40. Evlilik yıldönümü

28.09.2003 tarihinde 40. Evlilik senesine basış yıldönümü :

 

İzmir’e Nefes-i Rahman’ın hakikatini getiren o mübarek dostlar, yine ziyaretimize geldiler. Bu seferki ziyaretleri ayrı bir önem taşıyordu, çünkü evliliklerinin kırkıncı yılına basacaklardı.

Her nekadar Nüket Hanımefendi annemiz, bu kutlamayı Umre ziyaretine denk getirmek istedi ise de, ilâhi tecelli bu yönde gelişmişti.

 

Tabii bir seyr içinde devam ettiğimiz sohbetlerimizle geçen günleri-mizi doldururken, bir yandan da bu özel günü nasıl değerlendirebiliriz diye düşünmeye başladık. Çünkü kırk sayısı birçok tecelliyi içerisinde barındıran kemalli ve mükemmel bir sayıdır.

 

Bu günü özel bir gecede geçirmelerine yardımcı olmak istiyorduk, fakat nasıl bir program olmalı ve nasıl geçirilmeliydi, ki bu evlilik yıldö-nümü unutulmayacak bir şekilde olsun?...

 

Bir yerden bilet alıp, programa dahil olursun, yemek eşliğinde güzel bir gece geçirirsin, masanı donatırsın, çiçeklerle, mumlarla, yemeklerle, sevdiğin şarkılar eşliğinde, hayat düzeyine uygun olarak bir gece geçirip evine dönersin.

İyi de bizler her türküyü, her şarkıyı dinleyerek kendimizden geçe-meyiz, her program bizim iç âlemimizin kaldırabileceği şekilde değildir.

 

Tüm bunları düşündüğümüz sırada sanayici bir kardeşimizin sünnet davetiyeleri geldi; tarih ve gün de aynı zamana rastlıyordu.

(28.09.2003) İzmir Prenses Otel’de yapılacak bir program ile akşam yemeği verilecekti.

 

Bu dostlarımız da dini bütün herşeyi Hakk ve hakkıyla yapan kar-deşlerimiz dendiler. Biz de o geceyi orada geçirmeye karar verdik. Hem dostlarımızın bu mutlu gününde yanlarında olmak, hem de Efendi Baba-mızla ve Annemizle güzel bir gece geçirmek istedik.

 

Bu kararımızı kendilerine birdiğimizde itiraz etmeden kabul ettiler. Böylece kırk’ıncı yıl dönümü de sünnet töreni içerisinde hazırlanan bir program ile kutlanmış olacaktı.

 

Oradaki programa bizler her nekadar bir sünnet törenine seyirci ola-rak katıldık ise de, bu sahnelerin aslında biraz olsun hakikatlerine göz atmamız, yaşantımızın her an ve her mekânda devamlılığını seyretme-miz açısından düşünülecek çok şeyler olduğu görüşündeyim.

 

Bu güzellikler Allah (c.c.) nün özel ikram-ı ilâhisi olmakla beraber, orada fiilen bulunan her bir ferdin özel olarak tenezzülâtından ibarettir. Bu da rahmaniyyetinin zuhuruna delâlettir.

 

O gün orada bu tecelliyi meydana çıkaran, tüm dostlardan Allah (c.c) razı olsun.

 

Gecenin programı sırasıyla şöyle devam etti.

  • Yemek müziği
  • Ney Taksimi
  • Sema gösterileri
  • Kûr’ân-ı Keriym okunması
  • Dualar
  • Hüseyin Tûran’dan (türküler)
  • Folklor (Zeybek Oyunu)
  • Telgrafların okunması
  • Sünnet çocuğunun taht üzerinde meş’aleler ile gelişi
  • Zara Hanımın konseri (Türk Halk ve Sanat Müziği)
  • Vedalaşma ve ayrılış

 

Yemek müziğinden hemen sonra program Mevlevihan törenleri ile başladı. Sevgi, çoşku, muhabbet olacak da, orada Hz. Mevlânâ anılma-yacak mümkün müdür?...

 

Mevlevilerin bu çoşkulu dönüşleri ile birlikte üflenen ney taksimi, tam bir ahenk içerisinde âlemlerin sessiz bir inleme ile kendi varlık âle-mindeki zuhurunu gösteriyor idi.

