N E C A T    N E D İ R

 

 

Bu kitabı derleyip düzenlerken, epey zamandır düşündüğüm bir hususu Terzi Babama sormayı düşünmüştüm, o da şuydu: 

 

Kendisinin vasfı “necat”tır, Nûh (a.s.) ın da vasfı “necat”tır.

Acaba bu “necat”lar arasında ne fark var idi?  

 

Bir müsait zamanda sorduğum bu soruma verdiği cevabı şöyle olmuştur:

 

[Bu vasfı (necat) bana ilk defa Nûsret babam 01.08.1964 tarihli mektub ile izafe etmişlerdir.

Daha sonra Cenâb-ı Hakk, daha evvelce de belirttiğimiz gibi zuhuratlarımızda gösterilmişti. 

Daha sonra mânâ’da (İzmir) Ze.. anne tarafından tasdik edilmişti.

Daha sonra (B. G. İ.) rumûzlu kardeşimize 11.04.2003 Cuma 22.00 de “Vedudum Necat’tır, Necat’ım Vedud’dur,” tasdiği gelmiş.

Böylece “necat” mânâ âleminden verilen bir vasfımız olmuştur.

 

Sakın ha ... Nûh neciyullah ile buradaki necat-ı karşılaştırıyoruz sanılmasın. 

Nûh (a.s.) Allah’ın (c.c.) büyük bir peygamberidir, biz ise aciz bir kuluz. Nûh (a.s.) ın hâli geneldir, bizim hâlimiz ise, özel (indi) dir, kimseyi bağlamaz, ancak bu zevkî bir hâl ve ilimdir.        

 

İbrani lûgatında “NûH”un (RAHAT) mânâsına olduğu ifade edilmiştir. 

Hâl böyle olunca “Nûh neciyullah” mânâsı, Allah’ın o mertebedeki (rahat-ı huzur) ve kurtuluşu demek olur, ki her mertebede ayrı ayrı zuhur ve yaşantısı vardır. 

 

Şimdi özet olarak kısa kısa bunları incelemeye çalışalım.

Aslında Kûr’ân-ı Keriym’in her yönü, hayâl ve vehimden necat’tır.

 

1.  Cenâb-ı Hakk Âdem (a.s.) ı “balçık-toprak”tan halk etti. 

Toprak ise aslı itibariyle “Hikmet”tir.” (venefahtü“içine rûhundan üfledi”. 

Böylece toprağın ağırlığından “hikmet” ile rûhun hafifliğine (necat-rahat-huzur) ile ulaşıp kurtulmuş oldu.  İlk necat budur.

 

2.  İdris (a.s.) çok ibadet ve riyâzat yapıyordu, böylece kendinde büyük bir lâtiflik hasıl oldu ve Cenâb-ı Hakk onu “mekânen âliyyen” “yüce mekâna” yükseltti. Böylece o da “hava” ki (kuvvet) tir, havai-yattan “nefs-i hevası”nın kuvvetinden necat bulup rahat ve huzura kavuşmuş oldu.

 

3.  Nûh (a.s.) kavmine uzun seneler nasihat etti “vester şevsiyab”, onlar Nuh-u dinlememek için sırtlarındaki örtülerini ters döndürüp başlarını ve kulaklarını örterek, onu dinlemek istemediler. 

 Nihâyet Nûh tufanı oldu kavmi suda boğuldu“SU” (ilim)dir, aynı zamanda da (hayat)tır.

Nûh (a.s.) vücûd gemisi ile kendi mertebesi itibariyle ilim deryasında yüzerek necat bulup rahat ve huzura kavuştu

Kavmi ise, kendilerine ait olan hayatı, suya gark olarak bulduklarından dünyadan “necat”ları suda gark olmakla oldu.

 

4.  Nemrud İbrahim’e çok eziyet etti ve sonunda ateşe attı.

“ya naru küni berden ve selâmâ”

Cenâb-ı Hakk ateşe, “ey ateş soğu ve selâmette ol” dedi, bulunduğu yer gül bahçesi oldu.

 

“Ateş” (Azamet)tir, böylece Nemrud’un zahir, bâtın azameti İbrâhim’i yakamadı, çünkü üstünde “Hullet” esmâ-i ilâhiyyenin dostluk örtüsü ve kibriyası vardı. Böylece İbrâhim de ateş’ten necat bulup rahat ve huzura kavuşmuş oldu.

