F A T İ H A   H A M D

Bir günlük namaz da (290) defa “hamd” olgusu vardır.

 

“Hamd”ın  genelde dört mertebesi olmakla birlikte,

bir de bütün varlığın umumi hamdı vardır.

 

Her varlık kendi mertebesinde var olup, zuhura çıktığından bir özellik kazanmış olmaktadırlar.

Bu özellikleriyle faaliyet sahasına geldiklerinde birbirlerinden ayrılıp ne için var edilmişlerse, o özelliği ortaya koymaları bütün varlığın umumi hamdı’dır.

 

Böylece hamd mertebeleri beş (5) olmaktadır.

(1) inci mertebe de “Hamd” “Şükür” anlamındadır.

Bu düzeyde olan kimse Cenab-ı hakkın kendisine vermiş olduğu nimetlere karşı şükrünü eda eder. “zahiri şeriat mertebesi”dir.

İnsanların çoğunluğu bu yaşam içindedir, kişi farkında olmadan menfeat karşılığı şükretmiş olur.

Eğer Rabb’ı verdiği ve vermeyi vaad ettiği şeyleri vermemiş olsa büyük bir çoğunluğu bu şükürden vaz geçerler.

 

(2) nci mertebede “Hamd” “övgü” anlamındadır. Esa­sen hamd’ın lügat manası da “övgü”dür.

Her hangi bir şey beklemeden, karşılıksız olarak Rabb’ını, sadece mu­habbeti ve sevgisi gereği övmesi’dir.

Bu övgü, öven kişilerin Rabblarını hangi mertebeye kadar idrak et­mişlerse, ancak o mertebe düzeyinden övebildiklerinden bu kişilerin övgüleri biri birlerinden farklı olur “tarikat mertebesi”dir.

 

(3) üncü mertebede

“La uhsi senaen aleyke ente kema esneyte ala nefsik”

yani:

“Seni gereği gibi övemedik, sen kendini nasıl övüyorsan biz de öyle övüyoruz”, diyen o yüce peygamber, sallallahu aleyhi vesellem efendimiz, bu vadi de bizlere çok büyük ufuklar açmıştır.

 

(4) üncü mertebede “Hamd” gerçek anlamına yak­laşmış olmaktadır.

“Sübhanellahi ve bihamdihi”

“O’nun hamdıyla tenzih ederiz”.

 

Burada biraz daha mevzua girerek tefekkür dünyamızı genişletmeye çalışalım. Zira insan düşündüğü sürece zahir ve batın ilerlemişim sağlayabilir.

 

 

 

 

(Fatiha Suresi 1/2)

el hamdü lillahi rabbil alemiyne”

 “Hamd, alemlerin Rabb’ı olan ALLAH içindir”

 

(1) ve (2) inci mertebelerde kul tarafından yapılan hamd bu mertebede Hakka geçmektedir.

Hakikaten de “Hamd” ancak ALLAH’a mahsustur, yani gerçek hamdı ancak ALLAH yapar, bu bir gerçektir.

Bu “hamdı” ancak “hakikat mertebesi”ne ulaşmış kimseler anlayıp değerlendirebilirler, zaten burası da ha­kikat mertebesidir.

 

Kulluk mertebesinden yapılan hamd’lar ne kadar yüce duygular içerisinde olursa olsun, yeterli olmaz.

Çünkü, kulun gerçek hamdı yapabilmesi için, övdüğü varlığı çok iyi tanıması ve bilmesi lazım gelir.

O mertebelerde bu mümkün olmadığından gerçek hamd meydana gelmiş olmaz. Ancak Cenab-ı Hak, her türlü hamd’ı eksiklikleriyle kabul eder.

 

Az yukarıda gerçek “Hamdı” ancak “ALLAH” yapar dedik.

Burada roller değişmiş, “Kul” “hakikat mertebesi”ne ulaşınca Rabb’ı onu övmeye başlamıştır.

