V A K İ T L E R İ N  O L U Ş M A S I

SABAH Namazı:

Sabah namazının vaktine ve farzının iki rek’at olmasına sebeb budur ki:

Adem (as) cennetten çıktığında vakit gece idi.

Bir rek’at namaz kıldı çevreyi karanlık bul­duğu için,

ve bir rek’atte sabaha dahil olup aydınlığa eriştiği için kıldı.

Dergah’ı İzzette kabul olup, sabah na­mazının iki rek’at olmasının sebe’bi hikmeti budur.

 

 

ÖĞLE Namazı:

Öğle namazının vaktine ve farzının dört rek’at olmasına sebeb budur ki:

1. Hazret-i ALLAH c.c. İbrahim (as)na, koçu göndererek oğlu İsmail’i kurban etmekten kurtardığı bir öğle vakti idi.

 

2. Kafirlerin puthanelerinin haline ne oldu? Bütün putları kırıp, baltayı büyük putun boynuna kim astı? de­diler. “Bunu yapsa yapsa Azer oğlu İbrahim yapmıştır” dediler ve ona çok eziyet eylediler.

 

3. Nemrud, İbrahim (as)mı ateşe attı. Hak Teala ateşi gülistan eyleyip onu kurtardı.

 

4. Mısır’a hicret ettiğinde hane’i saadetlerine kafirler çok cefa ve eziyet ettiler. Hak teala onları koruyup cefa ve eziyet edenlerin ellerini kuruttu.

 

Bu dört türlü imtihandı, zorluktan kurtulduğu için dört rek’at namaz kıldı. Dergah-ı izzetle kabul oldu. Sebeb-i hikmeti budur.

 

 

İKİNDİ Namazı:

İkindi namazının vaktine ve farzının dört rek’at ol­masının sebeb budur ki:

Hz. Yunus (as) kavmine incinip, kendine iman eden kimselerle bir gemiye binip giderken bir “balık” zuhur edip, hikmet-i Huda emri ile “o gemiye yol vermedi.”

Hz. Yunus (as) “Beni derya ya bırakın size selamet olsun”, de­di.

 

İnilti ve figan ile Hz. Yunus (as)mı derya ya attılar. O zaman balık yuttu ve gemi selamet buldu. Hz. Yunus (as) balığın karnında epey zaman durup, bir ikindi vaktinde balık onu karaya çıkardı.

 

Bu halden kurtulup kendine gelince dört rek’at na­maz kıldı. Dergah-ı İzzette kabul olup bu ümmete farz oldu, sebeb-i hikmeti budur *(12)

 

*(12) Bunları dahi “İnaye”de yazar

 

 

 

AKŞAM Namazı:

Akşam namazının vaktine ve farzının üç rek’at olmasına sebeb budur ki:

Hz. İsa (as)ma bazı kimseler, “Tanrının oğlusun” de­diler,

ve Hz. İsa (as) dedi ki: “Horoz ötmeden, sabah olmadan, beni pek az paraya öldürmeye bakarsınız”.

 

Cenab-ı Hakk’ın emri ile Hz. İsa (as) oradan çıkıp gitti, akşam namazının vakti idi, Cenab-ı Hak’ka şükretti üç rek’at namaz kıldı bu ümmete farz oldu, sebeb-i hikmeti budur * (13)

 

* (13) Bunları dahi “İnaye”de yazar.

 

Yeri gelmişken iki küçük özelliğe dikkat çekelim.

1. Diğer namazların farz ve sünnetleri “vitr” hariç çiftli iken, akşam namazının farzı neden tektir?

 

 2.  Diğer namazlara sünnetle başlanırken niçin bu namaza farz ile başlanıyor?

El cevab:

1. Hz. İsa (as)ın mertebesi “teşbih” “ben­zetme” olduğundan, İseviyet hakikati üçlü bir sistemle anlatılmaya çılışmıştır.

“Eba” “ebi” ve “Ruhül kudüs”

yani    “baba” “oğul” ve “ruh-u kudsi”dir.

İşte bu üçlü sistemin hakikati 3 rek’at ile belirtilmiştir.

 

Fakat ne yazıkki “teşbih”ten  “tevhid”e geçemeyen kimseler, bu oluşumların suretinde kalıp bir sürü yanlış yollara girmişlerdir.

 

2. Bu namaza farzla başlanmasının sebebi ise,

Hz. İsa (as)ın yaşam mertebesi, “fena fillah” olduğundan onun   yapabileceği   ilk   şey   sadece   farzı   yerine getirebilmektir.

 

Ayrıca kıyametin bir akşam vaktinde kopacağı bildirildiğinden ve de hangi akşamda kopacağı bilinmediğinden her akşam kıyamet kopacakmış gibi, belki vakit bulamayız diye evvela farzın kılınması ön görül­müştür.

 

“Fena fillah” mertebesine ulaşan kimsenin kıyameti, zaten daha dünya da iken kopmuştu. ALLAH c. c. bu ha­kikatleri  bizlere   beden   elbiselerimizi   sırtımızdan çıkartmadan idrak ettirsin.

 

 

YATSI Namazı:

Yatsı namazının vaktine ve farzının dört rek’at olmasına sebeb budur ki:

Hz. Musa (as) Mısırdan çıkıp giderken kendisini dört türlü hüzün kapladı. “Turu sina”ya “Tur dağına”   geldiklerinde, kardeşi Harun (as) ile birlikte hüznü dağıldı, bu vakit yatsı vakti idi.

 Hz. Musa (as) dört rek’at namaz kıldı, dergah-ı İzzette kabul olup bu ümmete farz oldu, sebeb-i hikmeti budur*(14)

*(14) Bunu dahi “İnaije”de yazar.