 

Bu mertebelerdeki kişi “anasır-ı erba’a” beden yapımızı meydana getiren (dört ana unsur) “toprak, su, ateş, hava” ve bunların tabiatlarından Necat bulup rahat ve huzura kavuşmuş olması lâzım gelmek-tedir.

 

5. Musâ (a.s.) kavmini Mısır’dan çıkarıp Kızıl denizden geçirerek Tûr-i Sîna da Tevrât-ı şerifi alması o mertebede ki (İsriyyet) “Hakk-a yürüyüş” ün necat-ı dır.

 

6.  Meryem oğlu İsâ (a.s.) “ve eyyedna hu birûh’ül kûdüs” “biz onu rûh’ül kûdüs ile destekledik” hükmü ile, beşeriyetinden necat bulup gök ehli oldu.

 

7.  Necat-ı Muhammed-i âlemde (azb) azab anlayışını rahmet anlayışına döndürüp, “Rahmeten lil âlemiyn” hükmü ile âlemlere rahmet olmaktır.

 

8.  Fırka-i Nâciye : Bütün fırkaların (topluluk) hepsini kendi bünyesinde toplayıp bulundukları yerdeki haklarını vererek onları da bünyesinde toplayarak (fırkalılık) farklılıktan kurtarıp kendi bünyesinde tevhid edendir.

 

 Necat                         kurtuluş;                kurtuluş  istiklâl;      istiklal  hürriyet

 

   Hürriyet  bağımsızlık;  bağımsızlık   ulûhiyyettir.

 

Ulûhiyyet ise,   bütün âlemlerde necat’tır,

ki “hubb”iyyet olan  “mertebe-i  Muhammed-i”  dir.

 

Diğer mertebelerde mahalli olan necat,

“mertebe-i Muhammed-i” de umumidir, yani bünyesinde her mertebenin “necat”ı vardır.

 

“Makam-ı Muhammed’i”den ümmet’ine geçen bu necat bu yönüyle diğer necatlardan ayrıdır, aradaki fark da budur.]

 

Diyerek özetle Terzi Babam sorduğum soruyu böylece izah etmiş oldu.

 

B. G. İ. Rumuzlu kardeşimizin NECAT-iyyet hakkındaki bir varidatında Terzi Babam’dan izin olarak mevzu ile ilgili olmasından dolayı buraya ilave etmeyi uygun bulduk.

 

20.07.2005

Zatı itibariyle SIR olup,

irfan olunma hubbiyetinde,

kendinden kendine yaptığı kendi irfaniyet seyrindeki

Hatm-i NECAT MARUFİYETİ (bilinmekliğidir.)

 

Kûdsi Hadisin bildirdiğine göre,

“küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en u’refe fehalaktül hal-ka liu’ref”

mahfi (hafi/gizli) kenz (hazine) idim,

bu halde en u’refe (irfan olunmayı) ahbebtü (hubb/muhabbet ettim)

bu halde liu’ref (irfan olunma için) halkı, hâlâk (halk) ettim.”

 

   mahfi kenz (hafi olan yani gizli hazine),

Kendi (zat) (mutlakiyet itibariyle arifiyet) arifliğinde kendinden kendine, haliyle kendisinin irfan olunma seyrini muhabbet ediyor, demektir.

Burada mahfi kenz (hafi olan yani gizli hazine), irfan olunma hub-biyeti ile irfan olunmaya vasıl olma seyrinde tenezzülen hamd etmeye başlıyor, demektir.

 

Vasıl olduğu arzuladığı ki, rıza olduğudur (radiyeten).

Rıza olduğunun göründüğü ki, rıza olunandır (mardiyeten). 

 

Her vasıl olunan safha (mertebe), onun Necat’ı olmaktadır.

“el hamdülillah” sırrı gereğince, hamdın hatmi (kemâli) ile hüviyet olarak hâlâk edilen halk, hüviyet-i Muhammed-i olarak Allah şehadetine vasıl olur, ki bu vasılıyet, onun Necat’ıdır.

 

     Böylece bir yandan hamdın vuslatı ve Necat’ı olan Muhammed, aynı zamanda Allah şehadeti itibariyle Necat da kendi necatiyetini hatmeder ve aslı olan mahfiyetine rucu olunur.

