Dünyanızdan Bana Üç Şey Sevdirildi

Diğer bir Hâdis-i şeriflerinde, Efendimiz (s.a.v.) buyururlar:

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi, kadın, koku, gözümün nûru namaz.”

Bu hâdis-i şerif, ilgili kitaplarda birçok yönlü izah edilmiştir. *(18)

 

 

(18)  Not:  Bu muazzam mânâ yüklü Hâdis-i şerifi daha iyi anlayabilmek için Füsüs’ül Hikem M.Arabi, A. Avni Konuk cild 4 Muhammed fassına bekılmalıdır.

 

Biz burada daha başka bir yönünden kısaca mevzuu-muz içerisindeki yerinden yorumlamağa çalışacağız.

 

Dikkat ettiğimizde görürüz ki; mübarek “lisan-ı Mu-hammedi”de muhabbet sebebi üç asli unsur vardır.

Bunlar, “kadın”, “koku, ve “namaz”dır.

 

Aleyhisselâtu vesselâm efendimiz, buradaki ifadesin-de, “ben sevdim” demiyor, “dünyanızdan bana üç şey sev-dirildi” diyor. 

 

Biz bu üç şeyin bireysel kısmına değil, genel anlam-daki haline bakmağa çalışacağız.

 

Hâdis-i şerifte, kadının öne alınması;

Â’dem oğullarının  hilkati, “kadın” ile, âlemin hilka-ti, “nefs-i kül - esma - nûr” mertebesi ile olduğundandır. 

“İlm-i ilâhi”de mevcûd bütün “a’yân-ı sabite”lerin zuhura gelmeleri için onların bir hareketlendiriciye ihtiyaçları vardı.

 

“Mutlak vücûd” bu ilimsel varlıkları faaliyete geçir-mek için “Rahmâniyyet” mertebesine intikal ettirdi.

Bu mertebede “Rûh-ül kudüs” onlara birer “lâtif rûh”tan elbise giydirerek “nefes-i Rahmâni” ile âleme “nefh” etti, “üfledi”. 

 

Her varlık bu “nefh”den (nefes) ten kendine ait bir “koku” aldı ve  o “koku” onun “tabiatı” ve asli hali oldu.

 

Aynı zamanda “Akl-ı kül” olan bu “Rûh’ul kudüs” “Nefes-i Rahmâni” sonsuz fezaya yayılınca, kendinden “Nefs-i kül”ü (esma - nûr) mertebesini  tecellisiyle meydana getirdi.

 

Böylece “Akl-ı kül” etken, “Nefs-i kül” edilgen oldu. 

Diğer bir izahla,

“akl-ı kül”    “Âdem”in;

 “nefs-i kül”  Havva”nın aslı ve zuhur yeri oldu.

 Böylece;

“Akl-ı kül” ve “Nefs-i kül”ün iştirakinden (izdiva-cından) bu âlemler;

“Âdem” ile “Havva”nın izdivacından da insânlar meydana geldi.

 

Bu âlemlerde meydana gelen varlıkların ve insânın en önce yapacağı şey kendinin zuhura çıkmasına sebeb olan yü-ce rabb’ına karşı ihtiyaç ve acziyetlerini bilip ona yönelme-leridir.

Bu yönelmenin en güzel ifadesi de “kulluk – ibadet”;

ibadetin en güzeli de, “salât – namaz”;

onun diğer ismi de, “zikr”;

ve neticesi mi’rac’tır, ki böylece asli âlemine “uruc” yükselmedir.

 

Allah’a ulaşmak için insânlara lâzım olan maddi ma-nevi bilgiler yine Rabb’larından “vâhy-i ilâhi” peygamber-leri vasıtasıyla onlara ulaştırılmıştır.

 

Allah’ın (c.c.) insânlık âlemine en büyük lütuflarından biri de “vâhy”dir. Böylece cehilden ilme olan yolculuk mey-dana getirilmiş, bundan faydalananlar da ilâhi rahmete nail olmuşlardır.

Allah (c.c.) Âdem’i, kendi elleriyle “Rahmân”, “Akl-ı kül” sûreti üzere “halketti”, zuhura getirdi. 

Âdem, Havva’yı sol eye kemiğinden (kendi varlı-ğından), “Nefs-i kül” sûreti üzere “halketti”, zuhura getirdi.

 

“Âdem”le “Havva”nın birleşmesinden, çocukları;

“Akl-ı kül” ile “Nefs-i küll”ün birleşmesinden de, bu âlemler meydana geldi.

Âlemlerin meydana gelişi, her varlığın kendi merte-besi itibariyle “zât-ı Ulûhiyyet”i “takdis” (mukaddes) kıl-mak içindi.

 

İşte Muhammed (s.a.v.) efendimizin şahsında hem ge-nel, hem de birey olarak meydana gelen oluşumlar içerisinde kendisine sevdirilen üç şey’den

 

1.  Bir’i edilgen ve üretken olan “kadın”dır: 

Bireyde eş, genelde “Nefs-i kül”dür; eşten, çocukları;

“Nefs-i kül”den de, her an yeni yeni tecelliler olmak-tadır.

 

2. Koku : Yukarıda belirtilen genel olarak bütün var-lıkta mevcûd “nefes-i Rahmân”ın kokusu; diğeri de, beden-lerimize sürdüğümüz kokulardır.

 

3. Namaz : Yukarıda belirtildiği gibi âlemin ve var-lıklarının ulaşacağı en son kemâlli fiilleridir.  Bilhassa “in-sânlar” ve “cinler” (ibadet – irfaniyet) için zuhura getiril-mişlerdir.

İşte bütün bu hakikatlere vakıf olan Aleyhisselâtu ves-selâm efendimiz mübarek ifadelerinde “sevdirildi” diye be-lirttikleri üç şey ile bizlerin önüne kendi hakikatini ve ayrıca sonsuz ufuklarını açmaktadırlar, şükründen aciziz.

 

Yukarıdan beri izah etmeğe çalıştığımız husus bu âlemde, “yaratma”nın değil “zuhur” ve “tecelli”nin oldu-ğudur.

Bu kelimeyi metinlerde var olduğu için yeri geldikçe parantez içerisinde yanına, “zuhur” ve “tecelli” kelimelerini ilâve ederek kullanmaktayız. Cenâb-ı Hakk’tan cümlemize gerçekten anlayacak, tabiat ve şartlanmalarından kurtulmuş ön yargısız hür bir akıl vermesini niyaz ederim.