 

Değerli Gönül Dostum!

(Necdet) ñ†vã  harflerinin

æ (nun),  x (cim),  … (dal),  p/ñ (te)

  ( æ - x - … - p/ñ ) yazıp önümüze koyalım. 

Seyir anında O’nun zâtına giden yolda oluşan şekillerin sayı değer-lerine göz atalım. 

Şekillerde de görüleceği gibi  “Necdet”   ñ†vã 4 harfi 4 köşeyi temsil ediyor. Herbir harf O’nun zâtına giden yolda bir mertebeyi ifade ediyor. Bu harflerde hep ayak izleri ve secde izleri mevcuttur. 

 

Bu harflerle “Makam-ı İbrahim”den “Makam-ı Mahmud”a erişi-lir. Seyire harf æ (nun) dan başlanır, yine O’na varılır

 

 

  …  Delil-i ilâhi                 x Cemâl-i ilâhi

 

 

 

 
 

 

 

 p Tevhid-i ilâhi                 æ Nûr-u İlâhi (Hacer’ül Esved)                             

 

 

Bilindiği gibi İslâmın şekil olarak sembolü “Kare”dir.

æ (nun) harfi ayni zamanda “Mertebe-i Zât” ve “Hacer’ül Esved”i simgeler.

 

Nûsret Babamız rahmetullahi aleyh, kendilerini “gözümün nûru” diye hitap etmelerinin sebebi bu da olsa gerek…

 

 

 

PİR = 212

        …   53                        x  53

       TARİKAT                                      ŞERİAT

 

                                                                 

   

             p 53                          æ  53

  HAKİKAT                                    MARİFET

 

“Pir” kelimesini 212 sayısını verdiğini söylemiştik,

ki 4 adet 53 ün ve 4 mertebenin toplamıdır. 

Hâl böyle olunca bütün mertebelerde “pir”lik vasfının delili oluyor.  

 

Tavaf, 7 şaft’tan meydana gelir.  

O zaman bu çizelgede Tavaf’ın oluşumuna bakalım.

                          (212  ×  7) = 1484

 

Bu sayıda Necdet’i bulalım (1 + 48 + 4) = 53

 

Bu seyir neticesinde kendini kendisi ile biliyor. “Küntü kenzen”deki esrar ortaya çıkıyor.

 

 

 

       

                    …  13                      x  13

              

                                

 

                 p 13                       æ  13

 

 

“Necdet”in aslının “Necat” olduğunu söylemiştik;

53 de aslının 13 olduğunu belirtmiştik. 

 

“Necat” bütün mertebelerde “Hakikat-i Muhammed-i” üzere kur-tuluşa erdiren hidâyete götürendir.

 

Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi 4 mertebenin toplamı

(13 + 13 + 13 + 13) = 52 dir.

“53” ise, bütün bu mertebeleri kendisinde cem edendir.

 

“Necat” 454  (4 + 5 + 4) = 13

Kendisi 13 olduğu için, kendi kendisini kurtuluşa erdiren olmuş oluyor.

 

 

 

           

114 adet

â (mim)

Makam-ı Mahmud

       

…  27                  x 12

              

 

           p 64                      æ 135

 

 

Necm yönünden;

Necm Sûresinde “Necdet” ismini sayılarla oluşturduk.

æ     135 adet

x      12 adet

…        27 adet

p      64 adet  = 238  (2 + 3 + 8) = 13  Necdet” in

yani 53’ün özü 13 olduğu için hep aynı sayı ile “Necm”de buluş-tuk.

 
 

 

 

 

 

 

       

          …  4                  x  3

                                                               

                                                             53

 

    p  400                 æ 50

 

Ebced sayılarıyle “Necdet” yazılışı

 æ           50

 x            3

 …             4

 p       400  = 457  (4 - 57) = 53

Burada     457,      (53) ün    zuhur mahallidir.

                   53 ise,    (457) nin özü ve çekirdeğidir.

 

                   8 + 5  = 13

 

 
 

 

 

 

 

 

 

(5+3) = 53

       

 …  8                                  x      5

              

 

    

       3                                 æ   25

 

 

 

Kûr’ân alfabesindeki “Necdet” yazılışı

      æ    25

      x          5

      …            8

      p         3  = 41 Ayrıca ilâhi emâneti yüklendiği yaşıdır.   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kûr’ân-ı Keriym’de Tîn Sûresi 95/3 âyette,

› =¡åî©ß ü¤a ¡† Ü j¤Ûa a ˆ¨ç ë ›S

ve hazel beledil emiyni

 

“Emin belde’ye yemin olsun” buyuruluyor.