 

Diğer bir ifadeyle;

“İrfan olunma hubbiyeti”, kendinden kendine, yani “irfan olunma hubbiyetinde” “hu” nun irfan olunması, ancak “hu” nun hubbiyetine vasıl olması halinde NECAT bulur.

Ve bu muhabbet Ehadiyetini tasdiken kendisini (ki eşşehadeti olan İnsân-ı Kâmilin remzi itibariyle 19, ki bölünemeyen tek sayıyı) muhtevi olarak,

 

1.    akl-ı kül - nefs-i kül, (kalem ve levh)                 (2)

2.    arş - kürsi,                                                   (2)

3.    yedi kat sema/ay (yedi nefis mertebesi)             (7)

 

 

 

4.    hava – ateş – su - toprak, (enasır-ı erbain)   (4

cemadat (maden) – nebatat - hayvanat                   (3)

 

toplam 18 alemde tenezzülen merhale merhale (Şeriat – Tarikat – Hakikat – Marifet) olarak ve (Tevhid-i Ef’al – Tevhid-i Esma – Tevhid-i Sıfat – Tevhid-i Zat) olarak 5 Hazret makamın mazhariyeti üzere Hakikat-i Muhammed-i hakayıkı gereği, NECAT zevkini ikmal eder.

 

    Yani “irfan olunmaya” vuslat, kendi hubbiyetinde gizli olan “NE-CAT” ı  tatbikat ile gösterir hale getirerek, tasdik görmüş olur.

Böylece kendi hubbiyetinde NECAT, bir taraftan irfan olunmaya itici güç olurken, diğer taraftan da irfan olunmaya vuslat ile murat meyva olanı, Muhammed-i isim olarak şehadet görür, diyebiliriz.  

 

Kendi (zat) (mutlakiyet itibariyle arifiyet) arifliğinde iken yani kendi isimlendirmesi ile mahfi kenz (hafi olan yani gizli hazine) iken irfan olunmayı hubb etmesi ve bunu tatbikata koyması yani ona vasıl olması onun Necat’ıdır.

 

Ve aynı şekilde irfan olunma için halkı, hâlâk (halk) etmesi yani ona vasıl olması yine onun Necat’ıdır.

Böylece kendi zatında, irfan olunma hubbiyeti ile Necat olunmayı rûh kılmaktadır.

 

 

Nitekim,

 

“Rahmân alleme Kûr’ân” sırrı gereği,

“Rahmân”ın allem etmesi ile Rububiyeti, Rabblığı şehadet olur ve tasdik görür. 

 

Kendi zatında, irfan olunma hubbiyeti ile Rahman Kur’anı Allem et-mesinde Rububiyet makamı olarak tenezzülünde, “rabbül has” hakika-ti, “rabbül erbab” hakikatül hakayıkına inkılab edince, Necat bulur.

 

Böylece,

Ademiyyet makamında ® “ve nafahtü fihî min rûhî” 

 

Museviyyet makamında ® Ruh-u sultani

 

İseviyyet makamında ® “ve eyyednahü birûhıl kûdüsi”

® Ruhul kûddüs (Akdes ve Mukaddes)

   

     Muhammediyyet makamında ® “evhayna ileyke ruhan min emrina” ® Rûhu azam (Muazzam) isimleri

hep onun (HU – HÜVE) kendi mertebelerinde Necat olunmasını tasdiktir.

 

Yine,

“Rahmân alleme Kûr’ân” sırrı gereği,

     Rahmetullah tenezzülünde,

     Rahmân (tüm âlemler)  olarak

        Rahîm    (tüm âlemlerde hususiye) olarak şe’nde dir.

      Bu isimlerle tatbik görüp, kemal bulması, onun Necat’ıdır.

Diğer bir deyişle; yine

“küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en u’refe fehalaktül halka liu’ref”

mahfi (hafi/gizli) kenz (hazine) idim,

       bu halde en u’refe (irfan olunmayı) ahbebtü (hubb/muhabbet ettim)

       bu halde liu’ref (irfan olunma için) halkı, hâlâk (halk) ettim.”

hadîs-i kûdsisin de ki, halkın  hâlâk  edilmesi   yönünde,

       mahfi kenz (hafi yani gizli hazine) yi TOHUM (çekirdek, nokta) olarak,

       hâlâk edilen halkı da, içinde tohumları (çekirdekleri, noktaları) olan MEYVA olarak görülür.  

