105 - CEMO VE FARKO CEM’O VE FARK’O

 

Muhterem okuyucularım bu kitap, hayal kurgu halinde bir anlatımdır.

Bu kitabı okuyabildiğiniz takdirde ve Kitap bittiğinde sizde, gerçekten de

böyle bir şey olabilirmi? Olsa, olsa böyle bir şey ancak kurgularda

olabilir, diye düşüncelerinizi ifade edeceğinizi zannediyorum.

Bu ifadeden sonra kurgu kitabımıza başlayabiliriz.

-------------------

Bundan hayli zaman önce idi, ma’nâ da bir zuhurat görmüş, kalkınca

hemen kaydetmiş idim, ancak diğer meşguliyetlerimden o zuhuratın

üstünde durmaya vaktim olmamış idi. Şimdi biraz ara bulduğum için o

zuhuratı da, düzenlemeye ve yorumlamaya başlıyorum.

Zuhurat şöyle idi.

Bilindiği gibi kitaplarla bir hayli meşguliyemiz olduğundan geceleri

dahi onlardan ayrı olamıyorum, gecelerden bir gece idi, beş duyum

beden dünyamdan ayrılmış, onun yerine bâtıni beş duyum faaliyete

geçmiş idi ki, kendimi lâtif bir âlemde dolaşıyor iken müşahede etmeye

başladım.

Bu âlem dünya şartlarına benzer olmakla birlikte bir takım farklılıkları

vardı. Meselâ yürürken uçabiliyordum, zaman mefhumu yoktu geçmiş ve

gelecek aynı idi,

Bu arada bir şehirdeyim ve o şehrin de, sahaflar çarşısında kendimi

gezerken buluyorum, türlü kitap evleri var, hepsinin önünde durup

kitaplara bakıyorum, nihayet bir dükkânın önüne geldim, gene kitapları

incelerken. Gözüme bir kitap ilişti ismi de (Cemo ve Farko) idi bu isim

dikkatimi çekmişti. Kitapçıdan bu kitabı almak istediğimi ve ücretinin ne

kadar olduğunu sordum! O’da bu kitap para ile satılmaz ancak ibret-i

âlem olması için çevirisini yapabilecek olan kimselere hediye edebileceğini

söylüyordu.

Bende bu kitabı daha da çok merak ederek, istendiği şekilde

yapabileceğimi ve de faydalanmaları için sonra da dağıtabileceğimi

söyledim, bunun üzerine kitabı bakmam ve incele yapmam için bana

verdi, bende alıp incelemeye başladım, oldukça merak etmiştim, baktım

yazılar bu dünya yazılarından değil di, bunu çevirmenin oldukça zor

olacağını düşündüm, ancak İnşeallah çeviririm diye de alıp incelemeye

başladım.

Bu arada kitabın “kuş dili” ile yazılı olduğunu gördüm. Ancak bir

mesele var idi, oldukça kalın olan bu kitabın çevrilmesi uzun süreceği

düşüncesi ile, bu kısa gece zuhuratı/ru’ya-sı, içinde nasıl çevireceğimi

düşündüm, ancak bu husus pek olabilecek gibi görünmüyordu, bir

çözüm düşünmeye başladım, eğer zuhurat kesilirde gene beş duyulu

dünya yaşantısına geçersem, elimdeki kitapta batına intikal etmiş olacaktı. Bu durumda yapılacak tek şey vardı oda yeni bâtın teknelojisini

kullanmak olacaktı, acele etmek gerekiyordu çünkü zaman geçiyordu,

belki daha sonra başka bir zuhuratta, o kitaba ulaşmak mümkün olmaz

idi, hemen yeni teknelojiyi faaliyete geçirip kitabın kopyasını satıcının da

yardımıyla, karanlık gece ru’ya-sından aydınlık gündüz ru’ya-sına

aktarmaya başladık, çünkü bu içinde yaşadığımız dünya da, bir ru’ya

idi, farkı ise biri aydınlık, biri karanlık olması idi. Ancak gece ru’ya-ları

daha kısa, gündüz ru’ya-ları ise oldukça uzun idi, böyle olunca gündüz

ru’ya- sürecinde kitap üzerinde daha çok çalışma imkânım olacaktı.

Bu dünya hakkında yüce Peygamberimiz (İnsanlar uykudadır

öldükleri zaman uyanacaklardır) demişlerdir.