“Emin belde”den kasıt dünya üzerindeki Mekke-i Mükerreme ve orada bulunan Harem-i Şerif olmakla birlikte “İnsân-ı Kâmil”in gönlüdür.

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                     

 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

Emin Belde’de yani “İnsân-ı Kâmil”in gönlünde ikâmet edenlere Mekkî ya da Mekkeli denir.

 

“İnsân-ı Kâmil”in gönlünden, taliblilerin gönüllerine doğru akan zât-i işaret ve oluşumların kaynağı bu emin beldedir.

 

Emin Belde’nin sûre ve âyet numarasına gelince

95/3 yani (953) ®

sondaki iki rakkam 53’ün “İnsân-ı Kâmil”in şifresidir.

 

“Emin Belde’ye olan yemin” bir bakıma “Terzi Baba”yadır.

 

(953)’ün başına Hakkın tekliğini ifade eden 1 sayısını getirdiğimiz-de 1953 ortaya çıkar ki 19 ve 53 yanyana sıralanıştır.

 

Ayrıca 1953 daha önce açıkladığımız gibi Necm’in âyetlerinin topla-mı ile Terzi Babamın tasavvuf çalışmalarının başladığı tarihtir.

 

Yukarıdaki şekilde de görüleceği gibi Hac ibadeti,

afaktan (æ - x - … - p/ñ) ® ñ†vã harfleri ile sınırlandırılmış olan “Emin Belde”ye girip oranın sakini ve misafiri olup, yaşam sağla-mak, orada tavaf ve semâ etmektir.

 

 

53 üzerinde kısaca şu bilgileri de arz etmek istiyorum.

1999 yılı Umre seyahatimiz esnasında daha önce bir zuhurat ile va-ki olan mânen kendisine sunulan “Kehribariyye Şami” kapısının “Mescid-i Harem”de 53 nolu kapı olduğunu birlikte tespit etmiştik.

 

Medine’de “Mescid-i Nebevi”de minber ile mihrab arasındaki sü-tun da mânen “Terzi Baba”nın makamıdır.  Onun da numarası 53 tür. 

 

 

Yeri gelmişken küçük bir hatıramızı da belirtmek istiyorum.

2002 hac yolculuğuna giderken önce Mekke’ye gittik; hac sonunda Medineden döndük. Hem gidiş, hem de dönüş esnasındaki uçak sefer sayımızın dört rakkamdan oluşan ortadaki 2 sayı 53 idi. Bunun bir hac seferi olduğunu düşünüp, sefer sayılarının da 53 olduğunu gördüğüm de, bunun kitap yazım çalışmalarına bir işaret olduğunu düşünüp, çalış-maları hızlandırıp, bir an önce bitirmem gerektiğini de düşünmüştüm.

 

 

Kıymetli Gönül Dostum!

Sizlere Terzi Babamı sayıların diliyle de anlatmaya çalıştım.  Şunu belirtmek isterim, ki sayıların ortaya çıkardığı hakikatler tabii ki bunlar ile sınırlı değildir. Bu hakikatlerin bir kısmını onun “Kelime-i Tevhid” adlı eserinde de bulmak mümkündür. Bu bölümü yazım esnasında rak-kamlara herhangi bir zorlama yapmadan, herşeyin tabii seyrinde oluş-tuğunu da belirtmek isterim.

 

Aslında 53 ile ilgili mevzuu bir bölüm olarak değil, müstakil bir kitap halinde hazırlamak gerekmektedir. Ancak burada bir fikir vermesi yö-nünden bu kadar ile yetinmek istiyorum.

 

 

Kûr’ânı Keriym kaç âyettir ?

Bu Konuda herkes değişik fikirler beyan etmiş; âyetler tek tek top-landığı hâlde farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır.  Daha çocukluk çağlarımız-dan itibaren bizlere öğretilen Kûr’ân 6666 âyettir ifadesine bir türlü ulaşılamamış, bu fikir de nazari bir bilgi olarak kalmıştır.

 

Bu konuda ehl-i zahiran çeşitli çalışmalar yapmış ancak 6666 sayı-sının varlığı ortaya çıkmamıştır.

 

Düşümdüm ki, bu konuda gerçeğe ulaşabilmek ancak gönülden gelen beyanlarla mümkün olabilirdi.

