Hüseyin Vassaf Efendi

Bir Vak’a-i Mühimme

Bu şerhi yazmaklığım için ma´rûz kaldığım teklîf bundan beş sene mukaddem başından geçen bir vak´ayı hatırlatmış ve onun te’sîr-i manevîsi fakîri hayrette bırakmıştır. 

Şöyle ki, ikmâl-i sülûk emeliyle evvelce Kâsımpaşa da Hüsâmeddin-i Uşşâkî âsitânesinde seccâde-nişîn-i ma´rifet ´azîzim, mürşidim Şeyh Hâfız Mustafa Sâfi Efendi Hazretlerinin dâhil-i halaka-i ´irfânları olduğumdan hânkâhın yevm-i mahsûsu olan her perşembe günleri orada isbât-ı vücûd ederdim. Defter-i hâtırâtımda kemâl-i ehemmiyet ile kayd etdiğim vechile 1340 sene-i hicriyesi şehr-i cemaziyelevvelînin altıncı Perşembe (5 Ocak 1922) günü ber-mu´tâd âstânede isbât-ı vücûd eyledim. Devrân başladı. ´Azîzim devrânı idâre ediyordu. Halakanın ortasında bulunuyordum. Kemâl-i muhabbetle vech-i tâbânına ´atf-ı nazar sırasında gözüm giymiş olduğu entarisinin yakasına ta´alluk etdi. Gördüm ki, entarisi o gün tebdîlen giyilmiş bir entari değildi. Yakası sararmış idi. Hâtırıma geldi ki ´azîzim bu âstânenin bir danecik bülbülüdür. Bu kadar halkın arasına çıkarken ailesi kendisine temiz bir entari giydirselerdi, ne güzel olurdu. Yâra ağyâra karşı pek güzel olurdu. Binaenaleyh dâire-i haremde bulunanlar bunu düşünmeli ve böylece hareket etmeliydiler. Zikr-i şerîf bezmi hitâm buldu. İkindi namâzı edâ edildi. ´Azîzim odasına çekildi, lisân-ı dürer-bârından şeref-zâhir olacak sözlerden istifâde emeliyle huzûrlarına girdim. Oda huzzâr ile dolu idi. Gösterdikleri bir yere kemâl-i edeb ve ta´zîm ile oturdum.
Damatları Hazmî Efendi’ye hitâben:
-Yukarıdan kitâblarım arasında Hazret-i Sezâî Efendimizin dîvân-ı şerîfleri vardır. Onu alıp getiriniz, diye emrettiler, aldı getirdi. 
-Evlâdım Hüseyin’e veriniz, orada Hazret-i Mısrî Efendi’mizin nutkuna yazdıkları şerh vardır. Onu okusun, diye emretdi. Dîvânı aldım, şerhi cehr ile okumağa başlarken hafî okuyunuz dediler. O şerh:

Halk içre bir âyîneyem herkes bakar bir ân görür

Nutkunun şerhi idi. Şerhi Okudum, ama birden bire intikâl-i hakîkat edemedim. Bu şerhi´azîzim efendimin bana okutmadan maksad-ı ´âlîleri acaba ne olabilir diye düşünürken, 

-Ne düşünüyorsunuz evlâdım, bugünkü hâtırânıza taalluk-ı şedîdî olan bir nutk ve şerh-i latîfdir, diye hitâb buyurur buyurmaz işin mezâyâsına ıttılâım hâsıl oluverdi. Hicâbımdan titremeğe başladım. Dîvânın elimden düşdüğünü ve rengimin tağyîr etdiğini gören kâşif-i esrâr-ı derûnum hemen Hazmî Efendi’ye:
-Kitâbı yerden kaldırınız, diye emretdi ve kulağına söylediği bir söz üzerine nezdime gelen Hazmî Efendi dîvânı aldı ve fakîr ile birlikde odadan dışarı çıkıldı. Biraz istirâhatle kendime geldim. Kemâl-i hicâbımla huzûr-ı ´azîze tekrar girmeğe muktedir değil iken çağırttılar, odada kimse kalmamıştı. Huzûrlarında oturmamı işaret buyurdular, oturdum. Tevcîh-i hitâb ile:

Evlâdım, biz lafızdan manâya, sûretden sîrete güzer etmişizdir. Zikri huzûr ile yapıp, mürşidinin tarz-ı telbisiyle meşgûl olmamak, cümle-i âdâb-ı mürîdindendir. Haremdekilerin bir kusûru yokdur. Tebdil-i libâs için teklîf ettiler. Bilmem ki, bugün nasılsa, lâ-kaydlığım zuhûra geldi. Öyle çıkıverdim idi. Bundan mütevellid bir hâtırânın güzel kalbinizi işgâl etmesi, gerçi mahmûl-i muhabbet olabilir ise de evliyâ-yı kirâm efendilerimiz, gördünüz ya neler söylüyorlar, bunlar birer hakîkattir, bu dersler bizim içindir. İbret-bîn olmanızı isterim. Bu dîvânı bu gece berâberinde al götür. Hazret-i Sezâî Efendimizin şerhini istinsâh et. Bir kaç kerre oku. Bir gün geldiğinizde berâber okur, anlayamadığınız noktaları tafsîl ve tavzîh ederim, buyurdular.

O zamandan beri bu nutk-ı şerif ile alâkam mütezâyiddir. Şimdi böyle bir teklif karşısında kalmaklığımın esbâb-ı ma´neviyesini bulmakta güçlük çekmedim. “Mir’ât-ı mücellâ-yı hakîkat idi şeyhim billâh” (Kaddesallâhu sırrahu ve nefe‘anallahu bi-berekâtihi ve füyûzâtihi= Allah bizi onun bereketi ve feyizlerinden faydalandırsın).