Ümmet-i Muhammed’in Allah’ı müşahâdesi mümkün müdür?

 

(En’am 6/31)

 

(kad hasirelleziyne kezzebu bilikaillâhi)

“Allah’a mülâki olmayı yalanlayanlar mutlak hüsrandadır.”

(En’am 6/52)

 

(ve lâ tatrüdilleziyne yed’une rabbehüm

bil ­ğadati vel aşiyyi yüriydune vechehü)

 

“Sabah ve akşam Rablarının vechini (yüzünü) görmek için dua edenleri huzurundan kovma”

 

(Bakara 2/115)

 

(ve lillâhil meşriku vel mağribü

 feeynema tüvellu fesemme vechullahi)

 

“Doğu ve batı Allah’ındır, nereye dönerseniz Allah’ın vechi (yüzü) oradadır.”

 

Mûsâ (a.s.) a  Mûseviyet Mertebesinde, 

“len terâni” “asla göremezsin” derken

           

Muhammed (a.s.) a Muhammediyyet Mertebesinde,

“feeynema tüvellu fesemme vechullah”

“nereye dönerseniz Allah’ın vechi (yüzü) oradadır,”

 buyuruluyor.

 

(Rad 13/2)

 

(yüfassılül âyâti le’alleküm bilikai rabbiküm tükınune)

 

“Allah âyetlerini açıklar, umulur ki, siz Rabbinize yakıyn olarak mülaki olacağınızı bilesiniz.”

 

(Hadid 57/3)

7 ¢å¡Ÿb j¤Ûa ë ¢Š¡çb  £ÄÛa ë ¢Š¡¨ü¤a ë ¢4 £ë ü¤a  ì¢ç ›S

› ¥áî©Ü Ç §õ¤ó ( ¡£3¢Ø¡2  ì¢ç ë

(hüvel evvelü vel ahırü vez zahirü vel bâtınü  

 ve hüve bikülli şey’in aliymün)

 

“Evvel, ahır, zahir, bâtın odur; o her şeyi hakkıyla bilendir.”

 

    (lâ mevcude illâ Allah)

 

“Mevcud yoktur ancak Allah  vardır.”

 

 

(Enfal 8/17)

(ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinnallahe remâ)

 

“Attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı”

 

(Kaf 50/16)

 

(ve nahnü akrebü ileyhi min hablil veriydi)

 

 “Biz ona şah damarından daha yakınız”.

 

(Ahzab33/56)

 

 

(innallahe ve melâiketehü yusallune alennebiyyi

  ya eyyühelleziyne amenu

  sallu aleyhi ve sellimu tesliymen)

 

“Gerçekten Allah ve melekleri Peygamber üzerine salât eder-ler, Ey imân edenler! Siz de ona salât edin ve gönül­den teslim olun”

 

(Enbiya 21/107)

 

(ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemiyne)

 

 “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönder­dik”

 

(Hadis-i Küdsi)

(levlâke levlâk lemâ halaktul eflâk)

 

“Eğer sen olmasaydın, olmasaydın bu âlemleri halk etmez-dim.

 

(Hadis-i Şerif)

(men arefe nefsehu fekad arafe Rabbehu)

 

“kendi nefsine ârif olan/bilen, kendisinin Rabbına ârif olur (bilir)

 

(Hadis-i Şerif)

“muti kable en temutu” 

 

“mevt olmadan (ölmeden) evvel mevt (ölü)  olunuz”

 

(Zümer 39/9)

 

 

(kul hel yesteviylleziyne ya’lemune  velleziyne lâ ya’lemune in­nema yetezekkerü ulul elbabi)

 

 

 “De ki; Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak Kâmil akıl sahipleri anlar”

 

 

(En’am 6/50)

 

(kul hel yestevil a’mâ vel bæsıyrü)

 

 

“De ki: görenle görmeyen bir olur mu”

 

(İsra 17/72)

 

(ve men kane fiy hazihî a’mâ fehüve fiy’l ahıreti a’mâ)

 

“Kim burada a’mâ olup Rabbini göremezse ahirette de a’mâ-dır!”

 

Ümmet- i Muhammed’in Allah’ı müşahâdesi mümkündür.

 

Yukarıda belirtilen ve benzeri bir çok âyet ve hadis bize bu­nun mümkün olduğunu göstermektedir, zaten gaye de budur.

 

Âdem ile başlayan Allah’ı bilme seyri

- yavaş yavaş yükselerek Mûsâ (a.s.) ® “Tenzih” mertebesinde,

görülmek istendi ise de,

“len terâni” “sen beni bu mertebede asla göremezsin,” hita-bı geldi.

 

- İsâ (a.s.) ® “Teş­bih” mertebesinde,

“rafe allahu ileyhi” “Allah onu kendi katına yükseltti,”

 buyurdu.

O’da orada kaldı geri dönemedi, daha sonra indirileceği, evvelce bahsedildi.

 

- Ve işte iki cihan serveri Allah’ın habibi son Peygamberi bir gece “sübhanellezi esra” ile başlayan muhteşem olguyu habibine hediye etti.

 

Allah’ın ezeldeki gayesi kendisinin bilinmesi idi, o gece bu bilinç Abd’iyyet mertebesinden kemâlini buldu. Bütün mertebeleri kendinde topladığından “Tevhid vahdet” meydana geldi ve bütün bu oluşumları ümmetine he­diye etti.

 

Ve ümmetinin belirli gayretleri sonunuda Allah’ı müşahâde edebileceklerini ifade etti.

 

İslâm,     ® “insânlığın” kemâli.

Mi’rac da  ® “İnsân”ın kemâlidir.

Bunun da kemâli ® “kadr” kadrini kıymetini bil­mektir.