CÜNEYD-İ BAĞDÂDİ (K.S)

 Örnek Hayatlar   Yusuf HALICI    CÜNEYD-İ BAĞDÂDİ (K.S) "Allahü Teâlâ senin kalbini dağınık etmesin. Seni¸ kendisinden alıkoyan her şeyden kurtarsın.



"Allahü Teâlâ senin kalbini dağınık etmesin. Seni¸ kendisinden alıkoyan her şeyden kurtarsın. Kendisine kavuşturan şeylere kavuştursun. Seni mâsivâdan (kendisinden başka şeylerden) kurtarıp¸ kendisiyle meşgul eylesin. Sana kendisiyle berâber olmaya lâyık bir edep ihsân eylesin. Kalbinden¸ râzı olmadığı¸ beğenmediği şeyleri çıkarıp¸ kendi rızâsını koysun. Seni kendisine ulaştıran yola kavuştursun."
Evliyânın büyüklerindendir.Tasavvuf ehlinin çok tanınmışlarından olup¸ künyesi¸ Ebü'l- Kâsım'dır. Cüneyd bin Muhammed 822 (H.207)' de Nehâvend'de doğdu. Bağdat'ta büyüdü ve orada yaşadı. 911 (H.298) senesinde vefât etti.
 Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Cüneyd-i Bağdâdî dayısına talebe olduktan bir süre sonra onunla berâber hacca gitti. Mescid-i Harâmda dört yüz kadar büyük zât¸ şükür hakkında konuşuyorlardı. Her zât şükrü târif ve îzâh ettiler. Netîcede dört yüz ayrı îzâh meydana geldi ise de¸ hepsi de bu târif ve îzâhları yetersiz buldu. Hazret-i Sırrî-yi Sekatî¸ orada bulunan Cüneyd-i Bağdâdî'ye; "Mâdem ki buradasın¸ bu hususta bir de sen bir şeyler söyle." dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; "Şükür¸ Allahü Teâlâ'nın ihsân ettiği nîmet ile O'na isyân etmemek¸ O'na isyân için¸ ihsân ettiği nîmeti sermâye olarak kullanmamaktır." buyurdu. Orada bulunanların hepsi bu cevâba çok sevinip; "Seni tebrik ederiz. Maksadı en güzel şekilde ifâde ettin. Bu¸ ancak bu şekilde târif edilebilirdi." dediler. Sırrî-yi Sekatî; "Yavrum¸ öyle anlıyorum ki senin lisanın doğru ve kuvvetli olacak. Böyle güzel söyleyebilmek hâli sana nereden geliyor?" deyince¸ Cüneyd-i Bağdâdî; "Sizin sohbetlerinizde bulunmakla efendim." dedi.
 Cüneyd-i Bağdâdî hocasına ait olan evin bir odasında kalırdı. Her an Allahü Teâlâ'yı hatırlardı. Seccadesi üzerinde¸ sabaha kadar "Allah¸ Allah" der¸ aynı abdestle sabah namazını kılardı. Bu hâl senelerce böyle devam etti.
 Hocası Sırrî-yi Sekatî¸ ona bir meclis kurup¸ insanlara ilim öğretmesini¸ nasîhat etmesini söylerdi¸ fakat o kendini bu işe layık bulmayıp¸ nefsini kötülerdi. Bir Cumâ gecesi Peygamber Efendimizi rüyâda gördü. Ona; "Ey Cüneyd! İnsanlara nasîhat et! Zîrâ senin sözün halkın kalplerinin rahatlık ve ferahlık bulmasına sebeptir. Allahü Teâlâ senin sözünü¸ insanların kurtuluşa ermesi için sebep kılmıştır." buyurdu. Uyandı¸ sabahleyin erkenden hocasının yanına vardı. O hiçbir şey söylemeden; "Peygamber Efendimiz tarafından vazîfelendirilmedikçe¸ insanlara ilim öğretmekten çekindin." dedi. Ertesi gün bir meclis kurup¸ insanlara Resûlullah'ın yolunu anlatmaya başladı.
 Cüneyd-i Bağdâdî'yi tanıyan ve sevenlerden Ebû Amr¸ bir gün bir ihtiyaç için çarşıya gitmişti. Bir cenâze gördü. "Cenâze namazına katılayım." dedi. Yolda giderken bir kadın görüp ona baktı. Bu yaptığının uygun olmadığını hatırlayıp derhal tövbe etti. Eve geldiğinde yüzünün niçin karardığını sordular. Aynaya baktığında hakîkaten yaptığı o uygunsuz iş sebebiyle yüzünün karardığını anladı. Kırk gün¸ devamlı olarak bu günahına tövbe ve istiğfâr etti. Cüneyd-i Bağdâdî'yi ziyâret etmek hatırına geldi. Bağdat'a gitti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin hânesine varıp kapısını çaldığında¸ içeriden ona; "Gel bakalım ey Ebâ Amr! Sen Ruhbe'de günah işle¸ biz de Bağdat'ta bu günâha istiğfâr edelim." buyurdu.