 

53 ve 13 görünüşte ayrı ayrıdır;

hakikatte ise, aynı olan bu iki sayıyı

 

önce 53 başa gelecek şekilde bitişik yazalım, 

(5313)

 

daha sonra da 13 başa gelecek şekilde

birbirlerinden ayırmadan yazalım.

(1353)

 

Bu iki sayıyı birlikte toplayalım  5313

                                      1353  (Aynı zamanda Rûmi doğum tarihi)

                          Toplam   6666      

         

Allah’ın büyük bir ihsanı olduğunu bu işlemde sadece bu iki sayı ile yani 53 ve 13 ile bu sonuca varılabiliyor.

 

Ayrıca beşeri anlayışımızın dışına doğru çıkıp, her türlü kayıtla-ma-lardan ve şartlanmalardan sıyrılıp, özgürlüğe doğru kanat çırptığımızda, sayıların esrarıyla buluşuyoruz.

 

Sayıların hakikatine doğru nüfuz ettiğimizde ise, sayıların bir elbise ve perde olduğunu farkediyor, onlara dokunduğumuzda ise, “Zât-i İlâhi”nin nâmütenâhi atmosferinde zevk ile insân’ın ve âlemin hakikati-nin özelliklerini derk (idrak) edebiliyoruz.

 

Esasen sayılar, vahyin içinde bizâtihi mevcuttur. 

Sayılar “Kelâm Sıfatı”nın anahtarı gibidirler.

Onlara dokunup açtığımızda ise, “İlâhi Kelâm”ın hıtabını hem duyabiliyor, hem okuyabiliyor, hem de seyredebiliyoruz.

 

Öyleyse sayılara dokunup, onlarla konuşabilmenin ölçüsü ne olmalıdır?....

El Cevab : Kûr’ân’a ve dolayısıyle İnsân-ı Kâmil’e dokunmanın ölçüsünü yine Kûr’ân-i ifadeyle Vakıa sûresi 56/79 âyetindeki

›6  æ뢊  £è À¢à¤Ûa  £ü¡a ¬¢é¢ £Ž à í  ü ›WY

la yemessehu illel mutahherune

“mutahar (tamamen temiz olanlar) dan başkası ona dokuna-maz (el süremez),” emr-i ilâhisine göre, tenzil-i mushafa dokun-mak şer’an caiz olmadığı gibi Zât’ın hakikatine ve esrarına do-kunmak da taharette temizlenmeyenlere câiz değildir.

 

Ayrıca bu ifadenin sûre ve âyet numaralarına baktığımızda;

56. sûre  ve 79. âyet (56 + 79) = 135   

135 ® (13) i ve (5) i

sonra da 5 ve 3 ü yanyana getirip, (53) ün varlığını müşahade edi-yoruz.

 

Sayılar, gönülden gelen haberlerin aynı zamanda tasdikleyicisi-dirler ve öyle olmak zorundadırlar.

 

Sayılar, “Zât-i İlâhi”nin abd’ına kendini bildirip, tanıttığı sembol-lerdir.

 

 

ÜMMET ve ÜMMETİM 

 

Ümmet ve Ümmetim ifadelerini sayılarda kısa bir ufuk turu yaparak açmak istiyoruz.

 

Ümmet : İslâmda en çok kullanılan kelâmlardan birisi olup, bir pey-gambere inanıp, onun yolundan gidenler, peygamberin Hakk’a davet ettiği topluluk ve cemaattir.

 

Kûr’ân’ı Keriym, “Ümmü’l Kitap” yani “kitab’ın anası”dır. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) ın ümmeti de diğer bütün kavim ve toplulukla-rın anasıdır, kaynağıdır.

 

Ümmet  ¤ o£ß­a  oluşumuna harf ve sayı değerleri içinde bakarsak;

        a   elif          1

        â   mim      40

        â   mim      40

        p te        400 = 481 (4 + 8 + 1) = 13

13 bir başka ifadeyle “ümmet”tir, “kaynak”tır, âlemlerin kaynağıdır.

 

 

Peki “ümmetim” kime denir?...

¤á¡n£ß­a  “ümmetim” Bunun da harf ve sayı değerlerine bakacak olursak;

            a  elif          1

        â   mim      40

        â   mim      40

        p te        400

        â     mim      40 = 521 (52 + 1) = 53

Evet gerçekten akılları donduran bir hakikatle daha yüz yüze gelmiş oluyoruz.

“Rabbi zidnî ilmâ.” Amin.

 

Ümmet, “ana” demektir, “zât” demektir.