 

Bu muhabbet, âlemlerin maddesel yapısı içerisinde bulunan en kü-çük parçalarındaki atom yapılarının rakslarını (dönüşlerini) anlatırcasına çoşkulu idi. Bu dönüşü ancak tek bir şey durdurabilirdi, ki o da Allah (c.c.) nün kelâm-ı ilâhisi idi.

 

Zat-i tecellinin seslenişi bir anda tüm salona yayıldı. Evet... Mevle-viler durdu sesler kesildi, herkes bir anda bu sese kulak verdi.

 

 

¡ágî©y  £ŠÛa ¡å¨à¤y  £ŠÛa ¡¡é¨Ü¨£Ûa ¡ág¤Ž¡2

 

ALİ İMRAN(3)/189

6¡ž¤‰ ü¤a ë ¡pa ì¨à  £ŽÛa ¢Ù¤Ü¢ß ¡é¨Ü£¡Û ë ›QXY

›; ¥Ší©† Ó §õ¤ó ( ¡£3¢× ó¨Ü Ç ¢é¨Ü£Ûa ë

ve lillâhi mülküssemavati vel ar­dı

vallahü âlâ külli şey’in kadiyrün

 

Ve göklerin de, yerin de mülkü Allah Teâlâ'nındır.

Ve Allah Teâlâ herşeye hakkiyle kadirdir.

 

ALİ İMRAN(3)/190

¡ž¤‰ ü¤a ë ¡pa ì¨à  £ŽÛa ¡Õ¤Ü ó©Ï   £æ¡a ›QYP

¡‰b è  £äÛa ë ¡3¤î  £Ûa ¡Ò 5¡n¤a ë

› 7¡lb j¤Û üa ó¡Û¯ë¢ü §pb í¨ü 

inne fiy halkıssemavati vel ardı

vahtilafilleyli vennehari leâyatin liü­liyl elbabi

 

Şüphe yok ki göklerin ve yerin yaradılışında ve gece ile gün-düzün ihtilâfında elbette tam aklı sahipleri için açıkça deliller vardır.

 

ALİ İMRAN(3)/191

a¦…ì¢È¢Ó ë b¦ßb î¡Ó  é¨Ü£Ûa  æ뢊¢×¤ˆ í  åí©ˆ  £Û a ›QYQ

 æ뢊   £Ø 1 n í ë ¤á¡è¡2ì¢ä¢u ó¨Ü Ç ë

7 ¡ž¤‰ ü¤a ë ¡pa ì¨à  £ŽÛa ¡Õ¤Ü  ó©Ï

 Ù ãb z¤j¢ 75¡Ÿb 2 a ˆ¨ç  o¤Ô Ü b ß b ä  £2 ‰

› ¡‰b  £äÛa  la ˆ Ç b ä¡Ô Ï

elleziyne yezkurunallahe kıyamen ve kuuden

ve âlâ cünubihim ve yetefekkurune

fiy halkıssemavati vel ardı

rabbena ma halakte haza batılen sübhaneke

fekına azabennari

 

Onlar ki, ayakta iken de, otururken de ve yanları üzerine ya-tarlarken de Allah Teâlâ'yı zikrederler ve göklerin ve yerin yara-dılışı hakkında tefekkürde bulunurlar. İşte onlar şöylece tesbih ve duada bulunur dururlar. Ey Rabbimiz!. Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen yücesin, artık bizleri ateş azabından koru...

 

ALİ İMRAN(3)/192

 ‰b  £äÛa ¡3¡¤†¢m ¤å ß  Ù  £ã¡a ¬b ä  £2 ‰ ›QYR

› §‰b –¤ã a ¤å¡ß  åî©à¡Ûb  £ÄÜ¡Û b ß ë 6 ¢é n¤í Œ¤ a ¤† Ô Ï

rabbena inneke men tüdlulinna­re

fekad ahzeytehü ve ma lizzalimiyne min ensarin

 

Ey Rabbimiz!. Sen kimi o ateşe sokarsan şüphesiz onu hakir ve zelil edersin. Ve zalimler için yardımcılar da yoktur.

