Teslim ol


      (131-) İz kale lehu Rabbuhu eslim, kale eslemtü liRabbil Alemiyn;

      * Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.

      Rabbi ona, “o vaktide hatırla ki, Rabbi teslim ol” dedi, İbrâhîm (a.s.) da “âlemlerin Rabbine teslim oldum” dedi.

      Bu kadar kesin bir biçimde, daha evvelce bu hakikatleri nefsiyle birlikte yaşıyorken artık kendi varlığında Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığını idrak ettiği zaman teslim oldu, işte Muhammediyyet yolunda olan bir dervişin bu âyeti Kerîme’yi en keskin bir şekilde yaşaması gerekiyor ki yol alabilsin, çünkü İbrâhâmiyet mertebesi bunu gerektiriyor.

      Âdem (a.s.) dan başlayarak İbrâhîm (a.s.) a kadar gelen süredeki çalışmalar fiziksel, bireysel çalışmalardır, yani nefis teskiyesi, nefsini temizleme kendini bilmeye doğru yönelen çalışmalardır, İbrâhîm (a.s.) mertebesiyle birlikte ve ondan sonraki devreler artık Allah’ı tanıma mertebeleri yani marifetullah’a yönelme, hazerat-ı hamse çalışmalarıdır, işte buradaki teslimiyyet olan “sendeki varlık Benim varlığımdır, Bana artık kendini teslim et” demesidir, sadece elbisesiyle, cesediyle değil bütün varlığıyla teslim olmasıdır, eğer kısmen teslim olmuş olsa yine kendinde benlik meydanda olur, teslim etmediği yönüyle benliktedir, işte burası çok açık ve kesin olarak bir Hakk yolcusunun bu mertebede ne yapması lâzım geldiğini açık anlatıyordur.

      İbrâhîm (a.s.) bu emri aldığı zaman hiçbir şekilde itiraz etmeden “hemen teslim oldum” diyordu, ama “âlemlerin Rabbine” yani “Rabbül Erbaba teslim oldum” diyordu, Rabbül has’a teslim oldum demiyordu, daha evvelki mertebeler de kişi Rabbül hasına yönelmekte, yani kişinin kendisini kontrol eden Esmâ-i İlâhiyye’ye yönelmektedir, İbrâhîm (a.s.) mertebesinde ise, kişi kendi varlığını Hakk’a zâten teslim ettiğinden bu Esmâ-i İlâhiyye onun üzerinde tahakkuk etmiş oluyor çünkü varlık Hakk’a teslim edilmiş oluyor ve dolayısıyla o salt bir varlık olarak, cesetsiz bir şuur olarak Hakk’a varlığını teslim etmiş oluyor.

      Kişi kendi nefsaniyyetini Hakk’a devrettiği için Cenâb-ı Hakk ona o Esmâ-i İlâhiyyenin hakikatini giydiriyor ve bu mertebe de “hullet” olarak ve “halil” ismini alıyor.

      Bir kişinin üzerinde bir elbise varsa ona elbise giydirmezler ama o kimliğini o elbisesini teslim ettikten sonra Cenâb-ı Hakk ona İlâh-î bir kimlik vermeye başlıyor, işte hullet dediği bu dostluk elbisesini giydiriyor, ve ondan sonra ayrı ayrı esmâlar onun üzerinde tesir etmiyor, külli esmâlar yani Rabbül Erbabın mertebesi onda tesirata başlıyor, zâten İbrâhîm (a.s.)ın önceki dönemlerinde çıkan yıldızlara, aya, güneşe, bunlar benim Rabbim değildir, demesin de hep o mertebeye yönelme vardır.