Terzi Baba ve Sohbet

İrşad ve tebliğin en önemli faaliyetlerinden birisi de Asr-ı Saadetten günümüze değin devam eden sohbetlerdir. "Beraber bulunma, görü-şüp konuşma" gibi anlamlara gelen "Sohbet"i insânları gayeye ulaş-tıran en mühim vasıta olarak da düşünebiliriz.

 

Sahabe cehâlet karanlıklanndan yüce makamlara Hz. Peygamberi-miz (s.a.v.) in sohbetlerine devam ederek ulaşmışlardır. Özellikle de Medine'de Mescid-i Nebi sofasında ikâmet eden; devamlı olarak soh-bet, ilim, riyâzat ve ibadetle meşgul olan; bütün ihtiyaçları da Hz. Pey-gamberimiz tarafindan karşılanan "Ashab-ı Suffa" İslâmın rûhi haya-tında çok derin izler bırakmıştır.

 

Bunlar hayatlarını Hazreti Peygamberimizle birlikte geçirmeye ada-mış, yola çıktıklarında dahi ondan ayrılmamış, yaşayış ve davranışla-rıyla da İslâm tasavvufu için bir ehemmiyet oluşturmuşlardır.

 

"Ben bir muallim olarak gönderildim. Kişinin duyacağı hik-metli bir söz, bir yıllık nafile ibadetten üstündür," diyen Peygam-berimiz, sohbetin önemine dikkat çekerken; "Bir Ârifin huzurunda bir saat kalmak, 70 yıllık nafile ibadetten üstündür," diyen gönüller sultanı Hazreti Mevlâna da yine sohbet konusuna dikkat çekmektedir.

 

Günümüz insânının irşad ve sohbete olan ihtiyacı ise her zamankin-den daha fazladır. Çünkü irşad ve sohbet hayatın gerçeğidir. Dinimizin güzelliklerinin yayılması ve yaşanması, İslâm insânı olabilmek ancak bunun ile mümkündür. Çölün ortasında susuz kalmış olan bir kimsenin suya ihtiyacı ne kadar mühim ise, günümüz insânının da gerçek sohbe-te ve irşada olan ihtiyacı o derece mühimdir.

 

Bu kısa izahat ve açıklamalardan sonra Necdet Ardıç Uşşâki Efen-dimizin sohbetlerine geçmek istiyorum. Esasen o, sohbet kelimesi ve meclisleriyle daha küçük yaşlarında iken tanışmıştır. Henüz 15 yaşla-rında Kûr’ân kursunda öğrenci olduğu dönemlerde, kendisine Kûr’ân-ı Keriym ve dini bilgiler dersleri veren hocasının öğretmiş olduğu bilgile-rin halka ve cemaate gösterilmesi için ve de teşvik edilmesi maksadıyla bir Cuma günü hocası; "Oğlum Necdet, oturduğun yerden bizden öğrenmiş olduğun bilgileri cemaate anlatıver," der.

 

Bunun üzerine o da bulunduğu yerden cemaate hitab etmek sûre-tiyle öğrendiği bilgileri anlatmıştır.

Bu onun sohbet ve hitabet yolundaki ilk adımıdır. Şahsiyetinde reh-ber ve yol göstericilik, müşkülleri halletme gibi vasıfları olduğu için seyr-i sülûkunu sürdürdüğü yıllarda da çevresinde hep dostane arka-daşları ve guruplar olmuştur.

 

Onun hayatını incelediğimizde, dünyevi çalışma yönü de dahil, za-manının çok büyük bölümü sohbet ile ve de bunun yapıldığı meclis-lerde geçmiştir. Ona göre ancak sohbet ile elde edilen irfaniyet rağbet edilen değerlerin en şereflisi, kazanılan cevherlerin en erdemlisidir.

 

Seyr-i sülûku ilerledikçe konuşma, insânları etkileme ve de irşad özelliği de gelişmiştir. Mürşidi Nûsret Tûra hazretlerini ziyarete gidip evinde misafir olarak kaldığı günlerde ise, gerek ev halkı, gerekse çev-reden gelen misafirlerle yaptığı sohbet ve konuşmaları mürşidinin hanı-mı ve aynı zamanda halası olan Rahmiye Hanımı derinden etkilediği için, memnuniyetlerini "Oğlum, yine bizleri neş’elendirdin," ifadele-riyle dile getiriyordu.

 

1979 yılında mürşidi Nûsret Tûra'nın vefatıyla birlikte ilâhi emaneti (halife) ve sorumluluğu üstlendiğinde 41 *(13) yaşında olan Necdet Ardıç Uşşâki Efendimiz mürşidinin Bebek'teki dergâh olarak da kullanı-lan evinde sohbet ve irşad faaliyetlerini kaldığı yerden devam ettir-miştir.

