NAMAZIN  MERTEBELERİ

Ef’al mertebesinin namazı:

(Nisa Suresi 4/103)

“innessalate kanet alel mü’miniyne kitaben mevkuten”

“inne/muhakkak salat/namaz müminler üzerine  

 mevkut/vakitlenmiş kitap edilmiş/yazılmıştır”

 

 “Namaz şüphesiz inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır,” hükmüyle ef’al mertebesi iti­bariyle, bedenimizle yaptığımız fiziksel namaz bildiril­miştir. Bu namazın yeri ef’al alemidir.

 

Esma mertebesinin namazı:

(Bakara Suresi 2/238)

hafizu alessalevati vessalatil vüs­ta

ve kumu lillahi kanitiyne

salavat/salatlar/namazları üzerine

ve vüsta/vasat, ara/orta salat/namaza

hafız/hıfz/muhafaza edin, koruyun

ve allah için kanitiyn/kunut, samim divan duranlar olarak

kumu/kıyam edin, kalkın, ayakta durun

 

“Namazlara ve orta na­maza devam edin. Ve ALLAH’ın divanına tam huşu ile durur”.

 

“Vusta” vasat, yani ara, orta demek olduğundan,

ayette geçen ef’al alemi namazlarına devam ederken

ayrıca “orta namazlara” da devam edin” hükmüyle yavaş yavaş idraklerinizi geliştirin

ve ef’al alemiyle, sıfat alemi arasında bulunan esma aleminin namazını oluşturmaya gayret edin, diye tavsiye edilmektedir.

 

Esma aleminin

       - bir yüzü ef’al alemine,

       - bir yüzü de sıfat alemine bakmaktadır.

 

Ef’al alemi itibariyle bedensel namazını ifa eden kişi eğer gayreti varsa, belirli çalışmaları ile ef’al aleminden yükselmeye başlar, böylece esma alemine ulaşmış olur.

İşte burada kıldığı namazın ismi “salatil vüsta” dır.

Gayreti elden bırakmayıp bu namaza devam eden kişinin yolu sıfat alemine doğru yükselmeye devam eder.

“Vüsta” namazının görevi ef’al alemiyle sıfat alemi arasındaki bağlantıyı sağlamaktır.

 

Tefsirlerde, “salatil vüsta”nın sabah veya ikindi na­mazı olduğu bildiriliyorsa da, ef’al alemi itibariyle o da doğrudur.

Bize lazım olan mi’rac yolunda bu hu­suslardan nasıl fayda sağlayacağımızdır.

 

Zamanla, kişi beş vakte, sohbetlere, zikirlere, iyi hal ile yaşamına devam ettikçe epey ilerleme kaydeder. Böylece kendisinde manevi gelişmeler olur ve nihayet esma alemine ulaşır. İşte bu esma aleminde sürdürdüğü namazın ismi “orta ara” namazıdır.

 

Kişilere göre bazı değişiklikler arzeden bu yaşamda adet, sayı belirtilmez. Nafile hükmünde, değişik isimler altında bir çok namaz kılınabilir. Burada mühim olan, kişinin gönlünde “ALLAH muhabbeti”ni ne kadar süre tutabilmiş olmasıdır, süre arttıkça manevi ibadeti de artmış olur.

 

Buradaki yaşamın özelliklerini ve hayata bakışını ehli bilir. Bu mertebenin belirli olgunluğuna erişildikten son­ra, “sıfat alemi”ne doğru yükselme devam eder.

 

*(l 0) Taç tercemesi çilt. 3 sayfa 486’dan özet. 60

 

 

Sıfat Mertebesinin Namazı

Nihayet sıfat mertebesine ulaşan kimse

(Mearic Suresi 70/23)

“elleziynehüm ala salatihim daimune”

o zatlar ki hu/onlar

kendilerinin salat/namazları üzerine daimde/devam edip dururlar

“İşte o kimseler onlardır ki namazlarında daimdirler” hükmüyle belirtilen özelliğe ulaşmış olmaktadırlar.

 

Gerçi bu ayet beş vakit namazlarını aksatmadan de­vam ettirenler için de belirtilmiş olmakla beraber, gerçek manada elli vakte talip olup onları sürdürenler içindir de.

Şöyleki: Evvela beş vaktini çok iyi bir şekilde yerine ge­tirmiş olan kimseler, bu mertebeye ulaşıncaya kadar edindikleri manevi güç ve tecrübelerle, yaşadıkları za-manlarında hiç boşluk bırakmayıp devamlı Hakk’ı tefekkür ve zikr haline ulaşırlar.

 

Yirmi dört saatlik bir günün saatlerini 2 ile çarpsak kırk sekiz (48) eder.

Yani her yarım saatte bir namaz eda edil­miş olur.

 

Bu namazı kılan kişinin gerçek kimliğini, bir;

Hakk’ın varlığını da bir olarak dikkate alırsak böylece sayı elli (50) olmuş olur.

Artık bu kimselerin uykuları dahi ibadettir, çünkü gözleri uyusa da gönülleri uyumaz.

Buranın ehli, “muhabbetullah” ile dolu “Arif” zatlardır.

Mi’rac gecesi Efendimize enir edilen elli (50) vakit namaz bu kimseler içindir.

Mertebeler daha aşağı doğru indikçe kırk’a, otuz’a, yirmiye, on’a ve nihayet veş vakte iner.

İşte asgari müşterek olan bu ibadet dahi bizlere zor gel­mektedir. Nasıl bir gaflet içinde olduğumuz, ne kadar aşikardır.

 

(Maun Suresi 107/4-5)

 

“feveylün lil musalliyne” (4)

“elleziynehüm an salatihim sahune” (5)

artık veyl/vay haline, yazıklar olsun musalliyn/ salat, namaz kılanlar ki (4)

o zatlar ki hu/onlar kendilerinin salat/namazlarından

sahun/sehiv, dikkatsiz, ihmalkar, gafillerdir (5)

 

 “vay o namaz kılanların haline ki: onlar kıldıkları namazdan uzaklaşmışlardır”, ihtarı ne ağır bir suçlamadır.

ALLAH c.c. tüm kullarını gafletten kurtarsın.

 

Beş vakitle namaz kılmaya başlayan kimse gayreti nispetinde yukarıda kısaca belirtildiği gibi seyrini yavaş yavaş yükselterek, “namaz mü’minin mi’racıdır” sırrına ulaşmış olur.

İşte ancak bu tür namaz, sahibini “mi’raca” ulaştırır.

 

Bu hale ulaşan kişinin kendi nefsi varlığı kalmaz, on­da faaliyette olan Hakk’ın varlığıdır.

İçinden ve dışından Hak tarafından ihata edilen bu kimse,

Efendimizin ağzından;

“Men reanî fekad reel Hak” (hadis-i kudsi)

“bana bakan Hakk’ı görür” der.

“Çık aradan kalsın yaradan” hükmü kesinleşmiş olur.

Böyle olunca “O”na bakan başka neyi görecekti ki?.. Elimizden geldiği kadar bu işlerin üzerine eğilmemiz bi­zim menfaatımıza olacaktır, geçen günlerin geri gelmesi asla mümkün değildir.

Bu kısmı da böylece anlamağa çalıştıktan sonra şimdi rek’atlann gurup sayılanna gelelim.