Makam-ı Mahmud,

 

       Mekke-i Mükerreme’de Kâ’be’i Muazzama’nın olduğu yer. Ulûhiyyed mertebesinde ki Makam-ı  Mahmud’dur.

 

Diğer Makam-ı Mahmud,

  Medine-i Münevvere’deki Kabri Şerifleridir, ki

Risâlet mertebesi yönüyle olan  Makam-ı  Mahmud,dur

 

Birde İrfan ehlinin gönülledir,ki,

Bunlar “abd” olan seyyar makamlardır tanınmaları oldukça güçtür.

Bunların hepsinin sahibi ve zuhur yeri de Hz. Muhammed’dir.

        El Hamd sûresinde daima bunu okumaktayız. 

  Ümmetinin veli ve ârifleri de bu sırrın zuhur yer­leridir.

 

(İlgisi olması dolayısı ile yukarıda geçen bir pragrafı buraya da almayı uygun gördüm)   “Cenâb-ı Hakk her birerlerimizi faydalandırsın”    

 

 “Mutlak Tevhid” hakikatini bizlere yâni insânlık âlmine sunan ve (HAMD) hakikati üzere gelen (MUHAMMED) (s.a.v.) Efendimizdir. Ve (Elhamdü lillâhi) “Hamd Allah-a mahsustur) yânî “MUHAMMED Aleyhisselâm Allah-a mahsustur” yânî Ulûhiyye-te, Zât-î tecelliye tahsis edilmiştir. Çünkü Hakkın varlığında hem “Hâmid hem de Hahmud’dur” âlemde böyle bir zuhur yoktur. Ancak onun ümmetinin Ârifleri bu sırra kendi mertebeleri yönünden aşinâdırlar.

 

  (küntü kenzen mahfiyyen fe ahbibtü en u’rafe fe halak tül halka li u’rafe bihi)

  “Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevdim ve bu hal­kı halk ettim.” Hadis-i Kûdsisinde belirtilen, 

 

  “gizli hazine” zuhura çıktı ve bilindi, müşahâde edildi gaye tamamlandı.

 

       Her geçen gün kıyamet yaklaşmaktadır. Çünki herşey ortaya çıkmıştır, başka çıkacak bir şey yoktur.

 

       Öz itibariyle veli ve âriflerde herşey ortaya çıkmıştır ama genel itibariyle zâtî yaşam kemâlâtını ikmal edecektir.

 

       İnsânlık âlemi şu anda zât mertebesine ulaştı, onu yaşamaktadır.

       Yani insânlık âleminin,

 

       ef’âl âleminde bir yaşamı oldu,

       esmâ âleminde bir yaşamı oldu,

       sıfat âlemindeki yaşam tamamlanmak

      ve zât âlemindeki yaşama geçilmek üzeredir.

 

      Böylece Cenâb-ı Hakkın bütün âlemde zâtî tecellisi zuhura çıkacak, artık ortaya çıkacak bir şey kalmayacak, bütün kemâlât ortaya çıkınca kıyamet kopacaktır.

 

       “Kıyam et”, “ayağa kalk”, bu hakikati idrak eden kimse de kurtulmuştur. Buradaki kıyam, hem akli hem de fiziki bir bütünlük hâlinde olmasıdır.

       Buna göre kişi otururken de, yatarken de idrak ve tefekkür ile nefsaniyetinden arı, duru hâle gelmiş durumda da kıyamda olabilir. Yâni fizîken yatmış olsa da kendisi ayakta,kıyamdadır.

 

Hadis-i Küdsîde,

       “İnsânın sırrı, sırrımdır ve sırrımın sırrıdır,” buyruldu.

      Cenâb-ı Hakk insânın sırrının, kendi sırrı olduğunu ifade ediyor.

 

Devam ediyor,

 “Sırrımın sırrı diyerek insânın hakikatinin ne kadar özde, ne kadar gizli ve ne kadar değerlidir,” buyuruyor.

       Bir şey ne kadar gizli ise, o kadar değerlidir. Gizlilik, avamdandır.

 

  Muhyiddin-i Arabi mânâsında İdris (a.s.) dan kıyametin alâmetlerinden sorduğunda,

 

  “Âdemin halk edilmesi kıyamet alametidir.” demiştir,

 

  Kıyamet insân nesli üzerine kopacaktır. İnsân nesli yeryüzünde olmasa o zaman kıyamet da kopmaz, çünkü gereği yoktur.