VİTR Namazı:

Vitr namazının üç rek’at olmasına sebeb budur ki:

Hazreti Rasül (as) Mi’raca teşrif buyurduklarında, Ebu Bekir Siddîk radiyallahu anhü, dergah-ı İzzette, “be­nim için bir rek’at namaz kıl”, diye emanet eyledi.

Hz. Rasul (as) “vasî’yet” sonsuzluk alemini müşahede ettiğinde kendi nefsi için bir rek’at namaz kıldı.

 

Cebrail (as) “Hz. Ebubekirin emanetini eda eyle”, diye hatırına getirdi. Yine kıyam edip bir rek’at namaz daha kıldı.

 

Cenab-ı Hak teala, “ya Muhammed benim için de bir rek’at namaz kıl”, dedi.

Kıyam edip bir rek’at namaz dahi ALLAH-ü teala için kılıp Fatiha ve zammı süre okuyup tam rükua varacak mahalde, cehennem ehlinin azap­larını gördüğünde ümmetine merhameten, vücudu şeriflerine bir hüzünlü hal geldi;

Cebrail (as) kevserden vechi saadetlerine saçıp kalbi şeriflerine hayat ve safa geldiğinde ellerini kaldınp, “ALLAHÜ ekber” deyip “Kunut” duasını okudu, rüku ve sücüdu tamamlayıp namazı bi­tirdiler.

 

Kendi için kıldıkları bir rek’at sünnet oldu,

Hz. Ebubekir için kıldıkları vacip oldu,

Hak teala’nın emri ile kıldıklarım farz eyledi.

Salat-ı vitr’in sebeb-i hikmeti bu-dur* (15)

* (15) Bunu dahi “mesabih”de yazar.

 

Daha evvelcede bir miktar bahsettiğimiz kunut duası ve vitr namazına tekrar kısaca değinelim.

 

Kunut dualannın manası:

(1). 

allahümme inna nesteinüke

ve nestağfirüke ve nestehdike

ve nü’minü bike ve netubu ileyke

ve tevekkelü aleyke

ve nüsni aleyke’l hayra küllehu

neşkürüke vela nekfürük

ve nahle’u ve netrükü men yefcürük

“allahım! biz ancak senden yardım isteriz.

 ve senden mağfiretini diler ve senden hidayet isteriz.

 ve sana iman eder, tevbe edip sana döneriz.

 ve işlerimizde sana dayanırız, güveniriz.

 seni bütün işlerimizde hayırla anar,

 sana şükrederiz ve nankörlük yapmayız,

 ve fücurları, günahkarları terk eder ve rabıtamızı/ilişkilerimizi keseriz”.

 

 

 

 

(2).

Allahümme iyyake na’büdü

ve leke nüsalli ve nescüdü

ve ileyke nes’a

ve nahfidü nercu rahmeteke

ve nahşa azabeke

inne azabeke bil küffari mülhık

 “allah’ım! biz ancak sana ibadet/kulluk ederiz.

 ve senin için salat/namaz kılar ve sana secde ederiz 

 ve sana değin say eder/koşarız

 ve senin rahmetini, hafid/nesil/insan, döl  devamını umarız

 ve senin azabına haşyet ederiz

 inne/şüphe yokki senin azabın kafirlere mülhık/ilhak edici, erişicidir”.

 

 

Vitr’e gelince;

Bir hadis-i şerifde

“ALLAH-u vitran yahubbul vitra”

yani    “ALLAH birdir birleri sever”, buyurulmuş.

 

Neden acaba: “ALLAH, vahid”dir, “ehad”dır, denmemiş, bunlarda bir demektir.

Demekki vitr kelimesi ile daha değişik bir ifade kullanılmak istenmiştir.

 

Daha evvelce namaz tekbirlerinde de bahsedildiği gibi “vitr tekbir”i bir tektir.

Kim ki, kendi varlığının hakikatini idrak etmiştir, işte o gerçek vitr namazını kılabiliyor demektir.

 

Kendi birimsel varlığının hakikatini idrak etmek, “vitriyyet”,

bütün alemdeki tek varlığın hakikatini idrak etmek ise, “ferdiyyet”tir.

“Ferdi vahid” “tek ferd” yani bütün bu alemi tek bir ferd şeklinde müşahede etmektir.

 

Konu buraya gelmişken bir hadis-i şerife göz atalım.

“Cemaatle kılınan namazın sevabı yirmi yedi (27) derece daha fazladır”

buyurulmuştur.

 

Burada bizlere büyük icazlar vardır. Yirmi yedi (27) sayısı ile ne kast olunmuştur dersek,

aklımıza yirmi yedin (27)ci peygamber, Hz. İsa (as) gel­mektedir.

Demek ki kişi İseviyet mertebesine ulaşıncaya kadar toplayıcı yani cemaat olacaktır.

Başka bir ifadeyle bütün varlıktaki birimleri toplayacaktır.

 

Vakta ki kişi, yirmi sekizin (28)ci peygamber Hz. Muhammed (as)ın özelliğini idrak eder ve “mertebe-i ferdiyyet”e ulaşır, işte o kimse tek başına nerede olursa olsun, kıldığı namazı ile yirmi sekizin (28)ci dereceye ulaşmıştır.

 

“Mertebe-i İseviyet”te kılınan yirmi yedi (27) dereceli namaz ile,

mertebesi itibariyle “Vitriyyet”,

 

“Mertebe-i Muhammediyet”te kılınan yirmi sekiz (28) de­receli namaz ile

mertebesi itabariyle “ferdiyyet”tir,

 

Yerinde kullanılınınca hem cemaatle, hem de ferdî olarak kılınan namazın değeri çok yüksektir.

 

ALLAH c.c. cümlelerimize gerçek “SALAT’ın değerini idrak ettirsin. Amin.