Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor


وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

      (127-) Ve iz yarfeu İbrâhîymül kavaıde minel Beyti ve İsmâıyl* Rabbena tekabbel minna* inneKE ENTEsSemi'ul 'Aliym;

* Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.

      Ey Habibim, ey okuyan kişi, o vakti hatırla ki,

      Düşün şimdi yum gözlerini bugün o gündür aynı zamanda, o mertebeyi de bugün insânlar yaşıyorlar, İbrâhîm, İsmâîl ile birlikte Beytin duvarlarından bir kısmını yükseltiyordu, işte yum gözlerini seyret, aç ufkunu.

      İbrâhîm (a.s.) ın orada olduğu devrede bir tufan bir fırtına olmuş ve Kâbe’nin temelleri  o şekilde ortaya çıkmış, işte ondan sonra o temeller üzerine Kâbe duvarlarını yükseltiyorlar, her birerlerimizin daha önce Nuh tufanında yıkılmış olan gönül duvarlarımızı makam-ı İbrâhîm’de toparlamamız gerekiyor, düzeltmemiz gerekiyor, işte yükseltiyor dediği o, yerden kurtarıyor artık, yükseltiyor işi ama bunu İsmâîl ile yapıyor daha evvel ki hadisede İsmâîl (a.s.) kûrb’an edilmişti, burada İsmâîl (a.s.) rol değiştirmiş oluyor, mertebe-i İsmâîl insânda faaliyete geçmeye başlıyor yani bu da Muhammediyetin hazırlıkları yapılıyor demektir, yani gönül Kâbe’sinin tamamlanması için.

      İbrâhîm (a.s.) a İsmâîl yardım etmemiş olsaydı bu hakikatler zuhur etmez çok başka yönlere giderdi, bir zamanlar kesilmesi emredilen İsmâîl (a.s.) yani kûrb’an edilmesi gereken İsmâîl (a.s.) aslında İsmâîl (a.s.) kûrb’ân edildi, çünkü orada niyet önemliydi fakat Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v) gelmesine sebep olacağından İsmâîl denen zuhurun yaşaması gerekiyordu ama İbrâhîm (a.s.) ın gönlündeki İsmâîl muhabbetinin çözülmesi, atılması gerekiyordu, işte İbrâhîm (a.s.) gönlündeki evlât muhabbetini kesti orada bitirdi ve bitirdikten sonra bu imtihanı kazandı.

      Burada bir sır daha vardır ki, o da, Hz. Peygamberin (s.a.v) çocuklarının küçük yaşta vefat etmeleri sırrıdır;

      Cenâb-ı Hakk acizmiydi, yaşatamazmıydı onun çocuklarını, ki küçük yaşta aldı elinden. Hz. Rasûllüllah’ın erkek çocuğu olmasaydı eğer, sadece kızları oluyor diye yani o günlerdeki anlayış üzere onda eksiklik var diye düşünülecekti,

      Hz.Rasûlüllah’ın (s.a.v) erkek çocukları yaşasaydı ve büyüselerdi onun şanına yakışan bir evlât olması için en az kendi değerinde, hatta kendisinden üstün olması gereke-cekti, fakat Hz. Rasûlüllah’tan sonra onun kemâlatında birisi gelemeyeceğinden onun erkek çocukları, dünyaya geldiler fakat küçük yaşta vefat ettiler.

      Ey bizim Rabbimiz yaptığımız bu işi bizden kabul eyle diye dua ediyorlardı  irfaniyetlerini de göstermek sûretiyle, “muhakkak ki Sen duyucu ve bilicisin” diyerek bu hakikati de söylüyorlardı, bizim dualarımızı, yaptığımız bu işi bizden kabul eyle, zâten Sen bunu hem duyucusun, hem de yaptığımızı bilicisin, diyerek Cenâb-ı Hakk’ın o vasıflarını da bildirip, bu işi yapmak sûretiyle.   irfaniyetlerini de or-taya koyuyorlardı.