 

ALİ İMRAN(3)/193

b¦í¡…b ä¢ß b ä¤È¡à  b ä  £ã¡a ¬b ä  £2 ‰ ›QYS

>b  £ä ß¨b Ï ¤á¢Ø¡£2 Š¡2 aì¢ä¡ß¨a ¤æ a ¡æb àí©¡5¤Û¡  ô©…b ä¢í

b ä¡mb ÷£¡î,  b  £ä Ç ¤Š¡£1 × ë b ä 2ì¢ã¢‡ b ä Û ¤Š¡1¤Ëb Ï b ä  £2 ‰

› 7¡‰a Š¤2 ü¤a  É ß b ä  £Ï ì m ë

rabbena innena se­mi’na münadiyen

yünadiy lil iymani en aminu birabbiküm feamenna

rabbena fağfir lena zünubena ve keffir anna seyyiatina

ve teveffena me’al ebrari

 

Ey Rabbimiz!. Biz, Rabbinize imân ediniz diye imâna çağıran bir davetçi işittik, hemen imân ettik. Ey Rabbimiz!. Artık günah-larımızı bize bağışla ve bizim kusurlarımızı bizden ört ve bizleri iyi kullar ile beraber öldür.

 

ALİ İMRAN(3)/194

 Ù¡Ü¢¢‰ ó¨Ü Ç b ä m¤† Ç ë b ß b ä¡m¨a ë b ä  £2 ‰ ›QYT

6¡ò à¨î¡Ô¤Ûa  â¤ì í b ã¡Œ¤‚¢m  ü ë

›  …b Èî©à¤Ûa ¢Ñ¡Ü¤‚¢m  ü  Ù  £ã¡a

rabbena ve atina ma ve’adtena âlâ rüsülike

ve lâ tuhzina yevmel kıya­meti

inneke lâ tuhlifül miy’ade

 

Ey Rabbimiz!. Peygamberlerine karşı bizlere va'd ettiklerini bizlere ihsan buyur. Ve bizleri kıyamet gününde rezil etme. Şüp-he yok ki, sen verdiğin sözden dönmezsin.

 

Bu sessizlik sesin geldiği yöne ve yönelmeye davetti, ses işitebilen için, görüntüye işarettir. Yani ses işitebilene çıkış noktasını görebilme imkânı veren en muazzam çağrı sistemidir. 

İşte bir şahsa ulaşabilmenin en çabuk yolu, ona seslenmek ve se-sini duyurabilmektir.  Sesin ulaştığı mahal ise, sadece bakması ve çehresini, yönünü oraya, ses mahalline çevirmesi gerekir.

 

Mevleviler de sustular, bu sesle durdular. Âyetler okundu, ilâhi ke-lâm işitildi madde âlemi, bu ahenk içerisinde duyduğu bu güzellikleri, bu çoşkuyu anlamakta ve anlatmakta acaba ne yaptı?…

 

Sünnet törenine seçilebilecek en güzel “logo” yani işaret seçilmişti, bu da “NAZAR” boncuğu idi. Mavi bir dünyaya yakışan en mükemmel bakış (NA-ZA-RA) arapça karşılığı “baktı” mânâsında’dır.

 

Bizler nereye ve nasıl bakacaktık?.....

En başta ilâhi kelâma baktık, herşeyi vahdet gözüyle görmeye çalıştık.

 

“Sedat” oğlumuzun sünnet töreninde herşeye ibret gözü ile “na-zar” etmemiz gerekmekteydi.

…a… (sedad) ın başındaki  (sin) “İnsan-ı” temsil etmek-te.... 

amma nasıl bir insân?...

 

Hemen ardından gelen 

… (dal) ve arasındaki aşikâr olan a (elif) ve sonundaki … (dal)

öyle bir insân ki, a (elif)te gizli olan Ahadiyyet hakikatlerini Nur-u Muhammediyye şifresi ile ki (13) tür,

zahir ve batın … (dal) delili ile ispat eden bir insân-ı anlatmakta,

aynı zamanda …a… (sedad) kelimesinin arapça karşılığı, (doğru, dürüst ve gerçekçi bir akıl) demektir.

 

Bu da akl-ı küll mertebesinden, yani Nur-u Muhammedi (s.a.v.) mertebesinden zuhura çıkmış lâtif ve rûhani bir akıl olmalı idi.

 

İbrahim (a.s.) gibi putları kırmış, Kâ’be’yi yeniden inşa etmiş, öyle bir ittika ile bağlı, ki oğlunu feda etmeyi göze almış, tam olarak Nur-u Muhammedi’nin (s.a.v.) tevhidini hazırlamış, “Halil İbrahim” gibi dostlardan meydana gelen bir akıl olmalı idi.

 

İşte böyle bir zuhuru, böyle bir akl-ı, taht üzerinde taşırlar, etrafın-da meş’aleler yakarlar.