 

(İsra Suresi17/70)  

“ve le­kad kerremna beniy ademe”

 ve elbette gerçekten/andolsun  adem oğullarını

kerrem/kerim/mükerrem kıldık/şereflendirdik, onurlandırdık

“Adem oğlunu mükerrem kıldık.”

 

(Ahzab Suresi 33/56)

“innallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi”

innallahe/muhakkak allah ve onun/kendisinin melaike/melekleri

nebi üzerine salle/salat, salavat getirirler

“ALLAH ve melekleri peygamberin üzerine salat-u selam getirirler.”

 

(Enbiya Suresi 21/107)

“ve ma erselnake illa rahmeten lil alemiyne”

ve illa/sadece  alemler için rahmet olarak seni irsal ettik/gönderdik

 “Seni ancak alemlere rahmed olarak gönderdik”,

gibi ve benzeri ifadelerle ALLAH kulunu över.

İşte bu çok büyük bir idrak mertebesidir.

Kul kendini tanıma doğrultusunda yol aldıkça,

- evvela aczini ve yokluğunu anlar.

- Ondan sonra da kendi gerçek varlığını idrak eder.

 

İşte o mertebe de Rabb’ı, kulunu övmeye başlamıştır.

“Bütün alemleri senin için, seni de kendim için halk ettim” rütbesini vermiş olur.

 

İnsanoğlu gerçek hedefini bir bilebilseydi ne olurdu?...

İdraki ve yaşamı oldukça zor olan bu mertebeye Cenab-ı Hak arzulularını ulaştırsın.

 

(5) inci mertebe de ise “hamd” daha da derinleşip genişlemektedir.

(İsraSuresi 17/79)

asa en yeb’aseke rabbüke mekamen mahmuden

“mekamen mahmud” olarak senin rabbin

seni ba’s/sevk etmesi/göndermesi, hayat vermesi, tekrar diriltmesi

asa/umulur 

“Umulur ki Rabbin seni de makam-ı “MAHMÜD”a ulaştırır,” hükmüyle bu mertebenin en geniş hali be­lirtilmiştir.

 

Bütün varlık alemi tarafından gerek “FITRΔ gerek “İRADΔ olarak, “övülen, hamd” edilen “MAKAM-ı MAH-MUD”, “HAKİKAT-i MUHAMMED-i”dir.

 

(6) ıncı mertebe ise, bütün varlığın her birerlerine mahsus  kendi lisanlarıyla,  kendi mertebelerinden yaptıkları “Hamd”lardır.

 

(Fatiha Suresi 1/2)

el hamdü lillahi rabbil alemiyne”

 “Hamd, alemlerin Rabb’ı olan ALLAH içindir”

“Hamd alemlerin Rabb’ı olan ALLAH’a mahsustur” ifadesi bünyesinde çok geniş oluşumu bulundurmak­tadır.

 

(7) inci mertebede “hamd”

efdalü zikir la ilahe illallah

efdaluddu’a elhamdülillah

ifadesiyle belirtilen duanın eftali/üstünü olan “elhamdülillah” dır.

 

Yarısı “Uluhiyyet”,

yarısı “abdiyyet” mertebesinden hitab eden bu Süre-i şerif-i her rek’atte ve her fırsatta oku­maktayız, O’na gerçek değerini verip idrakle düşünme­liyiz.

 

 

 

(8) inci mertebede ise, hamd ahirette oluşacak “liva-ül hamd” (hamd sancağı)nın altında sığınmaktır.

 

“Hamd”ın (8) mertebesini de anlayabildiğimiz kadar anlatmaya çalıştık, Cenab-ı Hak her birerlerimize bun­ları daha iyi anlama yeteneği versin, şuurlu insanlar olarak ne yaptığımızı bilmemiz lazımdır.

 

Buraya kadar, bir günlük namaz içerisinde okunan sözleri anlayabildiğimiz kadar yazmağa çalıştık, ALLAH c.c. cümlemize idrak genişliği versin.