“ALLAHÜ   EKBER”   Tekbirleri

 

Tekbir getirmek: ALLAH’ın birliğini ilan etmek, ve o “tek”tir, “bir”dir demek olduğuna göre,

dört defa tekrarlanması,

dört mertebesi itibariyle de yüceliğinin anlaşılması gerekir, demek olmaktadır.

 

İşte eğer sen ALLAH’ın varlığını en geniş manada anlayamazsan, hiç olmazsa birinci tekbir düzeyinden anlamaya çalış. Yani en alt düzeyden, burada ifade edilen “ALLAH-u Ekber” in ne demek olduğunu anlamaya çalış.

En alt derken, aslında işin altı da üstü de yoktur ama, ifade bakımından böyle deniyor.

 

En alt: “Fiiller alemi” “ef’al mertebesi”, yaşadığımız bu alem, bu alemin karşılığının ifadesidir.

Müezzin veya biz birinci tekbir olarak “ALLAH-u Ek­ber” dediğimiz zaman bütün varlıkta Hakk’ın varlığından başka bir varlık yoktur,

yani “la faile illallah” hükmünü gerçek manası ile yaşamamız gerekir.

 

Bu tekbirde “AL­LAH-u Ekber” dendiği zaman, bütün madde aleminin meydana getiricisi, yaşatıcısı, bakıcısı, devam ettiricisi, özü, varlığı ALLAH’tır, büyük ALLAH demektir.

 

İkinci tekbiri getirdiğimiz zaman esma aleminin düzeyinde yani bu alemi meydana getiren manalar alemi, “Esmaül hüsna” ALLAH’ın güzel ve sonsuz isimlerinin bu­lunduğu alem olduğunu düşünürüz.

 

İkinci tekbirde “Esma alemi” de ALLAH’a mahsustur, ondan gayrıya yer yoktur. Tekrar edilen tekbirle bu idrak ve yaşam olgunlaşır.

 

Üçüncü tekbire geçildiği zaman sıfat mertebesinde de “bütün benlikler, varlıklar ve bunların özleri ALLAH’ındır, ALLAH’a mahsustur” hükmü gerçek hali ile ortaya çıkar.

 

Dördüncü tekbire geçtiğimiz zaman orada artık “AL­LAH-u Ekber” lafzı “ALLAH-u Ahad” olur. Çünkü burası Zat bölgesidir.

İrfan ehli dördüncü tekbirin “ALLAH-Ahad” ol­duğunu bilir, fakat yine genel söyleniş şekliyle söyler. Neticede oranın “ALLAH-u Ahad” olması “Ahadiyyet” mer­tebesi itibariyledir.

“Ahadiyyet” mertebesi, “Vahidiyyet” mertebesinin üstündedir.

 

Hal böyle olunca dördüncü tek­birin özelliği değişmektedir. Çünkü alt mertebelerde varlıkların zuhurları, ma­naları, özellikleri mevcutken “Ahadiyyet” mertebesine geçildiği zaman, artık orada “Ahadiyyeti sırfı zatî” du­rumu söz konuşu olduğundan herhangi başka bir varlıktan bahsedilmeyeceği için, “büyüktür” sözü, kendine bir ifade bulamaz.

 

Orada “hüviyeti” ve “inniyeti” ile tek bir Zat, “mutlak varlık” mevcuttur.

O halde artık orada sadece “ALLAH-u Ahad” hükmü geçerli olur.

Çünkü (İhlas Suresi112/1)

 

“kul hüvallahü ehad” dır.

 

İşte   tekbirleri   bu   şekilde   tefekkür   etmeğe çalışmalıyız.

Yukarıdaki ifadeleri özetlersek;

Birinci tekbirde, ef’al aleminin Hakk’ın varlığı ile var olduğunu

“la faile illallah”.

İkinci tekbirde esma aleminin de Hakk’ın varlığı ile var olduğunu

“la mevcude illallah”.

Üçüncü tekbirde de sıfat alemin de ALLAH’ın varlığı ile var olduğunu

“la mevsufe illallah”.

Dördüncü tekbirde ise, Zat alemi dahi ALLAH’ın varlığı olduğu

“la ma’bude illallah”

ve gerçek ifadesi ile       “la ilahe illallah” sözünün hakikati söylenmiş olur.

 

“ef’al”, “esma”, “sıfat”, mertebelelerine geçince

sadece “Ahadiyyeti sırf-ı zati” mertebesi kalır.

Bunun da ifadesi, “ALLAH’u Ahad” olur.

 

Hal böyle de olsa, yine de bütün tek­birler “ALLAH-u Ekber” diye okunur, bu bir irfan ve idrak işidir aziz kardeşim.

 

Hazır  mevzuumuz  tekbir iken  onun  namaz içerisindeki özelliklerinden de kısaca bahs etmeğe çalışalım.

 

(Ankebut Suresi 29/45)

 

“vele zikrullahi ekberu”

 ve elbette zikrullah/Allahın zikri ekber/daha kebir, büyük

 

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriym de, en büyük zikrin ALLAH c.c. isminin zikri olduğunu beyan ediyor,

ve yine baktığımızda ifa­delerin içerisinde en çok tekrar edilen kelimenin “ALLAHu Ekber” olduğunu görüyoruz.

 

Ezanlar dahil, bir günlük beş vakit (5) namaz içerisinde (281)

ve ayrıca da bir tek, tekbir vardır.

Na­mazda her hareketimiz tekbir ile başlar ve seyreder.

Ey irfan ehli olmak isteyen kardeşim, bunları anlamaya çalışalım.

 

Bahsimiz namaz olmadığı halde tekbirlerin izahını ya­parken, konu ile yakın ilgisi dolayısıyla bir hususu burada belirtmekte fayda mülahaza ediyorum.

 

Şunu bilelim ki Cenab-ı Hak Mi’rac gecesi Efendimize beş vakit namazı en alt sayı olarak herkesin kolayca ya­pabileceği şekliyle bildirdi.

Yani “asgari müşterek”,

 

Kurbiyyet ehline ise “Salat-u daimün” denen elli (50) vakti bildirdi.

            daha azı kırk       (40) vakit,

            daha azı otuz       (30) vakit,

            daha azı yirmi     (20) vakit,

            daha azı on          (10) vakit,

            daha da azı beş   (5) vakit oldu.

Cenab-ı Hakk’ın söylediği hüküm geçersiz olamaz.

 

Buradaki sır, genel hükümlerle birlikte özel hükümlerin de varlığını idrak edip, irfaniyetimiz kadarıyla bunları tat­bik etmeğe çalışmaktır.

 

Yukarda bahsi geçtiği üzere günde elli (50) vakit namaz kılmış olsaydık

her gün namazlarımız içinde iki bin sekiz yüz on bir (2811

ve ayrıca bir tekbir getirmiş olacaktık.

 

Biz yine meseleye beş (5) vakit hesapları ile bakalım.

Sondaki ayrı tek tekbir, ALLAH’ın birliğini,

iki yüz seksen birin (281) son tekbiri, sendeki Hakk’ın birliğini,

iki yüz sek­senin sıfırını (280) çıkarırsak geriye kalır yirmi sekiz (28) ,

işte bu yirmi sekiz de, yirmi sekiz (28) peygamberi ifade edip, her paygamberin en az bir hasletini almak olur.

 

Sıfırı (0) ilave edersek, her peygamberden on (10) haslet almak demek olur ki, işte kemalat yolu da budur.

 

Daha nice sonsuz manaları ifade eden tekbirler bölümünü burada bitiriyorum. Mevlam cümlemize her şeyin gerçeğin! araştırma şevkini versin.