altı tür Allah anlayışı vardır

Genelde pek çok olmakla birlikte, özelde altı tür Allah anlayışı vardır. Hattâ ne kadar düşünen insân beyni varsa o kadar çok Allah anlayış ve inancı (kabul ve red)yönüyle vardır, diyebiliriz. Şimdi bunları incelemeye çalışalım.

 

         (1) Sadece zann-î ve hayalî, gaflet ile ibadetsiz bir anlayış.

         (2) Sadece zann-î ve hayalî, gaflet ile ibadetli bir anlayış.

         (3) Merteb-i İbrâhîmiyye de, fiillerin birliğinde ki, “zâhiri Tevhid” anlayışıdır.

         (4) Mertbe-i Mûseviyyet’te, İsimlerin birliğinde ki, “zâhirî Tenzih” anlayışıdır.

         (5) Mertebe-i İseviyyet’te, Sıfatların birliğinde ki, “Teşbîh” anlayışıdır.

      (6) Mertebe-i Muhammediyye de, Zatların birliğinde, bütün mertebeleri de, kendinde toplayarak meydana gelen “Mutlak Tevhid” anlayışıdır.

        

         Kısaca yukarıda bahsedilen ifadeleri anlamaya çalışalım.

 

         (1) Sadece zann-î ve hayalî, gaflet ile ibadetsiz bir anlayış.

        Bu anlayış da, çok türlüdür. Ancak bir asla dayanmadığından şartlanmışlık ve hayalî bir zann olduğundan değerleri yoktur.

       

         (2) Sadece zann-î ve hayalî, gaflet ile ibadetli bir anlayış.

        Bu anlayış da, çok türlüdür. Yukarıdakinden farkı daha ciddi bir düşünce ve muhabbet ile Hakk’a yönelmektir. Ancak bu anlayış dahî şartlanmışlık sınırları içersinde hayalî bir Allah anlayışıdır.

 

        (3) Merteb-i İbrâhîmiyye de, “Tevhîd-i ef’âl” fiillerin birliğinde ki, “zâhiri Tevhid” anlayışıdır.

        (Lâ fâile illâllah) “Allah’dan başka fâil yoktur” hükmü ile bütün fiilerin fâili Hakk’tır; anlayışının başladığı yerdir. Diğer anlayışlardan çok üstün bir anlayıştır. Ancak yine de bu anlayış bir bilgi kabilindendir. Bilgi kabilinden de olsa bile yine de Allah anlayışında bir inkilâb oluşturmaktadır. Bütün varlıkta fiilen dahi olsa Hakk’ın mutlak hakimiyyetini görme yolunun açılmasıdır.      

“Tevhîd-i ef’âl” İbrâhîmiyyet, aynı zamanda, “Tevhîd-i Zât’sız, Teşbîh”tir.  Bu cümleyi biraz açmaya çalışalım.

       

        Bilindiği gibi; Bütün Tevhîdler-i de, Tevhîd eden “Tevhîd-i Zat” tır. Bu mertebe ise Hz. Rasûlüllah (s.a.v.) efendimize ve onun ümmetine verilen “Tevhîd” dir ki; bütün varlığı her yönü ile sarmış-ihâtâ etmiştir.

        Buna göre “Tevhîd-i ef’âl” ise sadece görünen varlıkları “Tevhîd-birlemek” tir. Varlıklar da birlemek ise “teşbîh-benzeme” yoluyla olan “tevhîd” dir. Bu hâl ise “Tevhîd-i Zât’sız, Teşbîh”tir. Diyebiliriz.

 

        (4) Mertbe-i Mûseviyyet’te, İsimlerin birliğinde ki, “zâhirî Tenzih” anlayışıdır.

        (Lâ mevcûde illâllah) “Allah’dan başka muvcûd yoktur” hükmü ile bütün mevcûd’un, Hakk’tır; anlayışının başladığı yerdir. Ancak (Araf/7/143/ Lenterânî) “sen beni göremessin” dir.

 

        (5) Mertebe-i İseviyyet’te, Sıfatların birliğinde ki, “Teşbîh” anlayışıdır.

        (Lâ mevsûfe illâllah) “Allah’dan başka vasıflanmış yoktur” hükmü ile bütün varlık sıfatlarının Hakk’a ait’tir, anlayışının düşünüldüğü yerdir. İnsânlık tarihinde ilk def’a İlâh-î zât’ın teşbih mertebesi itibari ile bir insândan teşbîh-i mânâ da, zaman, zaman zuhur da olup, faaliyyet göstermesidir. “Bi iznî-bi iznillâh” “ölülerin dirilmesi, çamurdan kuşun uçması” gibi. Bu mertebe İlâh-î Zât’ın ilk def’a Zat mertebesi itibariyle bir insân’dan zuhuru ve faaliyyet göstermeye başladığı mertebedir. İnsâlık yaşamının tefekkür ve terakkîsinde çok büyük bir aşamadır. Cenâb-ı Hakk bütün âlem de “fiilleri, isimleri ve sıfatları” cihetiyle zuhurdadır. İnsân da ise Zât-î zuhuru vardır, bu oluşum ise Kelime-i “İseviyye de” mevcud olan hakikattir. İlk def’a (İsâ) ismiyle zuhur etmiştir.

       

        Bilindiği gibi (İsâ) kelimesi (ayn) ve (sin) harflerinin mânâ toplamıdır. Ayrıca iki harfinde de bitişik ilâve (ye) harfleri vardır. (Ayn) ( î©Ç ) bilindiği gibi “göz-pınar-kaynak-aynı-hakikat-i- özü” gibi daha bir çok mânâları vardır. (Sin) (󠎠) ise, müstesnâ Kâmil İnsân demektir. İki (ye) harfi de yakıynliği İfade etmektedirler hâl böyle olunca, oluşan ifade, (gerçek mânâ da yakıyn ile İlâh-î hakikat-i gören İnsân-ı Kâmil) demek olur ki, İseviyyet kemâlâtı budur. Hakk’ı bir teşbih-benzetme yönü ile müşahede etmektir. Bu

hakikat ilk def’a mânâyı İseviyyet ile zuhur etmiştir. (Ayn/70) (sin/ 60) sayı değerine sahiptir, (7+6=13) eder ki kaynağı bellidir. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmadan bu özet bilgi ile yetinelim.

 

        (6) Mertebe-i Muhammediyye de, Zatların birliğinde, bütün mertebeleri de, kendinde toplayarak meydana gelen “Mutlak Tevhid” anlayışıdır.