Tarikat-ı Âliyye-i Halvetiyye-i Uşşâkiyye TERZİ BABA KOLU
K I Y M E T L İ    O K U Y U C U M !

 

Tarikat-ı Âliyye-i Halvetiyye-i Uşşâkiyye'nin günümüze doğru uza-nan şeceresine baktığımızda ise, "TERZİ BABA KOLU” ile karşılaşıyo-ruz.

 

Tasavvufî hareketlerini incelediğimizde, tarikatların ve onların kol-larının isimlerini kurucularından aldıklarını görüyoruz. İşte Tarikat-ı Âliy-ye-i Halvetiyye-i Uşşâkiyye'nin "TERZİ BABA KOLU” da ismini, halkın ve sevenlerinin kendisine "Terzi Baba" diye hitap ettikleri veliyyi mü-kerrem, İnsân-ı Kâmil, ârif-i billâh, sevgi ve muhabbetine doyum olma-yan, Allah ve Rasûlünün ahlâkını üzerinde taşıyan bir zât-ı muhterem olan Pir Necdet Ardıç Uşşâki efendimizden almaktadır.

 

Burada hemen şu soruyu sormak ve cevap aramak akla gelebilir.

Necdet Ardıç Beyefendinin Pirliği nereden geliyor?...

Onun Pir olduğunu nasıl bilip idrak edeceğiz?....

 

Bu soruların izahına geçmeden "Pir" kelimesinin neyi ifade ettiğini iyi bilmeliyiz.

Pir kelimesinin lûgatta, yaşlı, ihtiyar, bir şeyin kurucusu gibi anlam-ları vardır. *(5)

 

Necdet Ardıç Beyefendi ise, özünde “Vahdet” anlayışı olan bu irfan yolunu daha da genişletip geliştirmiş, sırri nitelikte olan noktaları da açığa çıkarmıştır. Yeni ufuklar açarak mi’râc yolunu ve seyr-i sülûk sis-temini çok açık ve anlaşılabilir, kolay tatbik edilebilir bir mârifetullah bilgisi ile gözler önüne sermiştir.

Özellikle de onun "İrfan Mektebi Hak Yolunun Seyir Defteri" adlı eserini incelediğimizde bu yeniliği, açıklığı ve derinliği görüp müşahede edebilmemiz zor olmayacaktır.

 

Yine bunun haricinde Necdet Ardıç Beyefendiyle belli bir müddet ar-kadaşlık yapan, ona muhabbetle yaklaşan, onun sohbetlerine devam edip nazarına mülâki olanlar, ondaki bu ilâhi vasfı “Pir” sezgi, keşif ve derüni bir hâl ile anlayıp idrak edebilirler.

 

Muhterem arkadaşım;

Pirimiz Necdet Ardıç Uşşâki hazretlerini sizlere takdim ederken onun bazı vasıflarını da belirtmiştik. Onun vasıflanndan bir tanesi de "Ârif" bir zât oluşudur.

 

 

 

*(5) Osmanlıca Büyük Lûgat

 

O hâlde Ârif nedir? Kime denir? Ârifin belirli vasıfları nelerdir? Bu kelimelerin gerçek karşılığını bulup yerine oturttuğumuzda, ifadeleri-mizin daha iyi anlaşılacağını umuyoruz.

 

Öncelikle, kullanılan alîm, şeyh, mürşid gibi terimler “ârif” söz-cüğünün karşılığı değildir ve onun yerini de tutamazlar.

 

Şeyh ve mürşid, şeriat ve tarikat mertebelerinde yol gösteren, rehberlik yapan, bazı bilgileri öğreten anlamlarına gelirler.

 

Ârif ise, tanıyan, bilen, vakıf olan, aşina olan, hâlden anlayan mâ-nâlarına gelmektedir.

 

Ârifin bilgisine, mârifetullah (Allah bilgisi) denir.

Ârif, mârifet ehli kabul edilir

 

Ârif ile diğerleri arasındaki fark, irfaniyet ile ilim arasındaki fark gi-bidir.

 

Alîm, şeyh ya da mürşid, örnek ve rehber edinilir.

Ârifle ise, hidâyete erilir ve yaşanır.

 

Ârif, Allah'ı Allah'la bilir ve tanır.

Diğerleri ise, kendi birimsel akıl, ilim ve nefisleriyle bilmeye çalışır-lar.

 

Ârif, kâinat ağacının meyvesi gibidir. Ancak ârifler de mârifet, görüş ve bilişlerinin genişliğine göre farklı mertebelerde olabilirler.

 

Muhyiddin-i Arabî hazretleri "Lübbül Lüb" adlı risâlesinde, "Bir irfan sahibi hakikaten ârif olduğu zaman bir îtikad ile kayıtlanmaz. (Yani bir kayda girmez.)" ifadeleriyle ârifi tanımlamaktadır.

 

Ârif, ahlâkî ve manevi arınma sayesinde sezgi gücü ve derüni tec-rübe ile bilen ve anlayandır. Ondan bilen kendisi değil, Allah'tır. O, “Allah'ın nûru” ile bakar ve yalnız Allah ile meşguldür.

