“EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH”

 

Dördüncü tekbirden sonra gelen şehadetlere gelince, bunlar tekbirleri anlattığımız şekilde, en azından bilgi olarak veya ilim mertebesinden “İlm-el yakıyn” olarak id­rak edilebilir.

 

Eğer gayret edebilirsek;

“eşhedü”, “ben görüyorum ki”

“en la ilahe illallah”,ondan başka ilah yoktur, ancak o vardır”, hükmünü gerçeğine yakın anlamaya çalışmış oluruz.

 

Fakat bu Şehadeti söyleyebilmek için baştaki tek­birleri güzel getirmemiz lazımdır. Bir işin başı güzel olmadıktan sonra devamı hiç olmaz.

 

Bir kimse her hangi bir olayı görmediği halde “ben bu­nu gördüm” diyerek hakimin karşısında şahitlik ettiği zaman ne olur?...

bunun adına yalancı şahitlik denir. Ya­lancılığı meydana çıkınca suçunun derecesi kadar da ceza görmesi kendisine müstehak olur.

 

İşte eğer bizler de Hakk’ın gerçek varlığını, özelliğini, idrak etmeden “Eşhedü en la ilahe illallah” diyorsak bir bakıma yalancı şahit hükmündeyiz demektir.

Ancak bu işi kasden yapmıyoruz, gafletten yapıyoruz, art niyetimiz ve başkasına zarar verdiğimiz yok.

Bu bakımdan, saflığımız ve kötü niyetimiz olmaması dolayısıyla yalancı şahit durumuna inşeallah düşmüyoruzdur. Ancak, gaf­letle yapılan her şey, gereken faydayı sağlamaz.

 

Dünyaya gelmekten maksat azami derecede menfeat sağlamaktır. Bu beşeri manada anladığımız maddi yönlü bir menfeat değil, ahirete dönük bir menfeattir ki, burada ne kazanmışsak orada onlar lazım olacaktır.

Zaten Ayet-i Kerimede, (Bakara Suresi 2/110)

ve ma tükaddimu lienfüsiküm min hayrin teciduhü ındellahi

ve hayırdan enfüs/nefisleriniz için takdim ettiğiniz/önceden gönderdiğiniz 

ındellahi/allahın indi/katı

teciduhü/onu vücud eder/bulursunuz

“iki elinizle ne takdim etmişseniz, onu bulacaksınız” buyurulmuştur.

 

 

 

 

İşte bunları böyle düşünürsek “Eşhedü” dediği zaman insan,

gerçeği ile görmese bile, hiç olmassa düşünce mertebesinde “Eşhedü” derken

“görüyorum ki” yerine “düşünüyorum ki”,

“La ilahe illallah” “ALLAH’dan başka ilah yoktur” der.

 

Bu durumda gerçekten görüş mertebesine ulaşamamış olsa bile, hiç değilse bunu biliş mertebesi itibariyle söylediğinden, bu işin ilim yollu böyle olduğuna  şahidim  demiş  olur. 

Netice  itibariyle “düşünüyorum ki bu böyledir” hükmüyle, “gördüm” ke­limesini ifade etmiş olur.

 

Mealen, “düşünüyorum ki ALLAH’tan başka ilah yok­tur” dediğimiz

birinci şehadette, “afak”ta yani zahirde,         ALLAH’tan başkası yoktur.

İkinci  şehadette, “enfüs”te yani kendinde de ALLAH’tan başkası yoktur.

 

Diğer bir ifadeyle dışarıya baktığın zaman, dışardaki varlıkların Hakk’ın varlığından başka bir varlık olmadığını idrak edersin

ve sen de bu alemin içinde bulunduğuna göre sende var olanın da Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığını anlarsın.

 

Böylece;

Birinci şehadete             genel anlamda        “zahirî şehadet”,

İkinci şehadete de          genel anlamda        “batınî şehadet” denir.

Bunlardan

zahiri şehadet        “ilm-el yakıyn”,

Batınî şehadet       “ayn-el yakıyn” mertebeleridir.

İşte bu hususları iyi anlamaya bakalım sevgili kar­deşim.

Özetle:

                Gafleti at,          gerçeğe yönel;

                kabuğu bırak,    özü al;

                satıhtan geç,       dibe dal.

 

Burada kısaca, bir hatıramı yad etmek isterim.

Günlerden bir gün Efendi babam hastalanmış ve hastahaneye yatmış idi. Oldukça ağır seyreden hastalığı süresinde kendisini ziyarete gittiğim bir seferinde yarı dalgın halde yattığı yerden fakire, “eşhedü en la ilahe illallah” ne demektir? Onu anlatmaya ve irşadetmeye çalışıyordu, Mevlam rahmet eylesin.

 

Ayrıca şehadet;

Dört tekbirin dört mertebesini de gerçek manada anlayıp o hallere şahitlik etmek, Hakk’ı bütün zuhurları itibariyle kabul ve tasdik etmektir.