Bütün bunları sür’atle düşünerek, teknelojiyi faaliyete geçirip gece

ru’ya-sını, gündüz ru’ya-sına aktarmaya başladım, oldukça da meraklı ve

heyecanlı idim, nihayet kopyalama akışı başladı! ve oluyordu, bir sayfa

iki sayfa, derken kopyalanan sayfalar çoğalıyor idi nihayet kopyalama

sona erdi, işte tam o sırada ru’ya da, sona ermekte idi. Hemen kitapçıya

teşekkür ederek ücretini sordum ücretinin çevirinin yapılması ve

dağıtılması, olduğunu söyledi bende teşekkür ettim ve Allaha ısmarladık

dedim. Gözlerimi dünya ru’ya-sına açtığım zaman, dosyanın

kopyalanmış halinin dünya ru’yasına aktarılmış olduğunu idrak ettim.

Böyle olduğundan kitap okunup idrak edilmeye daha yaklaşmış idi.

Aktarılması da kolaylaştırılmış idi, iş sadece ru’ya zamanına kalmış idi.

Bu dünyanın aydınlık ru’ya âlemine, aktarılmış olan bu kitabı gene

ru’ya şartları içinde, çevirmek mümkün olduğundan, o zamanları kollayıp

aydınlık dünya uykusu ru’ya-sında olduğum zamanlar, ancak kitabın

üstünde çalışma yapmam mümkün olacaktı. Bu yüzden bende çalışma

saatlerimin bir kısmını bu çalışmaya ayırmak için bir plân yaptım.

Aydınlık dünya uykusu ru’ya-sının bir kısmını, kitap çeviri düzenlemesi

bitinceye kadar, zâhir işler için bir kısmını da bâtın işler için ayırdım.

Böylece denge de kurulmuş olacak idi.

Nihayet merakla çeviriye başlayacağım zamanı kollamaya başladım,

bunun en uygun vaktinin dünya ru’yasının en aydınlık olduğu saatinin

uygun olacağını düşündüm, çünkü kitap oldukça eski olduğundan kitabın

kopyaları da biraz karanlık çıkmış olabilirdi. Bu düşünceler içinde nihayet

çeviri çalışmalarına başlayabileceğimi tahmin ettiğim, o aydınlık zaman

gelmeye başladı, bende gene beş zâhir duyguyu devre dışı bırakıp, bâtın

ru’ya duygularıyle yaşanacak olan, aydınlık gündüz ru’ya-sının

derinliklerine doğru dalmaya başladım, nihayet kitabın aktarılmış halinin

bulunduğu tevhid kütüphanesıne ulaştım. Baktım ortada bir masa ve

sandalye de var, ve raflarda kitaplar var, karanlık gece ru’yasından

aydınlık gündüz ru’ya-sına aktarılan kitabı, aramaya başladim birçok

kitabı kontrol ettikten sonra, nihayet diğerlerinden biraz farklı bir kitap

gözüme ilişti, bulunduğu yerden elime alıp baktım, aradığım gece

ru’ayasından gündüz ru’ya-sına aktarılan ismi (Cemo ve Farko) olan

kitap idi, yeni teknelojinin çalıştığına sevinmiş idim böylece işim de biraz

olsun kolaylaşmış oldu.

Böylece büyük bir merak ile kitabı incelemeye başladım, kitabın

malzemesi de değişik idi çok lâtif adeta elden kayacak kadar yumuşak

ve sahifeleride çok ince idi. Nihayet okumak için masanın üstüne Besmele çekerek ve aktarılacak kitabın da başına besmeleyi yazarak

çalışmaya başladım.

Kitabın yazı şekilleri eskimez Osmanlıca yazı düzenine benziyor idi,

lisanı daha evvelce dediğim gibi kuş dili lisanın dan idi ancak, daha

sonra çalışmalarım sırasında bunun gönül kuşu lisanı, ve de nefis kuşu

lisanından da olduğunu anladım da, oldukça üzüldüm ve hayret ettim.

İleriki sahifelerde sizde göreceksiniz. Üzerinde çalışmaya ve yazı

türlerine alışmaya başladım, harfleri kelimeleri ve sonra da cümleleri

oluşturmaya başladım. Bu çalışmaya bizim gönül kuşu da yardımcı

olmaya başladı, onunla da istişare ederek, takıldığım bir çok yeri birlikte

aydınlığa çıkarmış olduk, bu suretle bende de bu çeviriyi yapabileceğim

kanaati hasıl olmuştu. Nihayet çeviriye gönül kuşu ile birlikte “ön söz”

ünden başlamış oldum. (T. B.)

-------------------

Kitabın tanıtımı bakımından şöyle bir “ön söz” ü vardı.