 

İşte bu hakikatleri ancak gerçek bir “nazar” ile bakanlar, görebi-lirler ve şükran secdesi ederler ve bu çoşku devam etsin diye de dua ederler.

Göremeyenler ise, gaflet içinde bir gece geçirmiş olurlar.

 

(NAZARA) nın başındaki æ/ã (nun) unu göremeyenler, orada (zara) yı seyrederler. 

Evet kudret-i ilâhiyesiz hiçbir şey olamaz, amma onu görmek için önce sesi işitmek gerekir.

 

(zara) da gizli olan zat’ın Rahmet-i genel ve her mahalde zuhur et-tiğinden, tecelli-i ilâhi sûret elbisesi ile çoşku âleminde zuhurdadır. An-cak bu hali görüp seyretmek bir ârif-i billâh “Nazar-ı” ile gerçekleşe-bilir. 

 

Rahmet-i ilâhiyye tüm âlemi kapladığından o gece orada bulunan her bir davetli aynı tecelliden anlayış ve idrakleri nispetince faydalan-mışlardır. Âlemdeki bütün ziyafetler, çoşkular ve sevgiler, hep bu ma-haldeki güzellikler gibidir.

 

Bir de bu sünnet töreninin yapıldığı mahalli incelemeye çalı-şalım:

 

Otelin en üst katında olması; bu halin yüceliğini...

Otelin logosu olan Prenses Tacı’nın sünnet mahallinin giydirilmesi; oranın baş tacı ile şereflendirilmesidir, diye düşünebiliriz.

 

Gece içindeki bu gelişmeler; fenafillâh halinden ► bakabillâh ha-line geçişi...

Masa ve sandalyelerin beyaz örtü ile giydirilmesi; bakabillâh halin-de rahmetinin, bereketinin ve zenginliğinin...

Yiyecek ve içeçeklerin bolluğu ile zuhur etmesi;

aynı zamanda boncuklarla ve çiçeklerle, mumlarla süslenip, insanlık âlemine sunulması; halifeliğin makamını anlatmaktadır, diyebiliriz.

 

Oturduğumuz her bir sandalye beyaz giydirilmiş ve sarı kurdelâ ile süslenmişti.

Buradaki sandalye; her bir ferde ait olan, tahsis edilen, mahalli gös-termekte...

Sarı kurdela ise; her bir mahaldeki Hakk aşkını temsil etmektedir. 

 

Hakk Teâlâ hazretleri her birerlerimizde aynı aşk ve muhabbettedir. Zuhurun şiddeti ve tecellisi aynıdır ama her bir mahal ve ferd, kendi istidad kabiliyetince idrak ve tasdik makamındadır.

 

Allah (c.c.) her birerlerimizin idrak ve muhabbetini arttırsın. Amin.

 

Bu tecellileri bir de kendi yaşantımdan vereceğim yansımalarla an-latmaya çalışacağım.

Aslında sünnet programının gelişimi ile bizlerin Necdet Efendi Ba-bam’ı tanıdıktan sonraki yaşantımızın ve düşüncelerimizin gelişimini bu program vesilesi ile paylaşmaya çalışacağım.

 

  • Yemek müziği ve mekânın görünümü;

Dünya hayatında yaşamımızı anlatıyor. Bizler de Efendi Babam ile tanışmadan evvel, oluşumlara kapalı bir mahalde, kendimizden habersiz olarak yaşamakta idik, ama Hakk’ın rahmeti ve bereketi âlemin ahengi ile süregeliyordu

 

  • Ney Taksimi;

Bizlerle tanışıp, ne zaman ki içerisinde yanıp duran, o mübarek Ne-fes-i Rahman-ı bizlere üfledi, biz de o ney gibi inlemeye başladık.

 

  • Sema gösterileri;

İnlemeler sonunda içimizi kapladı, bizi aştı âleme yayıldı; bir baktık ki, âlem çoşkuyla dönüyor, biz de onun gibi dönmeye başladık. 

 

  • Kûr’ân-ı Keriym okunması;

Ne zaman ki ona döndük, Efendi Babam da bizlere kelâmullah’tan anlattı, zât makamının hakikatini izah etti.

 

  • Dualar

Tüm bunların karşısında şükretmekten ve yalvarmaktan başka bir-şey kalmadı. 

