Musa (a.s.) Yılan ve Âsâ

(27/10) “ Ve âsânı bırak. Ne zaman ki, onu sanki küçük bir yılanmış gibi deprenir gördü, geriye dönerek kaçt ve arkasna bakmadı, -buyuruldu ki-: Ey Mûsâ: Korkma, şüphe yok ki, ben -bir kerim mabudum ki- benim huzûrumda Peygamberler korkmaz.”

 

       Böylece bakın başka bir tahakkuk –faaliyet başladı.

Azîzül Hakîm. dediğinde yukarıda ki sahne bitti o kadar verdi. Yani o ateşin yanına gitmesi bir parça vermesi ateşten bir parça vermesi eşine ailesine bu ateşten bir parça alacağım demesi. O sahnelerin o kadar bölümünü verdi. O filmin diyelim yirmi dakikalık hâlini verdi. Atladı film nereye gitti. Mûsâ (a.s.)mın sihirbazlarla olan hazırlığına gitti yani o devreye ulaştı. Fir’âvn’a gitti. Fir’âvn mücadele etti. Sözleştiler hangi gün sihirbazların karşısına çıkacakları gibi onun hazırlığına başladı şimdi-oraya aldı işi-ne dedi

“Ve elki asâke”-Ey Mûsâ asanı yere koy

“felemmâ reâhe”

Vaktaki asayı yere koydu.

“Reâhe” -o asayı gördü.

“tahtezzu ke ennehe cânnün” Yere koyduğu zaman o asa yılan gibi titremeye başladı yılan gibi kıvrılmaya canlanmaya başladı. Bunu gördüğü zaman Mûsâ (as)

 

“vellâ”-oradan kaçtı.

“Müdbiran”-arkasını dönerek kaçtı.

“ve lem yüakkıb” -arkasına bile bakmadan kaçtı. Bunun üzerine bir nida geldi.

“ya Mûsâ”

“lâ tehaf”–sakın ha korkmayasın.

“innî” -muhakkak ki ben

“lâ yehâfu ledeyyel mürselîn”-yani benim yanımda mürsellerle peygamberler korkmaz. Allahın yanında olduğun zaman neden korkacaksın ki; karşında ne olursa olsun. Ama Mûsâ (a.s.) da daha bu babta tecrübesi olma-dığından daha yeni yeni bu risâlet işine alışmaya çalıştığından olağanüstü hadiseler onu biraz korkutuyor du. Burada yine yüce peygamberimizi hatırlamamak mümkün değil. Mi’rac gecesi kendisine en büyük Âyetler gösterildiği halde –bak ne diyor-“gözü ne sınırı aştı ne de şaştı. Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı.”(53/11/17)

 

       Onu hiçbir şey etkilemedi. Mûsâ (a.s.)’la Muhammed (a.s.) arasındki farka bakın. Elindeki asa yılan oldu. Mûsâ (a.s.) korkusundan kaçıyor. İlerideki Âyetlerde gelecek C. Hakk ona Tur dağından nida ettiğinde düşüp bayılacak. Yani Yarabbi bana kendini göster seni göreyim isteyecek  “len terânî” (7/143) (sen beni göremessin) eğer beni görmek istiyorsan şu dağa bak ikincide tekrar tecelli edip dağ paramparça olduğunda Mûsâ (a.s.) düştü bayıldı. C. Hakk Hz. Rasûlüllah’a Zât-îtecelli yaptığında kendisinde artma eksilme meydana gelmedi. Bunlar peygamberler arasındaki yaşam oluşumunu belirtmekte. Peygamberimi-zin değerini bildirmekte. Tekrar-Asanı yere koy. Asa-dal odun sopa demek.

-başka yerde (Tâhâ 20/17-18) Ya Mûsâ o elindeki nedir?-

Dedi ki

-Ya Rabb’î o benim asamdır.

-Ne yaparsın onunla?

-Ağaçlara vururum, yaprakları düşürürüm, yerlere koyunlara ot, yiyecek hazırlarım.

-Daha başka

-İşte ona dayanarak yürürüm. İşte bunun gibi bir çok menfaatleri vardır bana dedi.

O gün vahşi hayvanlar çoktu. Ona bir çok daha başka faydaları vardı. Asayı Mûsâ derler ya: Sûret olarak gözüken asa batın olarak nedir. “Akıl”dır.

 

       -Mûsâ (a.s.) mın o ana kadar oluşmuş, o günün kemâlâtı ile olan aklıdır. Şuayp (a.s.) dan aldığı bilgiler/gerek gönlünden aldığı İlhâmi bilgiler. Çünkü daha Tevrat-ı Şerif gelmemişti. Bunların karışımından meydana gelen kendisinde oluşan bireysel bir akıldır. Dayanıyorum dediği bu-bu aklıma dayanıyorum diyordu. Elinde tutması kullanması demektir. C. Hakk bu aklını bırak artık sen dedi. Yani bireysel beşer aklını bırak dedi. O zaman yerine bir şey koyması lazım. “Nudiye ya Mûsâ” (Nidâ olunan aklı tut.) dedi C. Hakk. Sana benim vereceğim aklımla bundan sonra hareket et, dedi ki, bu risâletin başlaması’dır.

 

       -Kendi bireysel aklını ortadan kaldırıp, İlâh-î Hakk’la muamelede bulunmak ümmetine, kavmine “Ve elkı asake”

Asanı yere at, “Fe lemma” vaktaki, “Reaha” onun aklı daha nefsaniyyetle karışık olan aklı elinden yere attığı için mertebesi düştü hayıflanmaya başladı. Peygamberin elindeyken, toprak üstüne gitti ve akıl orada kıvranmaya başladı, zorlanmaya başladı. “Keenneha cânnün” Adeta yılan gibi oldu. Yılan gibi nefsi emmâre, nefsi emmâreliği ortaya çıktı ama terk etti onu. Bunu anladığı zaman kaçtı Mûsâ (a.s.) ben elimde ne taşıyormuşum diye. Gerçi zâhiri ifadede aynen oldu. O hikâyeyi biliyoruz bize bâtın-î tarafıda lâzımdır. İşte onun aklı nefsi emmâre ağırlıklı olan bireysel aklıdır. Her ne kadar eğitilmiş olsa da yani İlâh-î bağlantıyı sağlayamadığı için nefs ağırlıklı idi ve at onu bırak dedi ve o canlanıp yılan haline geldiği zaman –müdbiren- ona arkasını dönerek kaçtı.

 

Uzaklaşmasının sebebi

1-Yılan olarak korkması

2-Ben neleri elimde tutuyormuşum diye terk etmesi onu uzaklaştırması, tekrar üzerime gelmesin diye.

“Ve lem yüakkıb” (ve arkasına bakmadı.) Her ne kadar korkudan arkasına bakmadı gibi idi ise de, nefsi emmâ-resine dönerim diye korktu da kaçtı. C. Hakk nida ederek

-Ey Mûsâ ondan korkma .Çünkü o senin elinde olan bir vasıta . Sen onun emrinde değilsin. İnni- muhakkak ki

“La yehafu ledeyyel mürselun” Benim indimde olan peygamber öyle yılandan v.s. korkmaz. nefsi emâreden.