 

Bebek'teki bu tarihi evde iki yıl boyunca devam eden sohbetleri, ge-rek Rahmiye Hanımın vefatı gerekse evin satılması dolayısıyla sona er-miştir, ihvanın dağılmasına ve sohbetlerin sona ermesine gönlü razı ol-mayan hanım dervişlerden Mesrure Hanım, Fındıkzade'deki evini Allah rızası için bu hizmetlerin devam ettirilmesi yönünden teklif etmiştir.

 

Bu teklifi düşünüp olumlu bulan hazretimiz, bundan böyle İstanbul ve çevresindeki müntesipleri için Fındıkzade'deki bu evde çok uzun yıl-lar sohbet, zikir ve irşad faaliyetlerinde bulunmuş, her türlü maddi zor-luğu da aşarak her ayın belirli günlerinde Tekirdağ'dan İstanbul'a gidip kendisini burada özlemle bekleyen ihvanın gönüllerine seslenmiştir.

 

Evini Allah rızası için sohbet meclisine dönüştüren Mesrure Hanım ise arkadaşı Ayten Hanım ve kızı Nuriye Hanım ile birlikte sohbet dinle-meye gelenlere her türlü hizmet ve yardımı şevk ile sürdürmüşlerdir.

 

Hazretimizin İstanbul'daki sohbetleri devam ederken yaşamını sür-dürdüğü Tekirdağ'da ise kendisine gönülden bağlanıp izinden yürüyen, kalplerine "Terzi Baba" sevgisi fidanlarını diken dostane bir gurup oluşmuştur. Kendisine tabi olan buradaki müntesipleri için ise haftanın belirli bir gününde, dergâh usulüyle hazırlanmış olan ve adına "İrfan Mektebi" denilen evinin özel bölümünü sohbet gayesiyle onların hiz-metine sunuyor, dertlerine derman olmaya çalışıyordu.

 

 

 

 

*(13) 41'in hakikati ileride açıklanacaktır.

 

Yıllar akıp giderken O'nun gönüllere şifa ve gıda olan sohbetleri ve eserleri de dillerde "Terzi Baba" diye konuşulmaya başlanmış, ülkemi-zin çeşitli yerlerinden hatta yurt dışından kendisiyle görüşüp konuşmak, bir müşkilini halletmek ve biad etmek için arayanlar ve ziyaretine ge-lenler çoğalmaktaydı.

 

1990 sonrası yıllarda kendisine yapılan davetler üzerine gitmiş oldu-ğu Ege ve Marmara bölgelerinde yaptığı Hak ve hakikat sohbetleri, din-leyenlerde derin etkiler bırakmış, kısa sürede bu çevrelerden kendisine intisap eden çok sayıda gönül ehli çıkmıştır. Onlar için de zaman zaman buralara gidip sohbetler yapmaya başlamıştır.

 

İstanbul'daki sohbetlerin yapıldığı evin sahibesi Mesrure Hanımın hastalığı ve yaşlılığı dolayısıyla burada son bulan sohbetleri bu defa Ka-sımpaşa'daki Pir Hasan Hüsameddin Uşşâki Hazretlerinin kabrinin de içinde bulunduğu, Uşşâki dergâhında yapılmaya başlanmıştır, iki yıl bo-yunca zevk ve neş’e içerisinde tarihi mekânın manevi atmosferinde ger-çekleşen sohbetleri, dergâhın yönetimi hususunda çıkan ihtilâf sonucu burada sona ererken önceki sohbetlere ev sahipliği yapan Mesrure Ha-nımın oğlu Sefer Bey, gayretleriyle İstanbul'daki sohbetlerin ve hayırlı hizmetin devam ettirilmesi yönünde vesile olmuştur. Her ne kadar me-kânların yeri zaman içinde değişmişse de sohbetleri devam etmektedir.

 

İsimlerini ve yerlerini belirttiğimiz bu özel çalışmalarının dışında Hazretimizin sohbetsiz geçen günleri yok gibidir. Gerek evinde, gerekse çalıştığı terzihane dükkânında ziyaretine gelenlerle, işlerini aksatmadan, sohbetini yapabilmekteydi.

 

Genellikle kış aylarının uzun gecelerinde hafta sonlarında ihvandan birisinin evine teşrif edip, dostların bir araya geldiği "aile sohbetleri-ne" de katılmaktaydı.

 

Ayrıca Çarşamba akşamları kesintisiz olarak irfan sohbetlerini de büyük bir gayret ile sürdürmekteydi.

 

Peki, onun sohbetlerinin genel özellikleri nelerdir?

Necdet Ardıç Uşşâki Efendimizin tasavvuf ve sohbet çalışmalarının ağırlığı kişiye kendi hakikatini bildirmeye yöneliktir. Bunu yaparken de ameli çalışmaların yanı sıra zihni ve fikri tefekkürle hedef gösterilerek "irfaniyetin" o kişide faaliyete geçmesi sağlanmaktadır.