 

Kısaca ârif, “Allah'ın konuşan dili, gören gözü, işiten kula-ğıdır.”

 

Cüneydi Bağdadi Hz. Ârifi şöyle tanımlar; "Ârif, kendisi sustuğu hâlde içinde Hakk'ın konuştuğu kimsedir." *(6)

 

Bu vasıflara bürünmüş olan böyle mübarek zâtları bulmak, tanımak çok zordur. Çünkü bilinen ve tanınan bir şekilleri ve nişanları yoktur.

 

 

 

*(6) Sülemi. 157

 

Sizlere takdimini yaparken zorlandığım, onun nûruyla aydınlandı-ğım, yoluna yüzler sürdüğüm, “ârif-i billâh” Necdet Ardıç Beyefendiyi idraklerinize sunuyorum.

 

Kıymetli okurum;

Bu iddiasız derlememizin bazı bölümlerinde zaman zaman ebced he-sap sistemi ve sayılarla bazı işlemlerin yapıldığını ve ifade edildiğini göreceksiniz, ileriki bölümlerde karşımıza çıkacak olan, ilgi ve alâkanızı da çekeceğini umduğum "Ebced" hesap sistemiyle ilgili olarak kısa bir açıklama yapmayı burada uygun bulduk.

 

Ebced; Arap veya Kûr’ân alfabesinin veya harflerinin taşıdığı sayı değerlerine dayanan hesap sistemidir.  *(7)

Ebced hesabına göre her harfin rakkamlarla ifade edilen bir değer karşılığı vardır. Dini metinlerde Ebcedin kullanım sahasının Hz. Adem'e kadar gittiği rivâyet edilir.

 

Hz. Peygamber devrinde de kullanılan Ebcedle ilgili olarak Hz. Ali Efendimizin,

“teallemül ebaciyde ve tefsîrîha feinne fî tefsiyriha lâ aciyb”

 

"Muhtelif ebced kaidelerini, sayılarını ve kullanış usullerini öğreniniz. Çünkü onlarla birçok aciyibi esrar zuhura gelir." *(8)

 

Ebced sisteminin tasavvufta ayrı bir yeri olmakla birlikte, (astrono-mi, astroloji, edebiyat, mimâri ve cifr) ilimlerinde de kullanılmıştır. Özellikle Muhyiddin-i Arabî, Bursalı İsmail Hakkı, Saidi Nûrsî gibi şahsiyetler ebcedi kullananların başında gelir.

 

Ebced hesabının tarihçesiyle ilgili olarak bu kısa açıklamadan sonra bu hesap sistemini çalışmamızda neden kullandık onu açıklayalım.

 

Bilindiği gibi bu kitapta yer alan çalışmalar “Terzi Baba”yı tanıtma amacına yönelik olduğundan, ondaki ilâhi kemâlat ve vasıfları, sırri ni-telikte olan bilgileri ve hakikatleri zuhura çıkarıp gözlerinizin önüne ser-mek istedik. İncelediğinizde hayret ve hayranlığınızın artıp, onun derin-liğine doğru yol alacağınız kanaatindeyim.

 

Tasavvufu insânın kemâle ermesini temin eden bir vasıta olarak düşünebiliriz. Domatesi bile daha iyi yetiştirmek için uzman arandığı; hayvanların, bitkilerin daha kaliteli ve verimli olması için labaratuar çalışmalarının yapıldığı günümüzde insân yetiştirmek için ilgisiz kalmak doğru bir davranış olmasa gerektir.

 

 

*(7) İslâm Ans. Cilt 10

*(8) Gizli ilimler C. I                                            

İslâm Dinini sadece sevap günah yönleriyle ele alırsak; onun Kâmil insân, iyi insân yetiştirme özelliğini gözardı etmiş, Kûr’ânın belirttiği din anlayışını ortaya koyamamış oluruz.

 

Manevi hastalıklarımızın doktor ve hekimleri Hazreti Peygambere kesintisiz bir silsile ile ulaşan Kâmil insânlardır. Onlar gönül sahiplerini terbiye etmek, kemâle eriştirmekle meşguldürler. Onların bu özelliği rahmetin ve ihsanın ta kendisidir.

 

Tasavvuf tarihinde yeni ufuklar açacak derecede mârifet ve fikir sa-hibi olduğuna inandığım, Hakk'a giden yolda sâliki merkez olarak kabul edip halka hep rahmet olmaya çalışan Kâmil insân “TERZİ BABA” yo-lunda dost ile dost olmaya çalışalım.

 

Onun tadına ve seyrine doyum olmayan irfan sofralarını, gönül kâ’besini ve Hakîkat-i Muhammedi'nin ondaki güzelliklerini anlamaya ve yaşamaya gayret edelim. Bunun için de bizlere gerçekten işiten bir kulak, gören bir göz, anlayan ve hisseden bir kalb vermesini; ilâhi muhabbet ve sevgi ile yanmayan gaflet ehli kimselerin şekil ve merasim dindarlığından korumasını Rabbimizden niyaz edelim.

 

 

 

30/11/2000

Perşembe