Atom

 

Kanada da yüksek “fizik kimya” eğitimi gören bir kar-deşimizin oradan “atom” hakkında sorduğu soruların cevap-larından bir kısmını mevzuumuz ile ilgili olmasından dolayı buraya almayı uygun buldum.

 

Fakir fizik ilmini bilmem, fakat gerçek tevhid ilmi bunları genel hatlarıyla çözümlemektedir.

 

 

Sevgili Ozan:

Atom bölümüne geçmeden evvel âlemlerin oluşumu-na kısaca bir göz atmamız gerekecektir;

şöyle ki:

 

Â’ma   -   Zât’ul Baht

Ahad  -   Ahadiyyet

İlâh                                                              -   Ulûhiyyet  =  Vahidiyyet  ® Zûlmet  -   karanlık

Zât âlemi :                                 ®  İlm-i ilâhi

                                                         Rûh’u A’zâm

                                                         Â’yân-ı sâbite

Râhman       Râhmaniyyet     ® Rûh’ul Kuds :

(Sıfat âlemi) :                                  hayatın kaynağı,

                                                         ilâhi ilmin belirlenmesi

Rabb            -   Rûbubiyyet       ®  Nûr’u ilâhi,

(Esma âlemi) :                                 aydınlanma

                                                         lâtif varlıkların oluşumu

Melik            Melikiyyet         ®  Işık = gölge = zaman

Mülk, şehadet âlemi, dünyalar        Çoğalma = görünme

                                                         Ortaya çıkma = zuhur

Yukarıdaki şamada görüldüğü gibi, âlemler; “İlâhi Zât”ın,

  1- 2 - Â’ma’dan ® Ahadiyyete,

  3 - oradan ®  Ulûhiyyet’e,

  4 - oradan ®  Râhmaniyyet’e,

  5 - oradan ®  Rûbubiyyet’e,

  6 - oradan ®  Melikiyyet’e tenezzülüyle

meydana gelmişlerdir.

 

İşte bu meydana geliş ile;

      1 - zûlmetten   ®  rûh’a,

      2 - rûh’tan       ®  Nûr’a,

      3 - Nûrdan      ®  ışık ve gölgeye,

      4 - atomlar vasıtasıyla da ® maddeye ulaşılmıştır.

Bu oluş zât-ı İlâhinin belirli seyr-i içerisinde “bâ-tın”dan zahire çıkmasıdır.

Maddeyi meydan getiren atomdan daha ilerisini, bu beşer idrakî içerisinde anlayıp, Nûr mertebesine ulaşmak çok zor olacaktır, çünkü o mertebeyi idrak edip anlayacak araçla-rımız yoktur. Ayrıca en büyük perde de kendi bireysel var-lığımızdır.

 

Bu dünyada iken madde ötesine ulaşmamız ancak “öl-meden evvel ölmek” ile veya rû’yada görmek sûretiyle mümkün olabilmektedir, bu da ayrı bir yaşam sistemidir.

 

Şimdi mevzuumuzla ilgili birkaç kelimenin lügat mâ-nâlarını vermeğe çalışalım.

Akıl : Saf bir cevherdirKülliyet ve cüz’iyyet’i idrak eden, cisme bağlı saf bir cevherdir.

 

Nefs : Nefs-i natıka = Konuşan nefs = külliyyat ve cüz’iyyatı idarak eden, cisme tedbir ve tasarruf eyleyen saf bir cevherdir.

 

Cisim : Üç uzaklığı = yani eni, boyu, derinliği kabul eden bir cevherdir.

 

Cevher :  Kendi nefsiyle kaim olan şeydir.

 

A’raz : Zahir olmak için bir vücûda muhtaç olan ve iki zamanda baki olmayan şeye derler.

 

Esir : (Arapça) Kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfuz eden, fizikçilerce ışık, hararet ve elektrik gibi şeylere nakil vasıtası hizmeti gördüğü farzolunan, tartısız, elastiki ve akıcı hafif bir cisim. (Kelime rumcadan arapçaya geçmiştir.) (Atom’un eskilerce izahıdır.)

 

Şimdi kısaca atomun kendisini ve arka planını incele-meğe çalışalım.

Nötron    = Çekirdekte var olan         =    yüksüzdür

Proton                                                = Çekirdekte var olan           =          (+1) yüklüdür.

Elektron = Çekirdek etrafında döner      = ( -1) yüklüdür.

 

Nötron    = Çekirdekte yüksüz           =    (zûlmet – karanlık)

                                                      (ana varlık, soğuk)

Proton                                                = Çekirdekte (+1) yüklü       =          (Rûh)

                (Nefes-i  Râhmani)  (Enerji hayat) (sulu kuru)

Elektron = Çekirdeğin etrafında        =    (Nûr - aydınlık)

                        Dönen (-1) yüklü               (Sıcak zaman)

 

Bu sistem içerisinde bâtında olan mânâlar uygun elbi-seler giyerek hayâli görüntüler halinde meydana gelmekte-dirler.

 

Fizikçiler feza dokusunun, karanlık, soğukluk ve za-mandan ibaret olduğunu söylemişlerdir.

Eğer sadece bunlardan ibaret olsaydı, ne feza ve ne de fezadaki hayat olurdu.

 

Fezanın Gerçek Dokusu :

  1. Zûlmet - karanlık - soğuk,
  2. Rûh-u A’zâm - ilmi ilâhi, sulu - kuru,
  3. Rûh’ul Kuds - Hayat,
  4. Nûr-u İlâhi,
  5. Işık - zaman, sıcak,
  6. Muhabbet’tir diyebiliriz.

