A’yân-ı Sâbite

 

Varlıklar, Allah’ın kelâmıdır.  O’nun ilminde bulunan bu mânâlar ise, “a’yân-ı sabite” tabiri ile ifade edilir.

A’yân-ı Sâbite için tabir çoktur. Aşağıda sıra ile söy-lenen cümlelerin hangisini istersen, onu diyebilirsin.

 

A’yân-ı Sâbite : İnsânın hakikatleridir.

A’yân-ı Sâbite : Ulûhiyyetin bir düzenidir.

A’yân-ı Sâbite : Vahdet’in yaygın halidir.

A’yân-ı Sâbite : Gayb âleminin tafsilidir.

A’yân-ı Sâbite : Cemal Sûretlerdir.

A’yân-ı Sâbite : İsimlerin ve sıfatların eserleridir.

A’yân-ı Sâbite : Yüce Hakk’ın malumatıdır.

A’yân-ı Sâbite : Yüce harflerdir.

Bu son mânâya işaret olarak Muhyiddin b. Arabi (r.a.) şöyle demiştir: “Biz yücelikler vasfı taşıyan harfler gibi-yiz.” *(10)

 

Bu kısa ifadelerden sonra “a’yân-ı sâbite”leri biraz daha yakından tanımaya çalışalım. 

 

“A’yân-ı sâbite”ler, mutlak lâtif vücûtta, zâtın “ilm-i ilâhi”sinde mevcûd sıfat ve esmaların ilmi sûretleri oldukla-rından, hariçte vücûdları yoktur.

 

“İlm-i ilâhi”de zâtına mahsus bir oluşum içindedirler. Bunlar (yaradılmış) “halkedilmiş”, mahlûk sınıfından da de-ğildirler.

Hakk’ın kendinde düzenlediği, kendinden oluşturdu-ğu, sonradan meydana gelecek halkının, kendindeki prog-ramlarıdır.

 

Bu hakikate işaret ile “a’yân-ı sabite varlık kokusu almamıştır,” şekliyle ifade edilmiştir.

Bunlar zât-i şuunâtın gereğidir ve zât ile kadimdir.

 

“A’yân-ı sâbite”lerin zuhur edeceği yerlere göre ezelde verilmiş istidad ve kabiliyetleri vardır. Bunlar “vü-cûd-u mutlak”ın özünden kendilerine verdiği “ihsan-ı ilâ-hi”dir.

 

*(10) İnsân-ı Kâmil A. Keriym Ciyli s.269 özet 

 

İstidad ve kabiliyetler belirli tenezzül mertebelerinden sonra fiiller ve oluşumlar halinde zuhura çıkınca “mahlûk” olur. Kendi asli varlıkları üzere zâtın varlığında var oldukla-rından, mahlûk hükmü orada onların üzerinde yürümez.

 

Ey kendini bulmaya ve irfan ehli olmaya çalışan kişi; bilesin ki, sen de “a’yân-ı sâbiten” üzere “özün”de “mah-lûk” değilsin, fakat “sûr”i varlığının zuhuru yönünden “mahlûk”sun, iyi anlamaya çalış.

 

Hadis-i Kudsi’de belirtilen; “Allah var idi, onunla birlikte hiç birşey yok idi,” kelâmı; peygamberi, bir yönüyle bu mertebeyi ifade etmektedir.

 

Bütün varlıkların mahiyetleri, ilmi sûretler olarak Hakk’ın varlığında mevcûd fakat zuhurları olmadıklarından a’demde zûlmette ve yok hükmündedirler.

 

Kûr’ân-ı Keriym Âl-i İmran Sûresi 3/97 âyetinde;

 

“innal­lahe ganiyyün anil âlemiyne”

Meâlen :

“kuşkusuz Allah âlemlerden müstağnidir.”

“âlemlere ihtiyacı yoktur; âlemler olmasa da o yine Allah’tır,” hükmü de bir yönüyle bu mertebeyi ifade etmek-tedir.