 

  • Hüseyin Tûran’dan türküler;

Öğrendiklerimiz ve aldığımız eğitimle, evveliyatımızla toplum içeri-sinde tüm bireylere elimizden geldiğince bu ahengi anlatmaya çalıştık, dilimizin döndüğünce... Fakat burada erlik tam ve şiddetli olduğundan, kızdığımız tecelliye müdahale etmek istediğimiz zamanlar olmuştur.

 

  • Folklor gösterileri;

Bu yolda yiğitliği ve hayatın içerisindeki keskin çizgileri anlatır. Ye-rine getirmek gerçekten yürek işidir.

 

  • Telgrafların okunması;

Yurdun dört bir yanından gelen tebrikler, anlatılan yaşamın tasdik-lerini anlatır.  Büyüğü, küçüğü her birey bu çoşkuyu yaşamak ve pay-laşmak ister.

 

  • Sünnet çocuğunun taht üzerinde meş’aleler ile gelişi;

İşte burada (sedat) ismindeki çocuğun, yani batında (aklın) ne kadar önemli bir mahâl olduğunu insanlık âleminde Akl-ı Kül-e ulaşmış akılların, meş’aleler eşliğinde taht üzerinde taşındığı yaşam ve tatbikat olarak gösterilmiştir. Seyr yolunun en önemli kısmı da burasıdır.

 

  • Zara Hanımın konseri (Türk Halk ve Sanat Müziği);

Tüm bu hakikatleri anladıktan sonra Efendi Babam’ın ençok anlat-mak istediği bu konu çok önemlidir.

 

Yukarıda anlattığım sanatçı Hüseyin Tûran bölümünde, erliğin şid-deti; burada ise, müennisliğin yani “Nisa” asalet sahibi hanımlığın zuhurunu ve üretkenliğini anlatmaktadır.

 

Allah (c.c.) Hay yani “Hayat Tezgahı” olan bayan kardeşlerimiz, aslında bizlere çok büyük nimetleri de beraberinde getirmektedir. O mahalden çıkan nağmeler, her ulaştığı mahalde yeni doğuşlara, yeni açılımlara yönelmekte; Hakk olarak halka seslenirken, bunu sanatsal bir Rûh ile yapmakta, herkesi çoşturmaktadır.

Sonunda bülbülün, güle seslenişi gibi asırlar boyu, sonsuza dek haykırmakta...  âlemlerin, âlemlere haykırışını anlatmakta, sonsuza dek...

 

(zara) hanım programının sonunda okuduğu “Bülbül ve Gül” ilâhisi de çok mânidar olmuştur.

Gül ile temsil edilmiş olan Hakikat-i Muhammediyye’ye bu âlemlerin her bir ferdinin birer bülbül olup, yanık bir eda ile O’na ses-lenişlerinden başka birşey olmadığının ifadesidir. 

Ancak bunlar gerçek bir (na’zar’a) “nazar” ile görebilenlere has özelliklerdir diyebiliriz.

 

Bizlere böylesine güzel ve anlamlı bir geceyi yaşatan ve yaşattıran, tüm dostlarımızdan Allah (c.c.) razı olsun.

İzmir’de 40 ıncı evlenme yıldönümünü kutladığımız Efendi Babam’a ve anneme, bizlerle bu geceyi yaşatan sünnet düğünü sahiplerine ve bütün güzel dostlara bir tatlı anı olması dileğiyle...

 

                        SÛRETTE BİZİZ CANÂNIM.

                        MÂNÂDA AYRILDIK BİZ.

 

                        LİBAS-I AŞK-I BEN GİYDİM.

                        LİBAS-I HÜSN-Ü SEN....!!!

 

                                                   10.10.2003

                                                    Mehmet Katmer

                                                            İzmir

 

Nüket Hanım validemiz 40 ıncı evlilik yıl dönümlerini “hare-meyn”de geçirmek istiyorlardı ancak o günlerde İzmir’de olduklarından bu mümkün olamadı.  Mamafih Mehmet Bey’in de belirttiği gibi 40 ıncı yıldönümleri İzmir’de bir tesadüf eseri çok görkemli geçmiştir.

 

Ertesi sene ise, Terzi Babam, Nüket Annem ile beraber dostları ve ihvanları ile 17/09 – 13/10/2004 tarihleri arasında Umre’de idiler. Nüket Hanım validemizin 41 inci evlilik yıl dönümlerini 28/09/2004 tarihinde “haremeyn”de çocuklarıyle birlikte kutlamışlardır.