ALLAH’I VE PEYGAMBERİNİ, RÛ’YA-DA GÖRMEK.

 

 

(13/11/2009) CUM’A GÜNÜNÜN GECESİ. 

 

         (11/11/2009) Çarşamba gününün sabahı İzmirden dönmüş-tük, oldukça da yorgun idik. Orada ki günlerimiz çok güzel ve çok feyizli geçmiş idi. Eşyalarımızı boşaltıp yerleştirdik ve evde de biriken işleri yapmağa başlamıştık.

 

         (13/11/2009) Cum’a gününün gecesi yorgun bir vaziyette yatağa yatınca gecenin bir vaktinde şöyle bir zuhurat görmeye başladım.

 

         “Mekânsız bir mekândayım sağ tarafımda bir ranza var, adeta alt yatağı yok, sadece üstü var, sanki havada, boşlukta duruyor, gibi.  Üzerinde bir kimse var, sağ tarafına az uzanmış eğik bir şekilde duruyor.

 

            Aynı şekilde sol tarafımda da, aynı halde bir ranza var ve yine orada da bir kimse var, o da sağ tarafına az uzanmış o da eğik bir şekilde duruyor. Sağ tarafımdaki kişinin ayak tarafı bana doğru, sol tarafımdaki kişini ise baş tarafı bana doğru duruyor. Ancak tam yatık değiller.

 

            Ben az geride, ikisinin arasındayım, sağ tarafımdaki kişi! (öylemîiiiii dedin?) Diye çok lâtif ve îmâlı bir şekilde soru halinde olan bu kelimeleri söyledi.   

       

         Bende cevaben; (yâ Hz. ALLLAH) (yâ Hz. ALLLAH) (yâ Hz. ALLLAH) diye üç sefer tekrarladım.

           

        Sonra sol tarafımdaki kişi; (doğru dedin) diye tasdik etti.

 

        Ben o na da! Cevaben (Yâ Hz. Rasûlüllah) (Yâ Hz. Rasûlüllah) (Yâ Hz. Rasûlüllah) diye üç sefer tekrarladım”.

 

Bu halin müthiş irfaniyyet-i ile uyandım. Saate baktım (3,30) civarında idi..

 

         Kalkıp, gördüğüm bu “zuhurat-ı-sahne” yi unutmamak için manâlarını harf elbiselerine büründürerek yazmağa çalıştım. Ancak kesrete dökülen bu kelimelerin ifade ettiği manâlar nerede; görüntüdeki gerçek manâlar nerede. Ne yapalım ki, manâyı anlatacak başka da yolumuz yoktur. O yüzden mümkün olduğu kadar anlaşılır bir şekilde yazmağa gayret ediyorum. İnşeallah şu veya bu sûretle okuma fırsatını bulanların idrakleri bizlerden daha ileridir de, anlatılmak istenen manâları, anlatmak isteyenden daha iyi anlarlar. Şimdi bu zuhurât’ın yorumuna gelelim, İnşeallah.

 

         (13/11/2009) Cum’a gecesi görülen (rû’ya-zuhurat) ın özet yorumlanmasıdır. Tabi i ki, daha başka yorumları da olabilir. Ancak bu yorum mutlak bir ölçü değildir kimseyi bağlamaz.

 

         Evvelâ yukarıda görülen sayısal değerlere bir göz atalım. (13/11/2/9) bilindiği gibi bunların ayrı, ayrı değerleri vardır. (13) Hakikat-ül Ahmediyye, (11) Hazret-i Muhammediyye, (2) zâhir ve bâtın, (9) ise Hakikat-i Museviyyet’tir. (10) Hakikat-i İseviyyet, (12) ise Hakikat-i Muhammediyye’dir.     

 

          (9) Museviyyet-Tenzîh-Allah-ı yukarılarda- arama.

         (10) Îseviyyet-Teşbîh-Allah-ı şehadet âleminde arama.

         (11) Hz. Muhammediyyet-Tevhîd-iki hâli birleştirme.

         (12) Hakikat-i Muhammediyye-İnsân-ı Kâmil-Tevhid-i bâtınî. Kişinin bütün âlemleri ve kendini de bir bütün halinde idrak etmesidir.

        

        (13) Hakikat-i Ahmediyye ise yukarıda bahsedilen bütün mertebeler ile tevhid-birliğinde kendi sınırları içerisinde, Hakk’tan halka “hicret” edip, görevli olarak halkın arasına karışmaktır, diyebiliriz. Bunları ifade etmekten gaye nedir diye sorulursa, gelecek satırlarda zuhuratın daha iyi yorumlanmasına katkı sağlayacağı düşüncesi ile belirtilmiştir diyebiliriz. Çünkü bu terim ve mertebeleri bilemez isek anlatılmak istenen manâları da hakkıyla anlayamayız. Bu yüzden az da olsa bu terimlerin bilinmesinde  büyük fayda olacağı aşikârdır.