 

Sohbetine başlamadan evvel mecliste hazır bulunanlara şu nasihatte bulunuşu tasavvufi hikmetle doludur. "Kafanızda, gönlünüzde beşe-riyete ait ne varsa hepsini çıkanp atın ve unutun," demek sûre-tiyle bir sohbetin hedefine ulaşabilmesi için dinleyen ve söyleyenin aynı atmosferde buluşmasının gerekliliğine dikkat çekerdi. Onun sohbet et-tiği mecliste rûhani bir hava oluşur, herkes pür dikkat gözlerini ona doğru çevirir ve öyle dinlerdi.

Peygamber Efendimizin “kellimünnase alâ kaderi ukûlühüm” "însanlara akılları miktarınca konuşunuz" ifadesi onun genel ölçü-südür. Sözlerinde mânâ derinliği, insân rûhuna tesir kuvveti, insânlara bilmedikleri şeyleri öğretiyor olması özellikleri de mevcuttur. Sözleri faydalı, doğru, ölçülü, açık seçik, güzel ve maksadı ifade eder tarzdadır.

Tebliğ ederken, aynı zamanda terbiye edici özelliğini hissetmek de mümkündür. Açık ve anlaşılır hitabetiyle, söze başlayıp bitirişiyle birçok mânâları birkaç kelimede toplayıp ifade eden "cevâmi-ül kelim" tar-zından konuşmalarını dinlemek ise, bıkılmayan bir zevktir.

Konuşmaları arasında onun emin biri olduğunu ve Allah tarafindan da teyid edildiğini söyleyebilirim. Onun söz ve hareketleri sohbetine ge-lenlerde gönül huzuru ve rûhi doygunluk kazandırırken sükünete ermiş olarak büyük bir huzur içerisinde ayrılmalarını sağlardı.

 

Hazretimiz gerek zahiri çalışma ve ilimler yoluyla elde ettiklerini, gerek kendisinin gönül gözünü açmış olan Nûsret Tûra Uşşâki gibi ilm-i ledün sahiplerinden elde ettiği temel anlayış ve düşünceleri, kendi dü-şünce ve kanaatleriyle de birleştirerek sohbetlerinde anlatıyordu.

Muhyiddini Arabi'nin "Fususu'l Hikem"i, Hazreti Mevlâna'nın "Mesnevi"si, Abdülkerim Ciyli'nin "İnsân-ı Kâmil"i gibi ârifan ve hik-met ehlinin Kûr’ân ve hadislerden sonra kaynak eser olarak kabul et-tikleri bu meşhur eserleri yıllardan beri te'vil ve şerh edip idraklere sunmaktadır. Yine Kûr’ân'ın baştan sona te'vil ve tefsirini "vehbi" bir ilimle yapmaya çalıştığı "Kûr’ân'da Yolculuk" adlı çalışması da onun sohbetlerinin başlıcalarıdır.

 

O, Hak yolunun yolcusu sayılan sâlik için sohbetlerin feyiz ve fütu-hat kapısı olduğunu açıklayıp, nefsin en büyük tuzaklanndan birisinin de kişiye bir mazeret gösterip sohbetlerden uzaklaşmasını sağlamasıdır, deyip dikkatli olunmasını öğütlerdi.

 

Sonuç olarak bütün bu bilgi ve ifadeleri burada düşünüp değerlen-direcek olursak, "Terzi Babamın" sohbet çizgisi, Kûr’ân'ın hayata geçirişi ve Allah'ı bilme sanatının sunulmasıdır. Onun sohbetlerini Asr-ı Saadete açılan bir pencere veya Asr-ı Saadetten asrımıza sa-adet getirmek için açılan bir kapı gibi düşünebiliriz. Bu sohbetlere işti-rak etmek ise, suyu kesilmeyen bir şelâlenin altında yıkanmaktır.

 

Bir kıymet ve değer arz eden bu sohbetlerinin boşta kalmayıp kalıcı olmasını sağlamak için de kasetler aracılığıyla kayıt altına alıp arşivinde sakladığı çalışmasını ise gönül hanelerimize bırakacağı en değerli miras şeklinde düşünüyorum.

Hakikate giden yol onun gönlünde tecelli eden ilâhi rıza ile bulunabilir.

                                                                 14/07/2001

                                                                                    Cumartesi

                                                                      Ç. H. U.

 

Mesrure Hanımın oğlu Sefer beyin kalpten ani ölümü üzerine Terzi Babam, onun hakkında şu yazıyı yazmıştır.

 

Sayın Merhum Sefer İnal Bey'e;

 

Ömrünü Hakk'a ve halk'a yardım ile geçiren müstesna insanlardan birisi idi.

