TESBÎH

“TESBÎH”  kelimesi hakkında.



“Tesbîh” kelimesi “havada ve suda hareket etmek, geçip gitmek, yüzerek uzaklara gitmek” demek olan   "sebh" kökünden türemiş bir kelimedir. 
 

SEBEHA: (Sülâsî/üçlü fiildir ancak tesbih etmek anlamında kullanılmaz)

 

SEBBEHA: Tesbih etti.                

 

YÜSEBBİHU: Tesbih eder/ediyor.

 

TESBİH: Tesbih etmek.

 

SEBBİH: Tesbih et/emir.

                

Kûr’ân’daki anlamı, Allah-ı O’na yakışmayan şeyler den uzak tutmak, Allah-ı yüceltmek.



"Tesbîh" Allah'a ibadet etmede hızlı ol­mak anlamında da kullanılır.


Sübhân, Yüce Allah'ın zâtı­nın temizlik ve kutsallığını ifade eder. Buna "sübhâniyet" veya "subhiyet" diyebiliriz. Sübhân esmâ-i husnâdandır.


       Bu çalışmada, “sebbeha” fiilinin türevleri sebbaha yüsebbihu / tüsebbihu / yüsebbihune / sebbih vb.) ile “Sübhan” kelimesinin geçtiği Âyetlere yer verilmiştir.

     

       Bunların dışında,  “çok zikretmek, tesbih etmek”

 

anlamında tercüme edilen diğer 3 Âyet de en sonda belirtilmiştir.


İslâm gelmezden önce de "tesbih" sözcüğü biliniyor ve kullanılıyordu.

 

 

"Tesbih" kavramının İslâmî dönemde kap sadığı mânâ­ları ise şöyle sıralayabiliriz:


    

       Zemahşeri’ye göre "salât" farz namazları, "tesbîh" ise nafile ibadetleri ihtiva etmektedir.


       Kurtubî ise, lügat mânâsından hareket ederek, "tesbîh"in, akmak, gitmek, anlamına geldiğini ve Allah'ın noksan sıfatlardan tenzîh edilmesi mânâsına alındığını söyler.

 

          Bu yorumdan hareketle şöyle denebilir, "tesbih"; suya dalıp akıp gitmek ve gözden kaybolmak mânâsına geldiğine göre, Allah (c.c) da noksan sıfatlardan münezzehtir. Beş duyu ile ihata edilemez.

 

Nitekim şu yorum bunu te’yid etmektedir: "Tesbih" in lügat mânâsı olan "suya dalmak",  yüzen kişiyi gözlerden kaybeder ve uzaklaştırır. Belki de bu uzaklaşmanın mânâsı gelişerek gözlerin ihata edemediği bir varlığı kapsa­mıştır. İnsan düşüncesinde bunun en açık örneği Allah'dır. Zira O, insanların kendisini idrâk etmelerinden uzak olduğu gibi, kendisine yakışmayan sıfatlardan da uzaktır.

 

*****

 

       Diğer lügat ifadelerini de görmeye devam edelim.

 

       Tesbîh: Sübhânellah: Demek, Cenâb-ı Hakk’ı (c.c.) şanına lâyık ifadelerle yâdetmek. Yâni: Allah’ın zâtında, sıfâtında, ef’âlinde cem’i noksanlıktan münezzeh olduğunu ifade etmektir.  (Bak: Sübhan) 

 

       Sübhan:  (Allah c.c.)  

 

       (Tesbîh) “Sübha” çekilen tesbîh, tesbîh tanesi.

 

       (Sübha-î) Zâkir, zikredenin tesbîh-i.

 

       (Sübha-keş) Tesbîh çeken.

 

       Osmanlıca Türkçe sözlük:

 

       Sübhânellah:  Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve teaccübü ifade etmek için söylenir. Cenâb-ı Hakk’ın zâtında, sıfâtında ve ef’âlinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder. (Sühanallah ve Elhamdülillâh) cümleleri Cenâb-ı Hakk’ı (Celâl ve Cemâl) sıfatları ile, imâ yoluyla içinde olarak, vasıflandırılıyor. Celâl sıfatını içine alan Sübhanallah, abdin ve mahlûkun Allah’dan uzak oldukları, bakışına göredir.

 

       Cemâl sıfatını içini alan (Elhamdülillâh) Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle abde ve mahlûkata yakın olduğuna işarettir. Meselâ: Güneşin, biri yakın, diğeri uzak, olmak üzere bize dönük iki yönü vardır. Yakınlık yönüyle sıcaklık ve ışık veriyor, uzaklık yönüyle de insânların zarar ve ziyanlarından temiz ve sâfî kalıyor. Bu itibarla insan, güneşe karşı yalnız ve kabul edici olabilir. Fâil ve müessir olamaz. Kezâlik bilâteşbîh, Cenâb-ı Hakk rahmetiyle bize yakın olduğu cihetle ona hamd ediyoruz.