 

Ümmetim ise, zât-i tecelliyi yüklenen, taşıyan; ilâhi emaneti yüklenendir.

İşte bunun da değeri (53) tür.  Başka çıkması söz konusu olamaz. Zira bu ilâhi emaneti ancak “İnsân-ı Kâmil” taşıyabilir.

 

Bir yönüyle bütün âlemler,

Hz. Rasûlûllah’ın (“İnsân-ı Kâmil”in – 13’ün) ümmetidir.

53 de, bu emaneti yüklenen 13’ün “Zât”ın zuhurudur.

 

Terzi Babamın, Efendimizin 1998 senesi kutlu doğum haftası müna-sebetiyle yazdığı 

                     “Bana ümmetim der misin acaba”

                     “Bize ümmetim der misin Ya Muhammed Mustafa”

adlı şiirindeki nakarat mısralarını da dikkatlice incelersek; “Hay” ismi ile hayat bulup, her an bizlere seslendiğini de müşahade ederiz.

 

“Ümmetim” derken aynı zamanda “Fırka-i Naciye” ve “Zaim” kavmini de düşünebiliriz. 

“Allahım hayret ve hayranlığımızı arttır”. Amin.

 

Bu münasebetle “Bana ümmetim der misin,” şiirini de ilâve et-meyi uygun buldum.

 

 

                 BANA ÜMMETİM DER MİSİN ?

 

         Doğdun bu gece efendim sultanım baş tacım,

       Seni medhü sena eyledi Allah'ım,

       Bu dünyada o kadar çok oldu günahım,

               Bana ümmetim dermisin acaba ?

               Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

 

                        Senin için var eyledi Hakk bu cihanı,

                   Nurun kapladı âlemleri her yanı,

                   Hoş görürmüsün bu gafil günahkârı,

                              Bana ümmetim dermisin acaba ?

                              Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

 

         Evvel gelenler hep müjdeledi seni,

       Sen her zaman güzel yenisin yeni,

       Bu garip dünyada bilirmisin beni,

               Bana ümmetim dermisin acaba ?

               Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

                        Dünyaya şerefler şanlar verdi varlığın,

                   Müşriklerden çok çok oldu daraldığın,

                   Görülmedi hakk yolundan hiç döndüğün,

                              Bana ümmetim dermisin acaba ?

                              Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

 

       Önce sana dendi Muhammed Mustafa,

       Gönüllere verdin pek çok hoşluk ve safa,

       Var mı ki  bende seni anlayacak kafa,

               Bana ümmetim dermisin acaba ?

               Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

 

                        Mi'raca çıktın orda neler gördün neler,

                   Muhabbetin taş gönülleri bile deler,

                   Benim günlerim hep böyle boşa gider,

                              Bana ümmetim dermisin acaba ?

                              Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

 

       Hicret ettin zorlanarak o gün yerinden

       Yaraladı müşrikler seni derinden,

       Yardım edemedim üzüldüm kederimden,

               Bana ümmetim dermisin acaba ?

               Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

 

                   Hakkın bayrağını yücelttin göklere

                   Ümmetlerin yürüttü elden ellere,

                   Neler düşürdün şu garip gönüllere,

                        Bana ümmetim dermisin acaba ?

                              Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

 

 

 

 

                                                                     NECDET ARDIÇ

                                                                              TEKİRDAĞ

                                                                                 1998

 

(Kutlu Doğum Haftası için yazılmıştır.)

 

 

 

 

 

CÂMİ ve MİHRÂB

 

Câmi ismi cem edici, toplayıcı, hâvi ve muhit (kuşatan ve ihata eden) bütün evvel ve âhir güzel isimleri ve ahlâkı kendisinde cem etmiş olan İnsân-ı Kâmil’dir.

 

Lügattaki Câmi  Éßbu yazılışına bakarsak; ebceddeki karşılığı ise,

        x     3

        a     1

        â   40

        Ê   70 = 114

Burada hiçbir tesadüfün yeri olamaz, zira 114 sayısı, Kûr’ân’ın 114 sûre sayısını yani Kûr’ân’ın ve İnsân-ı Kâmil’in cem’iyyetini belirtir, ki bu da “ism-i câmi” ile ifade edilir.

İşte İnsân-ı Kâmil, “Câmi” ismi ile bütün övgü ve erdemleri zâtında toplamıştır.

 

“İsm-i Câmi” nin içinde çok özel bir makam vardır, o da “Mihrab” dır. Mihrab, ki 

genel anlamda, namaz kıldırılan yerdir.