Tasavvuf ve tevhid yolunda epey aşamalar geçirmiş kendini bilen nadir insanlardan birisi idi. (2003) senesinin mübarek Kadir gecesinde kendisine Tac-ı Şerif giydirilmiş “Halife-i şahsiyye” unvanını kaza-narak, kendi varlığının Halifesi, oradan da Hakk'ın Halifesi olmuş müs-tesna insanlardan birisi idi.

 

Baba ve annesine hayırlı bir evlât, kardeşlerine hayırlı bir ağabey, evinde hayırlı bir eş ve çocuklarına hayırlı bir baba olmuş mutlu insan-lardan birisi idi.

 

Yaptığın hizmetlerden Allah (c.c.) razı olsun. Cümlemiz ne türlü hak-kımız var ise, helâl ettik, senin de bizlere hakk'ın geçmiş ise, helâl et sevgili kardeşimiz.

 

Günlerini geçirdi hep Hakk ile.

Dışında oluyordu halk ile.

Burada yatmaktadır.                             Zilhiccenin on üç’ünde,

“Medineli Sefer El Ensari” lâkabı ile.    Ulaştı hem Rasûlüne.                   

 

Zilhiccenin on üçü manevi senenin kemali, ki bayramın da son gü-nüdür. O gün kurb'anlık kesilmez, çünkü Ehadiyyet günüdür, madde yoktur. O gün tek kurb'anlık kabul edilir, bu da tevhid ehlinin batı-nen canıdır.

 

İbrahim (a.s.) ma Cebrail (a.s.) koç kurb'anlık getirdi. Tevhid ehline ise, kurb'anlık olarak Rûh'u Sultani getirir; karşılığında ise, nefsini alır. Bu kemalâtın ifadesi ise, zilhiccenin on üçü olarak değerlendirilir.

 

Bir yılda on iki ay vardır, yedi ay nefis iklimini, beş ay ise, gönül iklimini ifade eder.

Kemâli, zilhiccenin 13 ü; yeniden başlayacak olan batini seyr-i sülûk senesinin bir olarak başlangıcı, zilhiccenin 14 ü’dür.

Kendisinde bu iki kemalât birleşmiştir.

 

Doğum tarihi, (01.11.1950) gizlendiği tarihi, (23.01.2005)

 

Bunları kısaca inceleyelim.

(1 + 1 + 1 + 1 + 9 + 5) =18

başka bir hesap ile,

(1 + 1 + 1) = 3  (50 + 3) = 53  

(19-53)  (2 + 3 + 1 + 2 + 5) =13

 

basit işlem de çıkan toplam sayılar,

(18) ® (19) ®  (53) ® (13) bu değerlerdedir.

 

Hepsini yeniden toplarsak,

(18 + 19 + 53 + 13) = 103  (103) = 13

 

Görüldüğü gibi ortadan sıfır kaldırıldığın da toplam olarak yine (13) on üç'e ulaşılmaktadır.

 

Bunları kısaca ifade etmeğe çalışırsak;

(18)   “Onsekiz bin âlemi”,

(19)    “İnsan-ı Kâmil-i”

(13)   “Hakikat-i Ahmediyye”yi,

(53)   ise, bize olan yakınlığını ifade etmektedir diyebiliriz.

 

Bu sayılardan daha fazla özellikler çıkabilir, şimdilik bu kadarlıkla yetinelim ve diyelim ki, senenin en mutena vakitlerinden belki de en yüce vaktinde Rahmet-i Rahman-a intikâl etmiştir.

 

Allah (c.c.) lühü kendisinden razı olsun. Hep Huu dedi, sonunda Huu oldu gitti.

Ahirette görüşmek üzere yerinde, cennet bahçesinde ol sevgili kardeşimiz.

Allah (c.c.) lühü arkada kalan ailene, yakınlarına, ve bizlere, sabırlar versin.

 

Aynı gün dört cenaze vardı, (4 – 1) = 3  (1 ve 3) = 13  onlar dahi manen 13 tür.

 

Bilindiği gibi Kamer yani ay senesi (355) gündür;

toplandığında (3 + 5 + 5) = 13   eder.

 

Manevi senenin de son günü zilhiccenin on üçü ve kurb'anlık bayra-mının da son günüdür. Zilhiccenin on dördü ise yeni manevi senenin başlangıcıdır.

 

İşte bu iki arada emri Hakk vaki olmuştur, çok yüce bir vakt'tır. Onların ve cümle geçmişlerimizin Ruhlarına El Fatiha....

 

Sefer Bey’in rahmetli olmasından sonra Sayın Gülrûh ve Tanzer Uçak çifti Erenköydeki evlerini bu sohbetlerin devamı için açtılar.  Terzi Babam da münasip gördü. Bu güzel hizmeti şimdi onlar devam ettiriyorlar.  Allah razı olsun.