Bu halde Tohum (çekirdek, nokta)  ® Rahîm - Meyva

(içinde  çekirdekleri  olarak)   ®  Rahmân -  rahmâna

(meyvaya)  rahîm  (tohum)  olan, yani  aynı  zamanda

rahmânın (meyvanın) içinde rahîm’dir (tohumlardır.)

      Yani Vasıl olduğukendiNecatiyeti, Kendinden kendine, kendi-dir.

 

    Tohum ® Gaybı       (hafi yani gizli hazineyi)

Meyva  ® Şehadeti  (irfan olunma kemalatını)

 

GAYBI (Tohum)  ve ŞEHADET (Meyva)

                      HÜVE

er RAHMÂN (Meyva)  er RAHÎM (Tohum) 

 

“gaybı ve şehadet HÜVE’r rahmânir rahiym”

 

Tohum ® HAMD

Meyva  ® MUHAMMED

 

         Daima, bir önceki hali ile TOHUM, bir sonraki hali ile MEYVA ile sonsuz illiyet (sebep netice münasebeti) tatbikatında devam eder.

 

         Evveli  Tohum (çekirdek) irfan olunma hubbiyeti gereği meyvasına neden (sebeb) olup, meyva, tohumun neticesi (ahiri) olarak kemal bulur.

         Böylece irfan olunma hubbiyeti, murada vasıliyet ile NECAT’a erer.

 

        Diğer deyişle, hamd vuslat seyriMuhammed olarak Necat’ına tasdik ve şehadet olunur.

 

         Yani Necat, bu muhteşemliğin ruhu, özü olarak görülmektedir diyebiliriz.

®    HÜVE    ¬

“külli yevmin HÜVE fiy şe’n”

(külli yevm “Hüve” nin şe’n’i hakkındadır) 

        Bu kemalat, bünyesinde nice tohumları mündemiç ve muhtevidir.

        Vuslat, tohum – meyva – tohum ve ilh... sürecinde devamdadır. 

         Diğer bir anlatımla;

         Rahmân isminin mazharı olan arz (toprak), bünyesindekileri (batı-nındakileri) (muhtelif şeylerin tohumları) ile Rahîm ismini izhar eder.

İrfan olunma hubbiyetinin “vebtegu ileyhil vesilete” sırr’ı gereği, sema’dan ilka olarak görünen (yani lika nûru muhtevi) rahmet ile to-hum, kendindekine irfan olunma tatbikatında bu sefer rahmân ismi mazharı meyvasına vuslatı görünür. 

   Çekirdeğin, (kendindeki kendine irfan olunması ile hüviyetinin tas-diği olan) meyvasına vuslatı, hamd seyrinde, onun Necat’ıdır.

   O meyva ki, arz (toprak) misali Rahmân isminin mazharı olup,

bünyesinde  (batınında)  ki  tohumların  varlığı  ile  de

         Rahîm isminin müjdesi ve mazharıdır.

 

  O noktada vuslat o tohumların görünmesidir, ki bu da hamd seyrin-de, onun Necat bularak, Muhammed görünmesi olur.        

 

   Nûh isminde, muazzam ve muhteşem dalgalardan zarar görmeyecek vücûd gemisinin inşası ile bariz olarak kıssa edildiği üzere (ki Allahın dediğinin şeksiz şüphesiz yerine getiren Allah abdiyeti (kulluğu) tatbikatı...)  her makamın (mertebe olarak) billâhi (Allah ile) lillâhi (Allah için) inşası o makamın Necatiyetidir 

 

   Demekki, mahfi kenz (hafi yani gizli hazine) olarak,

   İrfan olunma hubbiyetinde “vuslat ve necat” mahfuz olup,

   İrfan olunma seyri (yâni tohum), hamd etme sürecinde aslına vuslat edip, içinde tohumları havi Muhammed’e vasıl olduğunda Necat bulur.

 

 

         Rabb-ı mıza şükrederiz, nihayet bu kitabımız da Hakk’ın yardımı ile özet olarak tamamlanmış durumda dır, okuyan kardeşlerimize az da olsa İnşeallah fayda sağlamış oluruz. Cenâb-ı Hakk hazmını versin.

 

         NOT=Bu hususta daha geniş bâtın-î bilgi (Muhyiddîn-i Arabî) Hz. nin “Füsûs-ül Hikem” isimli kitabında mevcuttur dileyen oraya da bakabilir.