Muhammed (a.s.)

(35) (Mâ kâne lillâhi en yettehıze min veledin subhânehu, izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûnu.)

      “Allah'ın bir (erkek) çocuk edinmesi olamaz. O, Sübhan'dır. Bir işin olmasına karar verdiği zaman, o taktirde sâdece ona “Ol!” der ve o, hemen olur.”

 

İşte bu Âyet-i kerîme’de belirtildiği üzere nasıl ki Cenâb-ı Hakk (c.c.) ın bir çocuğu olmaz ise (Ahzâb, 33/40.) Âyet-i kerîmesinde “Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum” yâni Muhammed (a.s.) sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır” ifâdesiyle belirtildiği üzere hakîkâti Muhammedîyye’nin de bu şekilde sûbuti olarak bir çocuğu olmaz.

 

Cenâb-ı Hakk (c.c.) âlemleri zuhura getirmeyi düşünüp programını yaptığında bu “hakîkâti Muhammedîyye” ismini aldı. Bu şekilde bir mertede olup o genişlikte bir ihâtaya sâhip olan bir varlığın “çocuğu olması” diye bir kavram olmaz. “Hakîkâti Muhammedîyye” zuhur ettikçe en son, nokta zuhuru olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) olarak dünyâda açığa çıktıktan sonra ancak onun fiziki çocuğu olur.

 

Manevi babalık ise İbrâhîm (a.s.) mertebesinde başlamaktadır. İbrâhim (a.s.) halkın babasıdır.

 

Hz. Rasûlullah (s.a.v.) Hz. Âlî (r.a.) hakkında (ebuttürâb) lâkabını kullanmıştır ki; gerçekten kendisi (toprak babası’dır) çünkü: (Ebu’l ervah) dan, yâni (Rûhların babası) olan Hz. Rasûlullah’dan aldığı emânet-i ilâhîyyeyi, zâhirleri topraktan halkedilmiş zuhurlara naklederek, asıllarına ulaştırmak üzere nefes-i Rahmânîyye yi, onlara üflemesi neticesinde, topraktan (Rûh ve nûr) kemâlâtı ortaya getirerek onların hem, Rûh’ul Kûds’ leri hem de (toprak’ları)nın (baba) ları olmuş ve bu dünyâdan ayrıldıktan sonra da bu halini devam ettirmiştir, halen de devam etmektedir. Bu hakîkâtin olacağını keşfeden Hz. Rasûlullah (s.a.v.) daha baştan ona (ebuttürab) demiş ve (Kerremellahu veche) diye de lâkablandırılmıştır ki; her yönden kerem sâhibi ve Allah’ın ona yüce ikramları olduğudur. İkram’ın en büyüğü ise kendi hakîkâtinin, kişinin kendine ikrâm ve ihsân edilmesidir.

 

Ol! emrinden sonra kendisinde o kâbiliyyet olan şey hemen olur. Çünkü o kâbiliyyet olmasa Ol! emri verilmez, eğer verilmiş olsa o mahalle haksızlık olur. Örneğin Tıp doktoruna mahkemeye gir avukatlık yap, şeklinde bir hükümde bulunmak ona haksızlık olur.