 Mel'ûn şeytan¸ bir üstâdın hizmetçisi kılığında Cüneyd-i Bağdâdî'nin yanına gelip; "Efendim¸ size hizmet etmekle şereflenmek¸ feyiz ve bereketlerinizden istifâde etmek arzusuyla geldim. Lütfen kabûl buyurunuz." dedi. Cüneyd-i Bağdâdî kabûl etti. Şeytan yirmi sene kadar kendisine hizmet etti¸ ama bir kere olsun vesvese veremedi. Nihâyet ümidini kesip bir gün; "Ey üstâdım! Siz beni tanıyor musunuz?" dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; "Ben seni ilk geldiğin gün tanımıştım. Sen iblissin." dedi. Şeytan; "Ey Ebâ Kâsım! Ben senin kadar yüksek makam ve derecelere kavuşmuş olan bir zât daha tanımıyorum." dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; "Ey mel'ûn! Hemen defol git. Şimdi de kendimi beğenme¸ ucub gibi bir duruma düşürmek ve beni mahvetmek arzusundasın değil mi? Bu çirkin maksadına kavuşamayacaksın. Haydi defol!" buyurdu.
 Bir kimse Cüneyd-i Bağdâdî'den duâ istediğinde şöyle duâ ederdi:
 "Allahü Teâlâ senin kalbini dağınık etmesin. Seni¸ kendisinden alıkoyan her şeyden kurtarsın. Kendisine kavuşturan şeylere kavuştursun. Seni mâsivâdan (kendisinden başka şeylerden) kurtarıp¸ kendisiyle meşgul eylesin. Sana kendisiyle berâber olmaya lâyık bir edep ihsân eylesin. Kalbinden¸ râzı olmadığı¸ beğenmediği şeyleri çıkarıp¸ kendi rızâsını koysun. Seni kendisine ulaştıran yola kavuştursun."
 Cüneyd-i Bağdâdî¸ vefât edeceği zaman çok üzgündü. Talebeleri korkup; "Efendim! Bizim ümidimiz¸ sizin şefâatiniz bereketi ile kurtulmaktır. Sizin ise ızdıraplı ve üzüntülü bir hâliniz var. Bu hâliniz bizim yüreğimizi parçalıyor." dediler. Bunlara cevâben; "Ey dostlarım! Ben¸ yetmiş senelik ibâdet ve tâatımdan ve sizlere üstâd olmak ile kazandıklarımın hepsini¸ bir kıl ile asılmış olduğunu ve rüzgâr esmesi ile bir tüy misâli sallandığını hissediyorum. Bu esen rüzgârın¸ red rüzgârı mı¸ yoksa kabûl yeli mi olduğunu bilmiyorum." buyurdu. Biraz sonra; "Allah!" diyerek rûhunu teslim etti. Vefât ettiğinde 91 yaşındaydı.
 Cüneyd-i Bağdâdî'yi yıkayan kimse¸ mübârek gözlerinin içine su ulaştırabilmek için uğraştı ise de¸ mümkün olmadı. Gizliden bir ses duydu; "Kendini yorma! Cüneyd'in gözü Allahü Teâlâ'nın zikri ile kapanmıştır. O'nun dîdârını görmeden açılmaz." diyordu. Yıkayan kimse¸ parmaklarını da açmak için çalıştı. Fakat; "Kendisi açmayınca açılmaz." diye bir nidâ geldi. Mübârek vücûdu yıkandı¸ kefenlendi ve cenâze namazını oğlu kıldırdı. Cenâze namazında bulunanların sayısı sayılamayacak kadar çoktu. Hocası ve dayısı Sırrî-yi Sekatî'nin kabrinin yanına defnedildi.
 Cüneyd-i Bağdâdî'yi rüyâsında gören bir başka zât ona; "Allahü Teâlâ sana nasıl muâmele eyledi?" diye sordu. Cüneyd-i Bağdâdî; "İlim¸ mârifet dolu sözlerimin hiç faydası olmadı. Öğrendiğim kıymetli bilgiler işime yaramadı. Yalnız gece vakti kıldığım namazlar imdâdıma yetişti. Onun için akıllı insan sâlih ameli terk etmemeli¸ hâllerden¸ mânâlardan uzak olmamalıdır." buyurdu.
 Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki:
 "İnsanı Allahü Teâlâ'ya kavuşturan yol¸ Peygamber Efendimizin izinde bulunanların gittiği yoldur. Bu yola bütün kötü yollar kapalıdır."
 "Bir kimse¸ Allahü Teâlâ'ya kavuşmak yolunda¸ milyonlarca sene sıdk ve ihlâs ile yürüse ve bir an geri dönse¸ kaybı kazancından fazladır."
 "İnsanın¸ Allahü Teâlâ'ya kavuşturan yolda yürümesi¸ Peygamber Efendimize ve O'nun hakîkî vârisi olan büyük âlimlere tam tâbi ve teslim olmakla mümkündür. Şüphe çukuruna ve bid'at karanlığına düşmüş olanlar bu yolda yürüyemezler."
 "Allahü Teâlâ'nın rızâsına nasıl kavuşulur?" diye sorulunca; "Dünyâya düşkün olmayı terket¸ kavuşursun. Nefsin hevâsına uyma ulaşırsın." buyurdu.
 "Belâ ve musîbet¸ âriflerin kandili¸ müridlerin uyanıklığı¸ gâfillerin de helâkıdır."
 "Namazda kalbime dünyâ düşüncesi gelse¸ o namazı tekrar kılardım. İşin esâsı nefse uymamaktır."
 "İlim¸ kendi haddini bilmek; tasavvuf¸ kalbi temizlemektir."
 "Allahü Teâlâ'dan gâfil olmak¸ ateşte olmaktan beterdir."
 "Şükretmek¸ kendini bu nîmete ehil ve lâyık görmemektir."
 "Sabır¸ yüzü ekşitmeden¸ acıyı yudum yudum içine sindirmektir."