Özel anlamda ise, “Melik”in ya da “Sultan”ın hususi makamıdır.

 

Mihrab  ¤la Š¤z¡ß yazılışına lügatta baktığımızda;

      â     40

      €       8

      ‰   200

      a       1

      l      2 = 251  (2 –51) = 53

 

Mihrab ismi, câmi’de “Melik”in, “Sultan”ın yani “İnsân-ı Kâ-mil”in hususi makamıdır.

 

Bu makam üzerinde de genelde

6¡âa Š z¤Ûa ¡†¡v¤Ž à¤Ûa  Š¤À (  Ù è¤u ë ¡£4 ì Ï

“fevelli vecheke şatrel mescidil harami”  ayeti yazılıdır. 

 

Yani vechinizi (yüzünüzü) harem-i şerife (Kâbe-i Muazzama’ya) zahir ve bâtın olarak çevirin,” ifadesi yazılıdır.

 

Genelde câmilerin mihrablarını süsleyen bu âyet-i kerime Bakara sûresinin farklı âyetlerinde birkaç yerde geçer.

İşte mihrabların üzerine nakşedilen “fevelli vecheke şatrel mescidil harami” ayetinin sûre ve âyet sıralanışına bir bakacak olur-sak,

(Bakara 2/150) 2. sûre 150. âyet; (2 + 1 + 50) = 53 çıkar, ki o da kitabımıza konu olan (53) “İnsân-ı Kâmil”in özel rümuz ve şifresidir.

 

 

TAVAF : “Zât-i İlâhiyye”ye giden yoldur.

Tavaf 7 şafttan oluşur. 

 

İsterseniz Mescid-i Harem’e Şâmi kapısından girip (53 nolu kapı bâtında Terzi Babamı simgeler) bir tavaf yapalım.

 

Tavaf 7 şaft idi; 53 ile 7 şavtın çarpımından bir tavaf elde ediliyor.

(53  × 7) = 571 çıkan sonuç bizi (5 + 7 + 1) = 13

(13) ile, hem “Hakikat-i Muhammediye”ye

(571) ile de, hem “Hz. Muhammed”e ulaştırıyor.

 

Hal böyle olunca kendinden kendine, zâtından zâtına seyirdir, denilebilr

 

                                                                                       10.12.2002

                                                                                          Çarşamba

 

 

Bu satırları bitirdiğimiz anlarda bir başka (53) “beni yazmaya unuttun” dedi.

O kimdi?

O “Terzi Baba”nın yeni doğan torunu Can Emre idi. 

 

Onun 53 lüğü nereden geliyor diyeceksiniz?

Açıklayayım; Terzi Babamın büyük oğlu İzzet’ten birisi 7 yaşların-da, diğeri henüz 1, 2 aylık torunları vardır. Büyük  torunu dünyaya gel-diklerinde 09.07.1996 mânâdan kendilerine ismi “Gülnûr” olsun demişlerdir. Çünkü Peygamber Efendimizin “Gül” ve “Nûr” Cemâlini bu isim anlatıyor. Ayrıca Nûr Sûresini de ifade ediyor.

 

Aradan yıllar geçtikten sonra bu defa İzzet Bey’in 26.12.2002 tari-hinde erkek bir oğlu dünyaya gelir. Ancak ismini koymak için kızı Gül-nûr, “benim istediğim konacak,” diyerek, ona “Can Emre” ismini, verirler.

 

Can ise, ebced hesabında,

x     3

æ   50 = 53 tür.

Yıllar önce ismini koyduğu Gülnûr’dan bu defa kendi şifresini ve ha-kikatini taşıyan ismi torununa verdiriliyor. 

İnşeallah Can, canlarımıza can katar. Amin.                   

 

Can Emre’nin doğuşundan birbuçuk sene kadar sonra 01.07.2004 tarihinde bu sefer “Terzi Baba”nın küçük oğlu Cemâl Cem’in bir kızı dünyaya geldi. Onun ismini de anne ve babası Cansın olmasını istediler ve bu isim koyuldu.

 

Cansın ismi de ebced hesabında,

x      3

æ    50 = 53 tür

Yine görüldüğü gibi Cansın kızımız dahi dedesinin hakikatini ve şif-resini taşımaktadır.

Ayrıca x (cim) ve   (sin) ile anne ve babasının da mânâlarını ta-şımaktadır.

x (cim) = Cem

 (sin) = Simge’dir.

æ (nun) = “nûn vel kalem”  “nûr’u ilâhi”dir, diyebiliriz.