 

       Biz ondan uzak olduğumuz cihetle Onu (Tesbîh) ediyoruz, binâenaleyh, rahmetiyle yakınlığına bakarken hamdet. Ondan uzak olduğuna bakarken (Tesbîh) et ve her iki makâmı karıştırma. Ve her iki görüşü birleştirme ki, Hakk ve istikamet “mültebis-karışmış olmasın. Lâkin karışma ve birbirinin içine girme olmadığı takdirde her iki mâkâmı ve her iki görüşü hem değiştirip hem de cem edebilirsin. Evet “Sübhanallâhi ve bihamdihi” her iki mâkâmı cem eden bir cümledir. M.N.

 

       Cenâb-ı Hakk’ı şerikten, kusurdan, noksaniyet’ten, zulümden, acizden, merhametsizlikten, ihtiyaçtan ve aldatmaktan ve Kemâl ve Cemâl ve Celâline muhalif olan bütün kusurlardan takdis ve tenzîh etmek mânâsı ile saadet-i ebediyyeyi ve Celâl ve Cemâl ve Kemâl ve saltanatının haşmetine “medar-sebeb” olan dar-ı âhireti ve ondaki Cenneti haber verip buna delâlet ve işaret eder. (Ş) (Bak: Bakıyat-ı sâlihat)

 

      

*****

 

       Yukarıda belirtilen hususlar, genelde, zâhirî olarak kullanılan (tenzîh) anlayışına göre belirtilmiştir. Bütün mânâlarını ifade etmemektedirler. Bulundukları ve düşünüldükleri yerde “şeriat ve tarikat” mertebeleri itibarı ile geçerlidir, “hakikat ve marifet” mertebe lerinde ki anlayışları ise daha başkadır. Yukarıda ifade edilen, “her noksanlık,” kendi mertebesi itibarı ile, kendinin kemâlidir.  Evvelâ bu hakikatin anlaşılması lâzımdır.  

 

       “Tesbîh” in, (teşbîh) ve (tevhîd) mertebeleri itibarı ile de anlayışları vardır, yeri geldikçe bakacağız, İnşeallah.

       Bu kısa bilgileri verdikten sonra, bir de “tesbîh” kelimesini harfleri ve ebced hesâbı yönünden özetle incelemeye  çalışalım. 

 

       (|îjŽm)  (Tesbîh) Yukarıda bu kelimenin (se, be, ha,)  (€ l ) kökünden-harflerinden meydana geldiği ifade edilmişti.  ()  “sin” (60) (l) “be” (2) () “ha” ise (8) dir. Toplarsak, (60+2+8=70) tir. Diğer yönleriyle bakarsak, (6+2+8=16) (1) (6) (16-2=14) (1+6=7) (6+8=14) (1+4=5) tir.

 

       Çıkan değerler, (6) (2) (8)  (1) (6)  iki adet (7) iki adet (14) ve (5) tir.  Bu sayısal değerleri sırasıyla şöyle dizebiliriz. (1) (2) (5) (6) (7) (8) (14) tür.

       (|îjŽm)  (Tesbîh)  Şimdi de bu kelimenin sayısal değerine bakalım. (p) (te) (400) ()  “sin” (60) (l) “be” (2) (0) (10) () “ha” ise (8) dir. T0plarsak, (400+60+2+10+8=480) dir. Diğer yönleriyle bakarsak, (4+8=12) (8+1=9)dur. Çıkan değerleri sırasıyla şöyle dizebiliriz.  (1) (2) (4) (6) (8) (9) (10)(12) dir.

 

       (se, be, ha,) (1) (2) (5) (6) (7) (8) (14) tür.

 

      (Tesbîh) (1) (2) (4) (6) (8) (9) (10)(12) dir.

 

       Bunların ifadelerini:

       (1) Tevhid hakikatlerini.

        (2) Zâhir ve bâtın, hakikatlerini.  

       (4) Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet, hakikatlerini

       (5) Hazarât-ı Hamse. Beş hazret mertebesi, hakikatlerini. 

       (6) Cihetten tesirli olma, hakikatlerini. 

       (7) Ettur-u seb’a, yedi nefis turu, hakikatlerini. 

       (8) Sekiz cennet mertebesi, hakikatlerini.

       (9) Museviyyet mertebesi, hakikatlerini.

       (10) İseviyyet mertebesi, hakikatlerini. 

       (12) Hakikat-i Muhammediyye mertebesi, haki katlerini. ifade etmektedirler diyebiliriz.

 

       (14) ise bilindiği gibi bütün bu mertebelerde geçerli olan ve oralarda, Nûr-î mânâ da faaliyette olan Hakikat-i Muhammediyye’nin Nûr-î hakikatlerini, Nûr-u Muhammed-î deryasını ifade etmektedir diyebiliriz.

 

       Yukarıda da görüldüğü gibi (Tesbîh) hakikatinin bütün mertebelerle ilgili olduğu açık olarak görülmek-tedir.

 

       Bir başka yönden de baktığımızda, (€ l ) (SEBEHA) da “sin” İnsân-ı kâmil-i, “be” “ile” birlikteliği, “ha” ise hayatı, ifade etmektedir.

 

       Hâl böyle olunca çıkan netice, sıfat, İnsân-ı kâmil mertebesi itibarı ile bütün âleme “Hay” ismi ile hayat verilmesidir. İşte bu yüzden tesîih, (kudsiyyet) ifade etmektedir diyebiliriz.