Ancak, bu sistem içerisinde, sonsuz fezada hayat oluşabil-mektedir.

 

Nötron : Zûlmeti, karanlığı ve yokluğu ifade ettiğini, kendinde hiç bir “âlem” yükünün olmadığını söyleyebiliriz.

 

Proton : Rûh - nefes-i Râhmani = Enerji hayatın ta kendisi.  Böylece hayat ile (+1) artı bir yüklü olduğunu söyleyebiliriz.

 

Elektron :  Nûr = aydınlığı ve aydınlanmayı eksi bir (-1) yüklü olduğunu, bunların birlikte çalışmasından, yani dönmelerinden ve değişik sayı değerleri ile guruplar oluş-turmalarından da “Melikiyyet” yani (ışık ve gölge) de, birey olarak zamanda yaşamanın ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

 

“Esma’ul Hûsna” (Allah’ın güzel isimleri)

Dalga hareketi, “Esma’ül Hûsna”dan her bir zıt isim diğerinin zıddı ile artı bir (+1), eksi bir (-1) yani etgen ve edilgen olduğundan; her bir isim de kendi varlığını korumak zorunda olduğundan, birbirleriyle birleşip, birbirlerinde yok olup, kendi varlıklarını hükümsüz bırakamazlar. 

O yüzden her biri varlığını korumak zorunda oldu-ğundan bireysellikleri yüzünden birleşemezler, bunları külli olarak tutan “Allah” (c.c.) ismi câmi’idir

İşte bu yüzden aslında herşey ayrı ve tekler halinde iken “Allah” ismi ile bir bütün olarak, bu âlemdeki hayat oluşmakta ve devam etmektedir.

 

Hidrojen atomu 1 (–) elektron, 1 (+) protondan oluş-makta, yani bir  “bir”in; diğer bir “bir” ile birleşmesi ikiliği, iki zıt ismi, o da basit mânâda hayata kaynak olmakta, işte bu zıtlar çoğaldıkça daha geniş mânâda daha değişik oluşumlar meydana gelmekte, böylece Allah’ın güzel isimleri bütün âlemde devreye girerek mutlak ve müthiş bir sistem içerisin-de bu âlemdeki yaşamı meydana getirmektedirler.

 

“Gerçekten  MADDE  var mıdır? “  sorusuna gelince....

“Ef’âl âlemi” yani, yaşadığımız bu âlem, şartları ve itibarı ile hükmen var sayılmaktadır. Asılda ise kendine ait bir varlığı olmayıp ilâhi mânâların zuhur mahallidir. Nefes-i Râhmani tabiat üzerine vaki olup bu âlemlerdeki hayat, hayâ-li sûretler olarak zuhura çıkmıştır. Her (sûret) bir (sûre) ve o sûrelerin kısımları da “âyet”ler yani Hakk’ın o bölgede zât’ı-na ait  “işaret” leridir.

 

Böylece bu âlem Allah’ın vecihlerini  yansıtan koca-man bir aynadır.  Aynada görülen hayâl aslına ait ise de, aslı değil, hayâlidir. İşte her birerlerimiz asl-ı yansıtan birer hayâl olduğumuz gibi, aslın bizde olan zuhuru dolayısıyla da kendi-mize has gerçek birer varlıklarız.

 

Kûr’ân-ı Keriym  Haşr Sûresi 59/ 21. âyetinde;

¡b  £äÜ¡Û b è¢2¡Š¤š ã ¢4b r¤ß ü¤a  Ù¤Ü¡m ë

 æ뢊  £Ø 1 n í ¤á¢è  £Ü È Û

ve tilkel emsalü nadribüha linnasi

le’allehüm yetefekkerune

Meâlen :

“Bu misâlleri, insânlar düşünsünler diye veriyo-ruz.”  diye bildirilmektedir.

Yaşadığımız bu âlem bir uyku ve hayâl âlemi oldu-ğundan gördüğümüz, hissettiğimiz her türlü mevcud, misâl-lerle ifade edilmiştir.

 

Misâllerin gerçek hakikatlerini idrak etmeyince ger-çekten onları hakkıyla tanımak mümkün olamaz.  Onları ger-çekten idrak etmek için de kendi hakikatimizi idrak etmemiz gerekmektedir. Bu oluşmayınca ne kendimizi ne de yaşadığı-mız dünyayı ve varlıkları tanımamız mümkün olmayacaktır.

 

Gerçek dünyada yaşadığımızı zannederek, kendi kurduğumuz hayâl ve misâl dünyamızda yaşamış olmaktayız. 

Âhirete intikalimizde bize dünyadan sorduklarında doğru cevap vermemiz mümkün olamayacaktır, yukarıda bahsedilen Âyet-i Kerime bu hakikatleri ne de güzel açıkla-maktadır. (Umulur ki, fikir edersiniz.)

  

Atomun ağırlık değeri, (0,00000000000001 gr.) 

(10 -13 ) 13 sıfırdan sonra gelen değerdir,

ki “Hakikat-i Muhammedi”nin şifresidir

 

Atomlardan meydana gelen bu âlem ve ferdlerinin kaynağının “Hakikat-i Muhammedi” olduğu ve “Hakikat-i Muhammediye”nin de yoğunlaşmış nokta zuhur mahallinin Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğu bu yoldan da kolayca anlaşıl-mış olmaktadır.

 

Bu kısa izahlardan sonra, tekrar yukarılarda belirtilen mertebeleri özet olark hatırlamaya çalışalım.